Bazı masallar uyandırmak için anlatılır

Eklenme Tarihi08.03.2019 - 8:15-Güncellenme Tarihi08.03.2019 - 8:15

1970 yılında 41 yaşındayken kaybettiğimiz tiyatro insanı Sermet Çağan’ın tasarladığı ama yazmaya zamanının yetmediği oyunu “At Gözü”, 90. doğum yılında Yiğit Sertdemir’in kaleminden seyirciyle buluşuyor  

Yıl 1968, tarih 21 Mart. Vapur son seferini tamamlamış, yolcular bir bir iniyorlar. İki kişi hariç: Evleri olmadığı için vapurda geceleyen genç âşıklar; Sermet ile Seçkin. İki kişi dedim ama aslında üç kişiler, Seçkin’in karnında kızları Zeynep de var. Ama ne evsizlik kaçırıyor keyiflerini, ne kapılarına dayanmış olan icra memurları, karşılıklı bir söz düellosu, tatlı bir oyun sürüp gitmekte. “Nasıl ama yetmiş beş kuruşa deniz manzarası. Nasıl buldun manzaramızı? / Bayıldım, buraya getirdiğin ilk kadın... ben değilimdir umarım.” Kabul edelim, Seçkin’in zehir gibi zekâsı bir adım önden gidiyor hep, verdiği cevaplarla lafı gediğine koyuyor. Ya da Sermet buna izin veriyor karnı burnunda vapurlarda geceleyen karısını kızdırmamak için. Ve gecenin sonunda bir masal anlatmaya başlıyor. Öyle bir masal ki bebeği uyutmak şöyle dursun, mışıl mışıl uyuyan çocuğun uykusunu kaçırır. Nitekim, “Bazı masallar uyutmak için değil, uyandırmak için anlatılır” diyor ve başlıyor anlatmaya.

Fazla rahat batıyor

Zamanlardan bir zaman, Filifu ülkesinde geçiyor masal. Birbirini seven bir kadın ve bir erkeğin bir sürü çocukları oluyor, hep birlikte huzur ve mutluluk içinde yaşayıp gidiyorlar. Ama bu kadarından ne masal çıkar, ne hikâye. İnsana sorun lazım ki hikâyesi anlatılası olsun. Bizim Filifu’lulara da rahat batıyor ve kendilerine bir lider seçiyorlar. Lider ne yapıyor, bir değnek alıp toprağa sınır çiziyor ki insanlar ayrışsın, altı parçaya bölünsünler, savaşlar olsun, kayıplar olsun.

Uzatmayayım, birinci Filifu halkı dünya savaşında telef olup gidince lider yeni çocuklar yapıyor, zamanı gelince de liderliği içlerinden birine devrediyor. Yaşananlardan asla ders almamış birine. Bu kez ikiye bölünüp birbirini yiyen halk bir servi ağacının dibini paylaşamaz, gölgesinde kardeşçe yaşayamaz olunca, bir kız çocuğu yanında atıyla ortaya çıkıp son veriyor didişmeye. “Yetmedi mi öldüğünüz, öldürdüğünüz?” diyor, “Madem birlikte olamıyorsunuz, biriniz ağacın köklerinde yaşayın, diğeriniz dallarında.” Böylece haftada bir gün yeryüzünde buluşup küçük kıza saygılarını sunan Fi’ler ile Fu’ların macerası başlıyor.

41 yaşında daha fikir aşamasında olan “At Gözü”nü yazamadan aramızdan ayrılan Sermet Çağan’ın oyun tasarısını, yol arkadaşı Seçkin Selvi çok güvendiği öğrencisi Yiğit Sertdemir’e emanet etmiş. Sertdemir oyunu yazmış ve Altıdan Sonra Tiyatro’nun ikinci 20. yıl oyunu olarak seyirciyle buluşturuyor.

Hem masal hem gerçek

Neden “At Gözü”? Çünkü çilekeş Filifu ülkesi daha dün barışı sağlayan küçük kızın büyüyüp iktidar sarhoşu diktatör Tiktik’e dönüşmesine, Biat adlı atı sayesinde atların her şeyi olduğundan iki kat büyük gördüğünü keşfedince de herkese at gözü taktırmasına tanık olacak. Biz de bir yandan bu güç çılgınlığının sonuçlarını, bir yandan da uyku kaçıran masalı anlatan Sermet ile dinleyen Seçkin’in hikâyesini izleyeceğiz. Hangisi masal, hangisi gerçek bilemeyeceğiz.

Sermet Çağan ile Seçkin Selvi yaşanmışlıkları, aşkları, dirençleri, gerekeni yapma cesaretleriyle oyunun tanıtımında yazdığı gibi “gerçek olamayacak kadar masalsı, masal olamayacak kadar gerçekler” çünkü. Anlattıkları hikâye ise masal olamayacak kadar sert, gerçek olamayacak kadar acımasız. Neyse ki bir umutlu sona bağlamayı ihmal etmiyorlar.

Yiğit Sertdemir’in parlak bir fikir üzerine inşa ettiği metni her zamanki gibi ince buluşlar, söz oyunlarıyla örülü. Evrensel temalara tanıdık coğrafyalara göndermeler eklemiş, ortaya değerli bir saygı duruşu çıkmış. Fazla uzun olduğunu ve özellikle Kumbaracı 50’nin belli noktalarından takibin zor olduğunu söylemem lazım. Tiktik benim için çoğu zaman loşlukta belli belirsiz gördüğüm bir siluetti mesela.   

Karanlık atmosfer

Yiğit Sertdemir’in sahne, Candan Balaban’ın kostüm tasarımı etkileyici bir dünya yaratıyor. Özellikle masalın başında şemsiyelerle anlatılan parçalanıp bölünme hikâyesine bayıldım. Fi’lerle Fu’ların kostümlerine, nazar boncuğundan at gözlerine de. Cem Yılmazer’in dehşet atmosferini tamamlayan bir ışık tasarımı var fakat zaman zaman fazla karanlık olduğu için seyri zorlaştırıyor. Neyse ki müthiş bir uyum yakalayan Fi’ler ile Fu’ların beden hareketleri, Osman Ateş’in hareket düzeninin de yardımıyla, izleyene sözlerden de fazlasını anlatıyor. Sermet ile Seçkin’in şakalaşmaları hoş ama zaman zaman yapay kalıyor. İzlediğim her oyunda aklımda kalan Sinem Öcalır’ın sivri dilli ve tatlı Seçkin kompozisyonuna rağmen. Oyunculuklar genel olarak çok iyi, diktatör Tiktik’i oynayan Aslı Can Kortan ise müthiş. Bir taraftan sevilmeye çalışan, doğal yollardan sevilmedikçe hırçınlaşan, izlemeye doyulmaz bir karakter olmuş. 

Hele biraz da kısalırsa, Sermet Çağan’ı hatırlamak, insanın ezeli - ebedi meselelerine masal diliyle yaklaşmak ve korkularımıza bir de at gözünü çıkararak bakmak için izlenesi bir oyun, “At Gözü”.

AT GÖZÜ / ALTIDAN SONRA TİYATRO

Fikir: Sermet Çağan 

Yazan ve yöneten: Yiğit Sertdemir  Dramaturg: Sinem Özlek

Hareket düzeni: Osman Ateş 

Kostüm tasarımı: Candan Seda Balaban 

Sahne tasarımı: Yiğit Sertdemir  

Müzik: Burçak Çöllü

Şarkı sözleri:  Sinem Özlek

Afiş tasarımı: Önder Sakıp Dündar

Oynayanlar: Aslı Can Kortan, Erkan Baylav, Hazal Şahin, Ladin Avşar, Meriç Rakalar, Selen Şeşen, Sinem Öcalır, Tolga Bayraklı, Y. Ömer Erzurumlu, Yeşim Sarı 

 

EtiketlerOyunÖnder