Tarafzedelerden özür dilemeden gitti...

Eklenme Tarihi17.12.2012 - 2:30-Güncellenme Tarihi17.12.2012 - 1:01

Taraf’ın Türkiye’de askeri vesayetin geriletilmesi ve sivilleşme konusunda ciddi bir rol oynadığını teslim edelim. Ama dilim varıp Altan’a “demokrasi şehidi” muamelesi yapamıyorum

Taraf, sabahları kendi gazetemden sonra elimi ilk attığım gazeteydi. Her manşetine, her haberine katılmasam da, başka yerlerde okuyamayacağınız yorumlar, iç gıcıklayan haberler olurdu bu gazetede.
Gazete ilk çıkışında ordu, son dönemde ise Tayyip Erdoğan’a yönelik sert muhalefet yapma cesaretini gösterdi. O yüzden, Ahmet Altan ve Yasemin Çongar’ın ayrılışının sıradan bir medya haberi olmadığını, hatta Taraf’ın üslubu ve ses getiren manşetleriyle Türkiye’de askeri vesayetin geriletilmesi ve sivilleşme konusunda ciddi bir rol oynadığını teslim edelim.
Ama yine de dilim varıp Ahmet Altan’a “demokrasi şehidi” muamelesi yapamıyorum. Gerçek şu ki, Taraf’ın Türkiye’nin demokratikleşmesine katkısı kadar zararı da oldu. Mesele sadece bu gazetenin Balyoz, Ergenekon, Oda TV ve KCK davalarında (ilk dalgada) emniyet ve savcıların borazanlığını yapmış olması değil; mesele bu davalarda Taraf’ın yayınları nedeniyle hala birçok masum insanın cezaevinde olması.
Taraf, bilerek ya da bilmeyerek, bir dönem emniyette hakim gücün maşası olarak bu operasyonlarda bizzat kilit rol oynadı; kamuoyunda arzulanan havayı yarattı. Dezenformasyonsa, alası yapıldı.
Bugün gazetesi yazarı Nuh Gönültaş’ın twitter’da “Taraf gazetesi misyonunu tamamladı. Taraf, Ergenekon davası için özel olarak kurulmuştu. Taraf bu görev için kurulmuş bir koalisyondu“ sözü, beni düşündürdü. 
Taraf’ın kuruluşunda gerçekten bir ‘koalisyon’ var mıydı, bilemiyorum. Ama bakın o dönem gazetenin ‘Karanlık Oda’ diye takdim ettiği Oda Tv sahibi Soner Yalçın, elde sahte dijital veriler dışında bir belge olmamasına karşın 2 yıldır hapiste. BDP’den 10 bine yakın Kürt, KCK davasından terör suçlusu. Bakın bavulla Taraf’a gelen Balyoz belgelerinde sahteliği kanıtlanmış dosyalarda ismi geçen onlarca subay, hapislerde çürüyor. Çeşitli vesilelerle Taraf’ın hedefe oturttuğu Hanefi Avcı, İlker Başbuğ, Mustafa Balbay gibi “teröristler” hala Silivri’de. 
Bu davalar safsatadır demiyoruz; hiç demedik. Ama bu davalar masum insanları ekarte etmek, gücü tekelleştirmek için kullanıldı mı? Evet.
Taraf’a sızdırılan belgeler sayesinde yargılanan birçok insan, bu yılbaşı da çocuklarından, eşlerinden, sevdiklerinden uzak, zindanlarda olacak.
Taraf’tan bu davalarda takındığı tutum ya da yayımladığı sahte belgelerle ilgili en ufak bir ‘özeleştiri’ gelmiş olsa, Ahmet Altan gerçekten gözümde bir demokrasi kahramanı olurdu. Ama maalesef Altan’ın o duygulu, öfkeli, isyankar kaleminden, mahvettiği hayatlarla ilgili utangaç bir ‘özür’ cümlesi bile okumadım ben... 

Madalyonun yüzü
Her zaman söylüyoruz; demokrasiler sizin gibi düşünmeyenlerin de konuşma, düşünme, örgütlenme özgürlüğü olduğu yerlerdir. İdeolojik olarak, Taraf çizgisinin temsil ettiği liberal, otoriter devlet karşıtı çizgiye her zaman yakın durdum. Taraf iyi ki askeri vesayete karşı çıktı, iyi ki son dönemde Başbakan’a kafa tuttu, devletle alay etti. 
Ama madalyonun bir de karanlık yüzü var. Gazete onlarca hukuksuzluğa, haysiyet cellatlığına, medya lincine meşruiyet sağladı. Orada medyadaki kalan muhalifleri ‘tehdit eder’ yazılar kaleme alındı; polis fezlekeleri çarşaf çarşaf yayımlandı. O yayınlar yüzünden bugün hala hapiste olan insanlar varken, Ahmet Altan’ın gidişini minnet duygularıyla izleyemiyorum.
Yerinde ben olsam, yüreğim kaldırmazdı...

İşte Türkiye’nin terör timi!

‘Hariciye’ öteden beri Ankara’nın erkek-egemen bürokrasi kültüründe kadınların nefes alabildiği yegane adacıklardan biridir. Halihazırda 26 kadın büyükelçiyle, ideal kadın-erkek eşitliğinin gerisinde olsak da, birçok ülkeden fersah fersah ilerideyiz.
Bu hafta uluslararası bir terörizm zirvesine katılan Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile Abu Dhabi’ye gittiğimizde, karşıma eşitlik namına yüreklendirici bir sahne çıktı. Ankara’nın eşbaşkanı olduğu ve terörle mücadelede kritik rol oynayan 30 ülkenin katıldığı konferansta Türkiye’yi temsil eden ekip, ağırlıklı olarak kadınlardan oluşuyordu. Düşünsenize Davutoğlu, ABD’den Suudi Arabistan’a kadar birçok ülkeden üst düzey yetkililerin olduğu salona girerken, sağında solunda kadın diplomatlar var. Ne büyük gurur.
Yukarıdaki resimde Abu Dhabi’de rastladığım Dışişleri Bakanlığı Güvenlik ve İstihbarat Daire Başkanı Büyükelçi Tunç Üğdül, terörizm konusunda sağ kolu olan Genel Müdür Yardımcısı Ceren Yazgan Etiz, Abu Dhabi’deki müsteşarımız, Ankara’dan gelen Güvenlik ve İstihbarat Daire Başkanı Emriye Ormancı ve Şube Müdürü Özge Demirkurt var.

Masadaki ‘çok gizli’ Suriye planı ne?

Öyle denedik olmadı, böyle denedik olmadı.
Suriye konusunda Türkiye’nin İstanbul gezisinde Vladimir Putin’le paylaştığı ‘çok gizli’ damgası taşıyan bir plan var.
Beşar Esad’ın gitmesi ve Suriye’de adım adım geçiş süreciyle ilgili bir belge. İçinde Esad’ın nasıl ‘ikna’ edileceği, hangi mekanizmaların işletileceği, BM ve diğer kurumların sandık kurulmasında ne rol oynayacağı var. Duyduk ki Putin, ‘İlginç’ diyerek planı inceletiyormuş. Suudi Arabistan, Mısır ve Katar destekliyor. Amerikalılar da okumaya başladı.
Ama gel gör ki, bu hafta Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile 3 günlük Fas-Abu Dhabi gezisinde ne yaptıysak şu meşhur planı öğrenemedik. Radikal gazetesinden Deniz Zeyrek‘le Davutoğlu’na uçakta sorduk, yemekte sorduk, Abu Dhabi yolunda ve laf arasında dolaylı sorduk; ne yaptıysak ser verip sır vermedi. Deniz bir noktada “Size işkence yapmamız gerekecek” dese de, sayıca azdık, buna yeltenmedik. Deniz “Ben mühendislik mantığıyla çözdüm galiba” diyor. Ben ise hala anlayabilmiş değilim Türkiye’nin ‘top secret’ Suriye planını...

EtiketlerABDErgenekon