Bir adam gömülmezse her şey hallolur

Gönül istiyor, kadın cinayetlerine, tecavüzlere, çocuk istismarlarına değinmeden en azından bir hafta geçirmek. Baharın geldiğinden söz etmek hatta. Bütün doğa şenlenirken ona eşlik edebilmek.
Haberler izin vermiyor. Gencecik kız yüzleri hep gazetelerde, sosyal medyada. Hiç görmeden tanıdığımız gözler ve isimler var artık hayatımızda. Cansu’lar, Cansel’ler, Özgecan’lar...
Cansel Buse Kınalı 17 yaşındaydı. Lisedeki matematik öğretmeni tarafından tacize uğramış, olayı okul yönetimiyle paylaşmış, bir sonuç alamayınca intihar etmişti, 17 Şubat’ta. Kayseri 2’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen ikinci duruşmada, mahkeme heyeti kararını verdi. Pişman olduğunu söyleyen öğretmen Bayram Özcan, “müstehcenlik” suçundan 4 yıl 2 ay hapis cezasına çarptırılıp yattığı iki aylık hapis yeterli görülerek tahliye edildi. “Cinsel istismar” ve “kişiyi hürriyetten yoksun bırakma” suçlarından ise beraat etti.
Nasıl olabildi bu? 17 yaşındaki kız çocuğunun evli, iki çocuklu öğretmeniyle “kendi rızası ile ilişkiye girdiği” ve “şikâyet hakkını kullanmadan intihar ettiği” gerekçesiyle.
Akıl alacak gibi mi? Çocuğunuzu okula gönderiyorsunuz, liseye. Oradaki öğretmen kim bilir kandırarak mı, baskı kurarak mı, tehdit ederek mi, artık hangi yöntemleyse, kızla bir yakınlık kuruyor. Bütün güç onun elinde, çocuk 18’inden küçük, ortada eşit iki insan yok ve bunun adı taciz olmuyor, “gönül ilişkisi” oluyor, “rıza ile kurulmuş” oluyor. Nereden baksan tutulacak yanı yok.
Ve buyurun sonuca: Genç kızın polis babası duruşmada ”Boşuna timsah gözyaşı dökme. Burada alacağın cezanın hükmü yok. Zorbalık nasıl yapılıyormuş tüm millet görecek. Senin cezan belli. Gününün gelmesini bekle” diye bağırıyor öğretmene.
Bir tane daha “Kendi adaletini kendin kes” vakasıyla karşı karşıyayız. Senin çocuğunun ölümüne neden olan adam iki ayda “pişmanım” deyip sokağa çıkarsa, olacağı bu. O zaman herkes ‘gününü bekleyecek’.
Özgecan Aslan’ın katili Ahmet Suphi Altındöken’in de ‘günü’ tahmin edildiği üzere cezaevinde geldi. Fakat şimdi ikiyüzlülüğümüzün yeni bir örneğiyle karşı karşıyayız: İki gündür gömülemiyor adam. Tarsus’ta belediye gece defin işlemine izin, morgda yer, Adana’ya götürmek için cenaze aracı vermiyor. Kimsesizler Mezarlığı “Kimsesiz değil, buraya gömemezsiniz” diyor, ninesinin köyünün muhtarı “Kilitledim mezarlığı, izin vermiyorum. Bu köy benim köyüm” diyor. Ortada bir tane zavallı kadın, “Ne yapayım, çöpe mi atayım oğlumu?” diye ağlıyor.
Şimdi kimden intikam alıyorsunuz? Ölüden mi, annesinden mi? Ölmüş gitmiş adam, böyle mi gösteriyoruz kadın cinayetlerine olan tepkimizi? “Biz o derece hassasız ki bu konuda, tecavüzcülere, katillere toprağımızın altında bile yer yok”.
Tabii, çok inandırıcı. Ortada ölmekle kalmayıp şu veya bu sebeple suçlu çıkarılmış yüzlerce Özgecan, göz yumulmuş sürüyle taciz ve tecavüz, elini kolunu sallayarak dolaşan ‘iyi halli’ katiller var. Ne olacak, bir tane adamı mezarsız bırakınca rahatlayacak mı vicdanımız? İnsanlar adalete güvenmeyip kendi yöntemlerini kendileri yaratırken bu gösteriş kime?

Günün güzel haberi

Her şeye rağmen bir rahat nefes alalım diye her gün bir güzel haber vermeyi vaat etmiştim, maalesef olamadı. “Mümkün oldukça” diyelim o halde ve genellikle bunların hayvanlar âleminden geldiğine dikkatinizi çekerek devam edelim.
Tatvan’da karnı burnunda bir sokak kedisi, belli ki doğum yapamıyor, soluğu Aile Sağlığı Merkezi’nin kapısında alıyor. Kararlı bir şekilde bağırıyor kapıda ve kendini içeri aldırmayı başarıyor. Neticede, veterinere haber veriliyor, akıllı anne kedi, sezaryenle yavrularına kavuşuyor. Mutlu son.
Tabii burada onun doğru yeri bulma güdüsü kadar, ayaklarına dolanan hayvana tekme sallamak yerine onu içeri alıp derdini anlamaya çalışan sağlık personelini de kutlamak lazım. Videosunu bulup bir izleyin, iyi geliyor, “Kediyle mi uğraşacağız, işimiz başımızdan aşkın” demeyip büyük bir ciddiyetle kurtarma operasyonunu yürüten insanları görmek. Hayat işte bundan ibaret aslında, ona yüklediğimiz hırslar hep yalan dolan.