Ben haklıyım, rekabet haksız

Bu “haksız rekabet” denen şeyin bizdeki algısında bir sorun var. Tüketici her neyi tercih ediyorsa, hangi hizmete - mala daha ucuza, daha uygun koşullarda, daha güvenli şekilde ulaşabiliyorsa, orada “haksız rekabet” var.

“Acaba neden beni değil de bunu seçiyorlar, nerede hata yapıyor olabilirim, neleri düzeltirsem kendimi tercih edilir kılarım?” gibi sorgulamalara elbette mahal yok. “Ben bununla rekabet edemiyorum, e ben haklıyım, demek ki bu haksız rekabet”. Çözüm ne? Yasaklamak!

Taksiciyim, arabama binmeye kalkışan müşteriyi dövmekten beter ediyorum, gideceği yere götürmemek için elli takla atıyorum, orası yakın, burası uzak, şurası yoğun diye beğenmiyorum, beğendiklerimi olabilecek en dolambaçlı yollardan götürüp kazıklıyorum. Arabam bakımsız, pis kokuyor, sigara içiyorum, benzin yakmasın diye klimayı açmıyorum, temiz pak ve insana iyi davranılan Uber diye bir şey çıkıp yolcular oraya kayınca veryansın ediyorum: Haksız rekabet! Yasaklansın!

Seyahat acentesiyim, bire aldığım hizmeti 10’a satıyorum, vaatlerimle gerçekler birbirini tutmuyor, sorumluluk almıyorum. İnsanların seçenekleri birbiriyle kıyaslayabileceği, kalacakları odayı görüp seçeceği, her yönüyle şeffaf bir site açılıyor; booking.com diye. Üstelik başka bir yerde aynı yeri daha ucuza bulursan para iadesi yapmayı taahhüt ediyor, güven telkin ediyor. Oteller tanıtımlarını yapabildikleri için memnun, müşteri kazıklanmadığı için. Sen değilsin. Daha iyi şartlar sunup tüketiciye cazip gelecek bir sistem kurmayı deneyebilirsin. Ama hayır, yasaklansın, kesin çözüm. Nitekim iki yıldır yasak, bu hafta da mahkeme TÜRSAB’ın açtığı davayı kabul ederek booking.com’a faaliyetlerimi sürdürebilmesi için 500 bin liralık teminat bedeli belirledi. Haksız rekabet!

Turizmciyim, doğa vergisi değerlerine paha biçilemeyecek bir coğrafyada olabilecek en pahalı ve özensiz hizmeti veriyorum, denize fosseptik boşaltıyor, daha fazla otel arazisi için ormanları yakıyorum. O oteller boş kalıyor, üç kuruşu denkleştiren koşa koşa Yunan adalarına gidiyor, itiraz ediyorum: “Yasaklar ve vergi yükleriyle yurtdışına çıkış zorlaştırılsın. Yoksa tatilci kimseyi dinlemez, alır bavulunu gider” (Türkiye Turizm Yatırımcıları Derneği Başkanı Cemil Uğurlu’nun 2016 tarihli açıklamasından). Gider tabii, adamların denizi, havası temiz, deniz ürünleri bol ve ucuz. Peki, ben neden kendimi iyileştirmeyi denemiyorum? Çünkü haksız rekabet.

Son olarak düğün salonu sahipleri coşmuş, sokak ve kır düğünleri haksız rekabete yol açıyormuş. İnsanlar daha ucuz diye, daha sevimli diye, paşa gönlü öyle istediği için kırda bayırda, ülkemizde gayet yaygın bir gelenek olan sokak aralarında, çay bahçelerinde evleniyor ve eğleniyorlar. Senin bir düğün salonu sahibi olarak yapabileceğin tek şey mutluluklar dilemek olabilir. Bir de neyin eksik, ona bakıp kendini daha sevimli hale getirmeyi deneyebilirsin. Yok buna kriter getirilsin, bir standardı olsun, mecbur mu insanlar istemedikleri yerde evlenip size para kazandırmaya? Korkuyorum yakında Restorancılar Birliği ev ev dolaşıp şikâyette bulunmaya başlayacak. “Bu sektörün kanayan yarasıdır, evde yemek daha ucuz, gelmiyorlar, evlerinde yiyip içiyorlar, haftada beş gün dışarıda yemek mecbur edilsin. Haksız rekabet olmasın”.