Bir aile halısının altı ne kadar pisliği kaldırabilir sorusu, her daim edebiyatın da sinemanın da tiyatronun da konusu. Aile içi şiddetler, tacizler, dayaklar rahat rahat yer bulur kendine de, cinayet işlemiş bir birey ne kadar saklanabilir kutsal yuva şemsiyesi altında?

Geçen hafta gene benzeri bir soruyu ele alan ‘Bayrak’ (Berkun Oya) oyunundan söz etmiştim. Yaşlı bir anne baba, karısını öldüren oğullarına kucak açıp açmama konusunda gel-gitler yaşıyordu.

Bu haftanın oyunu ‘Akşam Yemeği’nde ise suçlu çocuk(lar) 15 yaşında ve her anne babayı çarpıcı bir hesaplaşma - yüzleşme bekliyor. “Ben olsam şöyle davranırdım” demek o kadar kolay değil çünkü.

Diyelim ki iyi bir eğitime, işe güce, sosyal statüye sahip, her yönüyle ‘düzgün’ insanlarsınız. Toplumun ‘ayrıcalıklı’ sınıfından. Çocuklarınızı da öyle yetiştirmişsiniz elbet. Parlak bir gelecek planı, ayrıcalıklı olma bilinciyle. Bir gece iki kuzen; yaşları 15, şehrin göbeğinde bir bankamatik kulübesine para çekmeye giriyorlar. Yerde battaniyeye sarılı bir kütle yatmakta. Kendisine sıcak ve kuru bir yer bulmuş uyuyan evsiz bir insan değil, para çekme makinesiyle aralarına giren bir engel; ‘pis kokan bir kütle’. Dürtüyorlar, uyandırıyorlar, kalksın oradan istiyorlar, dolanmasın ayaklarına. Uyandırılan kadın ‘haddi olmayarak’ sinirleniyor, hırçınlaşıyor. Karşılığında iki çocuk kulübeyi ateşe veriyorlar. Yakarak öldürüyorlar kadını!

Siz ne yaparsınız?

Ve siz, itibarlı bir anne - baba olarak güvenlik kameralarından Youtube’a düşen görüntülerden teşhis ediyorsunuz çakmağı çakan çocuğunuzu. Kimse bilmiyor, ama siz biliyorsunuz ki o bir katil. Ne yaparsınız?

Düzgün bir insan olarak düzgün bir tepki verip adaletin kollarına teslim eder misiniz çocuğunuzu? Yoksa ortaya çıkmamasını umarak onu kollar, aile ‘itibarınızı’ ne pahasına olursa olsun korur musunuz? Bu vicdan azabıyla ömür boyu yaşar mısınız? Ya da gerçekten bir azap duyar mısınız? Yoksa “Bir kazadır olmuş, kadın da niye yatıyormuş ki orada” cümlesinde teselli arar mısınız? Yakılan kadının evsiz barksız biri olması içinizi bir parça rahatlatır mı? Sorular, sorular...

Gerçek olaydan esinlendi

Etkileyici metin seçimleri ile başarılı ekip oyunculuğunu buluşturmayı her daim başaran Semaver Kumpanya’nın, prömiyerini 21. İstanbul Tiyatro Festivali’nde yapan yeni oyunu ‘Akşam Yemeği’, bu kan dondurucu olaydan çıkıp cevapsız sorularla baş başa bırakıyor bizi. Cevap bulduğunuzu sandığınız anda şüpheye düştüğünüz sorularla.

Hollandalı yazar Herman Koch’un bizde de Doğan Kitap tarafından Burcu Duman’ın çevirisiyle yayımlanan romanından Kees Prins tarafından sahneye uyarlanmış, ‘Akşam Yemeği’. İşin korkunç tarafı, roman da Barselona’da yaşanan gerçek bir olayı baz alıyor, yazarın hayal gücüne veriştirip kurtulamıyorsunuz.

İki erkek kardeş ve karıları, lüks bir restoranda akşam yemeği yemek üzere buluşuyorlar ve masaya her gelen janjanlı yemekle korkunç sırra biraz daha yaklaşıyoruz. Kardeşlerden biri ünlü bir politikacı, güçlü bir başkan adayı, diğeri ise ailenin zayıf halkası olarak onun gölgesinde kalmaya mahkum olmuş. Politikacının karısı first lady olma hayaliyle kocasının her şeyine göz yumarken, diğeri şefkatli anne görüntüsünün altında yırtıcı bir kaplan taşımakta. Herkes ikiyüzlü ve sadece kendi çıkarını koruma peşinde. Sevgi dolu bir aile yemeğine hoş geldiniz.

Parlak oyunculuklar

Tamamı bir masa etrafında geçen oyunun yönetmeni Volkan M. Sarıöz. Semaver Kumpanya’nın kıdemli oyunu ‘Metot’un şahane dörtlüsü Serkan Keskin, Sezin Bozacı, Mustafa Kırantepe ve Sarp Aydınoğlu’na politikacı eşi olarak Şebnem Hassanisoughi de eklenmiş bu sefer. Hepsi çok parlak oyuncular olmanın yanı sıra, bu kadar uzun süre birlikte olmanın getirdiği uyumu da yansıtıyorlar seyirciye. Bir saatin dişlileri gibi tıkır tıkır işletiyorlar oyunu. Sahici bir aile yemeğinde hissediyorsunuz kendinizi; bu oyundaki gibi değil ama, birbirini tanıyan ve seven bireylerden oluşan bir aile gibi.

Bir oyun insanın bencilliğine, ikiyüzlü ahlak anlayışına, devrin vahşetine dair bu kadar çok şey söylesin ama bir an bile didaktik olmasın. İç dağlayacak bir konuyu ele alsın ama gerilimi yüksek tutarken kahkahayı da eksik etmesin. ‘Akşam Yemeği’ tam da böyle bir oyun. Alabildiğine karamsar, bir o kadar gülünç. O yüzden çok sahici.

‘AKŞAM YEMEĞİ’ / SEMAVER KUMPANYA

Yazan: Herman Koch / Uyarlayan: Kees Prins / Çevirmen: Can Çelebi / Yönetmen: Volkan M. Sarıöz / Dramaturg: Bilgesu Kasapoğlu

Dekor Tasarımı: Başak Özdoğan / Kostüm Tasarımı: Ayşenur Arslanoğlu / Müzik: Okan Kaya / Ses Tasarımı: Sibel Altan / Işık Tasarımı: Mustafa Karakoyun / Reji Asistanları: Selin Nazlı Ustaoğlu, Selen Şenay, Onur Yalçınkaya / Oyuncular: Mustafa Kırantepe, Sarp Aydınoğlu, Serkan Keskin, Sezin Bozacı, Şebnem Hassanisoughi

 

Yazarın Diğer Yazıları