Bilimsel sadaka taşı

Ülke gündeminin alacakaranlığında gözünüzden kaçmıştır belki, Amerikan Havacılık ve Uzay Dairesi’nin (NASA) Kepler teleskobu 1284 yeni gezegen keşfetmiş, 100’den fazlası dünya boyutlarında. Ayrıca uzayın yaşama elverişli bölgeleri olarak bilinen alanda da dokuz küçük gezegen tespit etmiş Kepler, “Gidelim buralardan”cılara müjde. Oralarda bir yerlerde insan ayak basmadığı için hâlâ yaşanabilir koşullara sahip topraklar var, ne duruyorsunuz?
TÜBİTAK’ın beğenmediği fizik projesiyle dünya birincisi olan İlayda Şamilgil’i Mars projesi ekibine seçen NASA’nın gözü hep böyle uzayda, başka gezegenlerde. Halbuki bilim dendi mi biz başka şeyler arıyoruz. Misal, 350 bin liralık bütçe ayırarak et helal mi değil mi, onu beş dakikada anlamak gibi daha öncelikli konuları var TÜBİTAK’ın.
Gölcük’teki Mecit Kavan İmam Hatip Ortaokulu’nda geliştirilip TÜBİTAK 4006 Bilim Fuarı’nda sergilenen ‘sadaka taşı’ projesi de dünün haberleri arasındaydı. Nedir mahiyeti? Öğrenciler okulda bir erzak köşesi hazırlıyorlar, yardım etmek isteyen buradan aldığı erzakı hayır dolabına koyuyor. Toplanan yardımlar sonunda okuldaki Suriyeli ve muhtaç durumdaki öğrencilere veriliyor.
Gayet insani, düşünceli bir dayanışma örneği, tebrik ediyorum. Yalnız sadaka taşı gibi alengirli bir isim takıp fuara koyunca bu bir ‘bilim projesi’ne dönüşmüyor, ne yazık ki gülünç hale geliyor. Çocuklara bilim nedir, ne değildir, onu da öğretemediğiniz anlamına da geliyor üstelik. Aslında son derece iyi niyetli bir girişimi böyle alay konusu haline getirmekteki amaç nedir, anlamak mümkün değil. Adına dayanışma de, yardım de, sadaka de istiyorsan gene ama ne işi var konunun bilim fuarında?

Türkiye sayesinde anne olan 101 yaşındaki kadın

Dün bir ‘mucize’ haberiyle çalkalandı sosyal medya. 101 yaşında bir İtalyan kadın Napoli’de 17. çocuğunu doğurarak dünyanın en yaşlı annesi olmuştu. Fotoğrafı da vardı anne ile bebeğin ve ciddi gazeteler bile alıp haber sitelerine koydular. Kadın “48 yaşından beri doğum yapmadığım için kendimi işlevsiz hissediyordum” demişti; çok mutluydu şimdi. “Tanrının bir lütfu”, “Hayatın bir mucizesi” değil de neydi bu?
İkisi de değil, aslında Zaytung’a layık bir uydurma haberdi. Yalanlandı bir süre sonra. Fotoğraftaki de hasta yatağında torununu seven bir büyükanneydi, olması
gerektiği gibi.
Fakat haberde bir detay vardı; Avrupa’da yasak olan yumurtalık nakli ameliyatının Türkiye’de bir özel klinikte gerçekleştirildiği. Ne enteresan değil mi, aslında mucize falan değil hayatın akışına tamamen ters ve bir ‘skandal’ olan böyle bir ameliyata uyduruk yer olarak ülkemizin seçilmiş olması? Ne kadar güven telkin eden bir imajımız varsa artık... Ya da belki bilimdeki üstün başarılarımızdandır, o da olabilir.