Cinsiyet eşitliğine alışmak

Farkındalık yaratmak” kulağa çok hoş gelse de gerçek hayatta karşılığını bulup bulmadığından emin olmadığım bir sözdü aslında. Artık bir şeyi yılmadan, bıkmadan, vazgeçmeden tekrarlamanın gerçekten farkındalık yaratabileceğine ve bunun bir vadede (uzun mu kısa mı zaman gösterir ama) bir dönüşüme neden olacağına inanıyorum.

Misal, bundan herhalde bir beş sene önce “toplumsal cinsiyet eşitliği” sadece o bıkmayan, yılmayan bir grup insanın sözlüğünde yer alan bir kavramdı, bugün herkesin diline yerleşti de düşmanlarını bile yarattı. Konu Milli Eğitim Bakanlığı’nın 2019/2020 Eğitim-Öğretim Yılı Hedef Listesi’ne aldığı Toplumsal Cinsiyet Eşitliği dersini son anda çıkarmasına kadar vardı ki eşitlik kavramı kimi neden rahatsız ediyor, anlamak mümkün değil. Ya da en azından anlamak istemiyor insan. Ayrıca “farkındalık” geriye alınabilir bir şey değil. Hiçbir alanda, hiçbir sektörde.

Hafta başında, Oyuncular Sendikası yönetim kurulunda göreve başlayan oyuncu Ece Dizdar “Ağırlıklı olarak toplumsal cinsiyet eşitliği, taciz ve mobbing alanlarında faaliyet göstereceğim” diye bir açıklama yaptı sosyal medya hesabından. Hedeflerini sormak için aradım, yeni göreve başlamış olmasına rağmen hayalinde bir dolu proje vardı. Yazar Ebru Nihan Celkan ile düzenledikleri toplumsal cinsiyet eşitliği atölyelerini sürdürmek, dizilerde cinsiyet eşitliğiyle ilgili bir çalışma yapan TÜSİAD ile ortak başka projelere imza atmak, her şeyden önemlisi de oyuncuları fırsat eşitliği, ücret eşitliği konusunda bilgilendirmek, haklarının farkında olmalarını sağlamak...

Yine Ece Dizdar ve Justine Barda, geçen yıl uluslararası jüride yer aldıkları Adana Film Festivali’nin ödül töreninde seçkide hiç kadın yönetmen olmamasından duydukları hayal kırıklığını dile getirmişlerdi. Bakın, bugün Adana Altın Koza Film Festivali Direktörü Kadir Beycioğlu sinema sektöründe 2020 yılına kadar cinsiyet eşitliğinin sağlanmış olmasını hedefleyen, Cannes, Venedik, Berlin, Toronto, Locarno dahil 35 uluslararası film festivali tarafından imzalanan 5050×2020 kampanyasını imzalayarak Türkiye’de cinsiyet eşitliği sözünü veren ilk festival olduklarını, festival seçkisinde de kadınların eşit temsilini sağlayacak şekilde bir kurgu oluşturmaya çalıştıklarını açıklıyor.

Belli ki biz bu kavramı daha da çok duyuyor olacağız ve duyduklarımız havaya gitmeyecek, dönüşüme yol açacak. Alışmakta fayda var.

Başka nasıl ölümsüz olunur?

Gülriz Sururi hayranlıkla izlediğim bir sanatçı olmanın yanı sıra, ev sahibim ve komşumdu. En çok görüştüğümüz yer ise tiyatro salonlarıydı. Başkalarının yaptığı işleri bu kadar sıkı takip eden pek az tiyatro sanatçısı gördüm. Neredeyse her çıkan oyun üzerine bir iki kelime ederdik. Son sohbetimizin D22’nin “Hakikat, Elbet Bir Gün” oyunu hakkında olduğunu hatırlıyorum, kendisini de son görüşüm oldu çünkü.

Onun kaybından sonra da gittiğim her oyunda o dikkatli bakışlarıyla Gülriz Sururi’yi görür gibi olmaya devam ettim, belli ki edeceğim de. Üstelik şimdi böyle hissetmek için daha da güçlü bir sebebim olacak: Gülriz Sururi’nin gitmeden önce İKSV ile başlattığı Gülriz Sururi-Engin Cezzar Tiyatro Teşvik Ödülü’nün katkılarıyla hayata geçen oyunları izlemeye başlıyoruz çünkü. 2018’de ödüle layık görülen Altkat Sanat Tiyatrosu “Böyle Buyurdu Zerdüşt” oyununu 12 Ekim’de, Altıdan Sonra Tiyatro / Kumbaracı50 ise “Babaannemin Masalı”nı 6 Kasım’da seyirciyle buluşturuyor. Teşvik ödülünün bu yılki sahipleri de belli oldu: D22, Bam İstanbul ve Tiyatro BeReZe. Gülriz Sururi’yle oyunlar üzerine sohbet etmiş kadar olacağız. Bir insan daha nasıl ölümsüz olur ki?