Başka düşmana gerek var mı?

İki ülke, iki maç... Birinde ev sahibi takım ve taraftar, yakın zamanda başına felaket gelmiş ‘misafiri’ni karşılamak için hazırlanmış. Her tarafı o ülkenin bayraklarıyla donatmış; sahanın üstünden mavi - beyaz - kırmızı bir kemer geçiyor... Futbolcular ve taraftarlar hep bir ağızdan Fransa Milli Marşı’nı söylüyor... Burası Wembley Stadı, İngiltere.

Diğerinde, maç öncesi aynı saldırıda ölenler için UEFA’nın kararıyla 1 dakikalık saygı duruşunda bulunuluyor. Başka bir jest bekleyen yok, hepsi hepsi 1 dakikalık sessizlik. Kıyamet kopuyor statta. O 1 dakikalık ‘saygı’yı çılgın gibi ıslıklayarak etkisi dalga dalga yayılacak bir ‘saygısızlığa’ dönüştürmeyi başarıyorlar. Ha, bir de “Şehitler ölmez, vatan bölünmez” diye de bağırıyorlar. Nasıl bir bağ kuruyorlar Fransa’daki saldırıda ölen Parislilerle şehitler arasında, bilemiyoruz. Bütün dünya izliyor bu rezaleti de. Burası da Fatih Terim Stadı, Türkiye.

Acaba ben mi yanılıyorum, ‘milliyetçi’ olmak beraberinde o milletin ele güne rezil olmasını istememek gibi bir şeyi de getirmez mi? Hadi diyelim, sana yakın ya da uzak bir coğrafyada 100’lerce insanın işe giderken, yemek yerken, maç izlerken, müzik dinlerken vahşice katledilmesi sende herhangi bir üzüntü yaratmıyor. İnsanlık gereği, medeniyet gereği, artık ne bileyim, inandığın başka birtakım değerler gereği onların acısını paylaşmayı, kalanlara ‘başsağlığı’ dilemeyi düşünmüyorsun. Bari birileri saygı göstermeye çalışırken susup durabilecek kadar sağduyun, “Ben neyi protesto ediyorum ki şimdi?” diye soracak kadar aklın olsa fena mı olur?

Sonra “L’Equipe gazetesinden tekbir yalanı!” Ne demiş L’Equipe gazetesi? “Türkler saygı duruşunu ıslıkladılar” demiş. Başka? “AFP fotoğrafçısı ‘Allahu ekber diye bağıranların da olduğunu söyledi” demiş. Buyrun size ‘tekbir yalanı’. Halbuki biz “Şehitler ölmez” diye bağırıyorduk.

Bu senin ölenlere saygısızlık ettiğin, o çok sevdiğin milletini bir başkasının acısını anlayabilme becerisinden bile yoksun duruma düşürdüğün gerçeğini değiştiriyor mu?

Diyeceksiniz ki kendi ölülerine üzülmeyen, ona bile
1 dakikalık saygıyı çok görenden ne bekliyorsun?

Sonra “Âlem bize düşman”. Türk’e Türk’ten başka düşman gerekli mi, emin değilim.

İlle katiller aklanacak

Tarih 7 Şubat 2011’di, bir haber okuduk gazetede: 25 yaşındaki iki çocuk annesi kadın sokak ortasında öldürüldü. Ertesi gün anlaşıldı, katili yedi ay önce terk ettiği kocası Erdal Akkuş’tu. 14 yaşındayken zorla evlendirildiği, şiddetine on bir sene katlandığı, en sonunda çocuklarını bile yanına alamadan ailesinin evine kaçarak canını kurtardığı kocası.

Çok geçmedi, çocuklarını göstereceğini söylediği için buluştuğu kocası tarafından üç kurşunla öldürüldü.

Tam burada ne olması gerekiyor? Bildiniz, ‘haksız tahrik indirimi’. Evini terk eden kadının illa ki kocasının namusuna ‘halel getirecek’ hareketleri olmuştur...

Fakat nasıl olduysa, Bakırköy 12. Ağır Ceza Mahkemesi cinayetin tasarlanarak işlendiğine karar verip, Erdal Akkuş’u ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırdı. İndirim uygulamadı. Örnek bir karar.

Konu orada bitti mi? Hayır.

Cumhuriyet gazetesinden Alican Uludağ’ın haberine göre, Yargıtay 1. Ceza Dairesi mahkemenin kararını bozdu. Cinayet tasarlanmamıştı! Ayrıca ‘maktul evinden ayrıyken evlilik birliğinin gerektirdiği sadakat yükümlülüğüne aykırı davrandı mı’, onu merak ediyor Yargıtay. Sadakat araştırması istiyor düpedüz. Kimlerle konuşmuş, kimlerle görüşmüş, nerelerde kalmış...

Yerel mahkeme direniyor, Yargıtay bastırıyor. Şimdi top Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nda.

Nasıl kaderdir bu? Çocuk yaşta zorla evlendirilirsin, bir gün yüzü görmezsin, kendini kurtarmaya çalışırken hayatının baharında öldürülürsün, dört yıldır toprak altındasındır, hâlâ hesap vermen gerekir birtakım adamlara.

Katiller aklanmadan film bitmez bizde.