Ah güzel aldırmazlık

Çoğumuz için çocukken anlatılan bir mutluluk masalı vardır. Doğduk, büyüyoruz, bir hedefe doğru gitmekteyiz. Nedir o, bir meslek sahibi olacağız, ‘ruh eşimizi’ bulacağız, yuva kuracağız. Güzel bir ev, araba, krediler, sağlıklı çocuklar, okul taksitleri, borçlar, gene krediler ve emeklilik düşleri. Pardon, mutluluk nerede diye sorarsanız, sanırım “gelecekte”.

Bahar ile Onur da devasa bloklardan oluşan bir sitede, bir kredi sarmalı içerisinde yaşayan genç bir karı koca. Adam ilaç sektöründe çalışıyor, kadın anaokulu öğretmeni. Legodan evlerinin içinde oynadıkları evcilik oyununu taçlandıracak bir bebek sahibi olmak için uğraşmaktalar. Derken Onur işten çıkarılıyor. Ve biz tam rayına oturmuşken kayaya toslayan mutluluk oyununun geçirdiği aşamaları izlemeye başlıyoruz.

Ah güzel aldırmazlık

Kıvanç Sezer’in ikinci filmi “Küçük Şeyler”, ilk filmi “Babamın Kanatları” ile başlayan üçlemenin ikinci filmi. “Babamın Kanatları”nda o blokların inşaatında çalışan işçilere dair çok sahici ve sert bir hikâye anlatıyordu, bu sefer o bloklarda oturanlara çevirmiş kamerasını.

Fakat bu sefer meselesi ne derece ağır olursa olsun, çok başarılı, zaman zaman absürt - bir mizahı eksik etmiyor. O mutlu hayat simülasyonunun çok saçma tarafları var ve Kıvanç Sezer onları çok güzel yakalayıp önümüze koyuyor. Bu, filmin en güçlü yanı.

İkincisi, şahane bir karakter yaratmış. Onur’un işsizlik karşısında aldığı tavır -daha doğrusu tavırsızlık öyle komik, öyle çileden çıkarıcı ve sevimli ki seyirciyi de Bahar’la birlikte ikilemlerde bırakıyor (filmin yabancı adı “La Belle Indifference - Güzel Aldırmazlık” çok uygun bu anlamda). Ayrıca bu bencil ve kaba ve sorumsuz ama sempatik, tatlı dilli, şeytan tüylü adam, son derece tanıdık biri. Elinizi sallasanız ana kucağından kopamamış bir Onur’a çarpar. Bu rolle dört ödül alan Alican Yücesoy sinemamızın en çok boyutlu ve sahici karakterlerinden birine başarıyla can veriyor.

Aynı şeyi kadın karakter için de söyleyebilmek isterdim ama Başak Özcan’ın yine son derece inandırıcı ve doğal kıldığı Bahar baştan itibaren sert bir kadın. Tatlı ya da kocasına karşı şefkatli anlarına pek şahit olmuyoruz. Genel olarak kızgın. Hatta bu yüzden o sorumsuz adama acıdığımız anlar var. Böyle bir kadın karakter tercih edilmiş olabilir ama gösterim sonrası Bahar’ın “güçlü bir kadın” olduğu üzerinde durulduğu için söyleme ihtiyacı duydum. Güçlüden ziyade sert bir kadın bence. Onur’u kariyeriyle beraber sevmiş, onun olmadığı noktada tahammülünü kaybetmeye başlıyor gibi görünüyor.

Ama bu “Küçük Şeyler”in evliliğe, ilişkilere, hayata dair önemli noktalara değinen, çok iyi anlatılmış, çok iyi oynanmış bir film olmasını engellemiyor. İrili ufaklı rollerde Nihal Koldaş, Müfit Kayacan, Kubilay Tuncer, Seda Türkmen, Ece Dizdar, Bülent Emrah Parlak, Barış Gönenen, Nezaket Erden, Tuğçe Altuğ gibi müthiş oyuncular var ve her biri o sahneyi unutulmaz kılıyor sahiden. Keşke Özlem Zeynep Dinsel’in oynadığı o yaşam koçunun bölümü daha fazla yer alsaymış, ayrı bir film olsa izlenir.

“Küçük Şeyler” bu cuma sinemalarda. Kültür Bakanlığı’nın her nedense destek vermediği, başta Kıvanç Sezer ile birlikte yapımcılığı üstlenen Kanat Doğramacı ve Tolga Karaçelik olmak üzere bütün ekibin canla başla bir ucundan tutarak hayata geçirdiği, izlemesi çok keyifli, üzerine çok düşünülüp konuşulacak bir film. Kaçırmayın derim. Seyirciden başka desteği olmayan iyi filmler için kalkıp sinemaya gitmezsek, izlemeye değer film bulamayacağız sonunda.