Çetin, 40 yaşlarında bir oyuncu. Daha çok çocukların sevdiği Süper kahraman He-go’yu oynadığından beri, neredeyse gerçek adını bilen yok. Yüzü ise her yerde; tişörtlerde, “Yüreğini sökeceğim” diye tekrar edip duran oyuncak bebeklerde, kendi evinde de aralıksız dönen kliplerde.

Bir video art projesi için Hz. İsa rolüne hazırlandığından evde kafasında dikenli taçla dolaşıyor, peygamber adımlarıyla yürüyüp, tahtaya çizili çarmıha çıkarak etkileyici konuşmalar yapıyor arada. Münzevi hayatı yaşadığı evde tek arkadaşı, eski karısı Saffet’in duvardaki tablosu. Saffet ona gerçekleri söyleyen belki de tek kişi. Muhtemelen bu yüzden onunla yapamamış ama onsuz da olamadığı için tablosuyla bitmeyen bir hesaplaşma halinde.  

Kendi değerini onun gözlerinden bakarak ölçüyor, pohpohlanmadıkça yara alan egosunu da sosyal medyadaki takipçi sayısıyla sarıp sarmalıyor. Ve seçmek mi daha değerli, seçilmek mi, diye Saffet’le münakaşa halindeyken dahiyane bir fikir geliyor aklına: Takipçilerinden birini seçip evine davet etmek!

Gelişigüzel bir seçim değil ama; talih kuşu 500 bininci takipçinin başına konacak. Böylece hem takipçi sayısını artırmış hem de ‘hayranlarına’ karşı ne kadar yüce gönüllü olduğunu göstermiş olacak. İsa müritlerine karşı nasılsa, öyle tıpkı. “Onun gibi düşünmediği anlarda kendini sınayacak, anlamaya ve anlatmaya çalışacak” kendi değişiyle. 

Gelgelelim, 500 bininci takipçi Ersin, Çetin’in değil anlamak ve anlatmak, selam vermek isteyeceği insan tipinden fersah fersah uzakta, “bol paçanın altına kundura giyen”, eziklikle yırtıklık arasında gidip gelen bir kenar mahalle çocuğu. Üstelik bir He-go fanı bile değil, kız kardeşi seviyor diye orada ve “bir resim çekinip” arkadaşlarına hava atmaktan başka derdi yok.

Gerilimle kahkaha iç içe

Ancak bu karşılaşma bir dizi tuhaflığa gebe. Çetin şaşkın şaşkın “Biz ne ara senli benli olduk?” diye üst perdeden sorup, “Önemi yok aslında, bir farkımız da yok,” diye karşısındaki faniye eşitlik payesi bahşededursun, Ersin tedirginliğini üstünden attığı gibi, giderek kontrolü de eline alıyor ve güç dengelerinin değiştiği, gerilimle kahkahanın iç içe geçtiği bir süreç başlıyor.

Altıdan Sonra Tiyatro’nun sezon sonu sürprizi “He-Go”, oyuncu-hayran ilişkisi gereği kendilerine düşen rolü oynamaya çalışırken sahtelikten kırılan, maskeleri indirip kendileri olmaya başladıkları anda çatışa çatışa tanışma yolu bulan Çetin ile Ersin üzerine kurulu nefis bir komedi. Çetin için Saffet iken, Ersin’e de eski sevgilisi Seda’yı hatırlatan tablo da bu ‘tanışma’nın gözlemcisi.

Yazar olarak bu bıçak sırtı ilişkiyi tıkır tıkır işleyen, merak dozu hiç düşmeyen bir kurguya oturtan, lafını da hiç esirgemeyen Halil Babür, oyuncu olarak da eşsiz bir performans sergiliyor. Ersin ancak bu kadar sahici bir tip olabilir, diken üstünde oturduğu koltuğa yayılıp Çetin’e el ense çekecek noktaya gelişi de ancak bu kadar inandırıcı ve komik aktarılabilirdi.

Yönetmen Yiğit Sertdemir bu incelikli ve sürprizli metni heyecan, merak, komedi, gerilim arasındaki git-gelleri mükemmel şekilde dengeleyen bir rejiyle aktarmış sahneye. Hani öyle böyle gülmüyorsunuz ama bu kahkahalar oyunun eleştirel sözünü de gölgelemiyor.

Ersin’dekine benzer bir değişimi de Çetin’de, dolayısıyla onu tepeden tırnağa büyük bir ustalıkla giyinen Alican Yücesoy’da görüyoruz. “Arabesk mi, ıyy toplumun afyonu” noktasındaki ‘elit’ zevklerin adamının içinden “Elindeyim işte oyuncak gibi” diye avaz avaz Güllü söyleyen bir arkadaş çıkıveriyor ve biz hiç yadırgamıyoruz. 

Ayşegül Uraz gerek Saffet olarak gerekse Seda olarak bir çerçeveyle sınırlı alanının çok dışına taşan bir etkiye sahip oyunda. Çoğu zaman tek bir bakışla bütün gidişatı değiştiriyor.

Kumbaracı50’ye adım attığınızda, fuayede bir şarkı karşılıyor sizi. “Gördüm anıtlarını nice görkemli çağın / Zamanın zalim eli, yıkıp etmiş yerle bir / Başları göğe değen kuleler darmadağın / Ve sonsuz tunç ölümün gazabına köledir”. Talat Sait Halman’ın çevirisiyle Shakespeare’in 64. Sone’si. Beste gene Halil Babür’e ait, seslendiren Çetin, yani Alican Yücesoy.

Çetin’in evinde aralıksız çalan klip şarkısı bu ve muhtemelen salondan çıkarken de sizinle birlikte kulağınıza takılıp gelecek. Bu çok güldüğünüz oyunun size aslında ne demeye çalıştığını hiç unutturmayacak. 

Dekoruyla, kostümüyle, müziğiyle, etkileyici afişiyle özenli, dört başı mamur bir oyun, “He-go”. Tiyatro sezonunu mutlu kapatmak istiyorsanız kaçırmayın.

“He-Go” / Altıdan Sonra Tiyatro

Yazan: Halil Babür, Yöneten: Yiğit Sertdemir, Dekor ve Kostüm Tasarımı: Ebru Özdemir, Oynayanlar: Alican Yücesoy, Ayşegül Uraz, Halil Babür, Yönetmen Yardımcısı: Gülhan Kadim, Video Klip: Onat Esenman, Şarkı Düzenleme: Burçak Çöllü, Efekt Tasarım: Onur Kahraman,

Afiş Tasarımı. Önder

Sakıp Dündar