Bu vatan senin değil

"Bu ... benim".
Ne kadar kolay değil mi söylemesi?
“Bu ayakkabı benim”, “Bu ev benim”, “Bu araba benim”... Mülkiyeti bana ait. İster
atarım, ister satarım,
tepe tepe kullanırım.

Doğrudur, parasını verip aldığın şey; mal, eşya, giysi, kitap -en azından bir süreliğine- senindir, sana aittir. Ama o kadar. Başka hiçbir şey gerçekten “senin” değildir. Ne arkadaşın, ne sevgilin, ne çocuğun, ne de vatanın. Arkadaşına kötü davranırsan, seninle arkadaşlık etmeyi keser; sevgilini üzersen, seni terk eder; çocuğun kendi kanatlarıyla uçup gidecek bağımsız bir bireydir zaten, fazla sıkboğaz edersen, yüzünü de göremezsin.

Vatan desen seninle beraber daha kaç kişinin vatanı. Ne sevmek kimsenin tekelinde, ne sahip olmak mümkün. Ancak “ait” olabilirsin. Özen gösterir, emek verirsen, çalışır çabalarsan, belki arkanda görece “kalıcı” eserler bırakabilirsin, gelecek kuşaklar da seni hayırla anarlar,
hepsi bu.

Güzel olan, bütün bunları kabul ederek, hayatta “sahip olduğunu sandıklarının” değil, yanında, yörende olanların, bu yolda beraber yürüdüklerinin kıymetini bilerek, en önemlisi her şey gibi kendinin de geçiciliğinin farkında olarak yaşamaktır.

Ayrıca, sahiden neyi paylaşamıyorsun? Pek de üzerine titrediğin söylenemeyecek, doğasını, havasını, suyunu kirletmekte beis görmediğin, ormanlarını yakıp denizini yok ettiğin bir vatan, “benim” deyince senin oluyor mu? Daha yeni Marmaris’te ormanlık alan üç ayrı noktadan kundaklanarak yakıldı, neden kimse “Bu vatan bizim” diye ortaya atmadı kendini? İnsan kendisinin olanı koruyup kollamaz mı? Sevdiği şeye bu kadar hoyrat davranır mı?

Yok, varsa yoksa boş edebiyat, tehdit, kaba kuvvet, başkasını kovup kendi kazık kakma niyeti. Hakikaten kötü bir haberim var, olamıyor öyle. “Benim” diyerek senin gözünde “başkaları” olan birilerine dar etmeye çalıştığın vatan senden önce de vardı, senden sonra da olacak, binlerce yıl kimler geldi geçti buralardan. Misal, sayın “Erzurumlu” vatandaş, o duvarına “Bu vatan bizim” yazıp kapısına çöp konteynerini boşalttığın Ermeni kilisesi senden çok daha eski bu topraklarda. Kimi nereden, hangi hakla kovuyorsun?

Hep Hrant Dink’in o unutulmaz cümleleri geliyor aklıma böyle şeyleri duydukça. Zamanın cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in “Ermenilere üç çakıl taşı bile vermeyiz” sözlerini hatırlatarak, “Evet, biz Ermenilerin bu topraklarda gözümüz var” demişti; “Var, çünkü kökümüz burada. Ama merak etmeyin, bu toprakları alıp gitmek için değil, bu toprakların gelip dibine gömülmek için”.

Olup olacağı bu kadar zaten, neyin kavgasıdır verilen?

***

Bir not da Surp Takavor Ermeni Kilisesi’nin kapısının önüne boşaltılan çöpleri derhal toplayıp “Bu ırkçı saldırıyı kınıyoruz; alanın temizliği sabah saatlerinde ekiplerimizce yapıldı” diye yazılı açıklama yapan Kadıköy Belediyesi için: Hassasiyetleri ve “akli dengesi bozuktu” gibi gerekçelerin arkasına saklanmadan “ırkçı saldırı”nın adını koydukları için teşekkürler.