Çok sattığın kadar haklısın

Anne Frank ve Nilgün Bodur meselesi birçok yönüyle meşgul ediyor bizi günlerdir. Kendisi anlaşıldığı kadarıyla ayrılık sonrası travmayla ilgili kendisine iyi gelen aforizmalardan kitap yapmış, o kitap da haftalardır çok satanlar listesinin üst sıralarında arzı endam etmekte. Şaşıracak bir şey yok, “Bugüne kadar hep Dostoyevski çok satardı, ne oldu da Nilgün Bodur onu tahtından etti?” diye düşünecek halimiz de yok. O raflardaki kitapları şöyle bir karıştırırsanız sayfa başına düşen sözcük sayısıyla satış rakamının ters orantılı olduğunu görürsünüz.

Burada şaşırtıcı olması gereken, kitaptaki cümlenin aynısının Anne Frank imzasıyla internette dolaşıyor olduğu ortaya çıktığında yazar ve yayınevi tarafından takınılan tutum. Ama anlaşıldığı üzere, bu da artık alışmamız gereken bir durum: Hatalı olduğun bir konu mu var, hemen alakasız cümleler kur, o arada zaman kazan ve daha karşındakiler ne dediğini anlamaya çalışırken karşı saldırıya geç. Nilgün Bodur da ilk olarak “Sözün Anne Frank’ın olduğunu bilmiyordum, anonim zannederek koydum” diye açıkladı durumu. E adınız var altında? Ona cevaben de “Kitabımın her sayfasında adım var, bu oradaki her cümlenin bana ait olduğunu göstermez” dedi özetle. Ve daha insanlar “Nasıl göstermez? Bir yazıya, kitaba artık adına ne dersek diyelim, adını koyarak her cümlenin sana ait olduğunu söylemiş olursun elbette” diye itiraz etmeye çalışırken yayınevi girdi devreye. Meşhur cümle günlükte yokmuş, yaşasın! Anne Frank’tan çalıntı değilmiş! Peki kendi cümleniz mi? Hâlâ değil. En son “Ailemden duyduğum bir söz”e dönüştü internette cirit atan cümle. Bunu konu eden insanlar ise onun başarısını çekemeyen, hatasını arayan “boş insanlar” oldular.

Ardından yayınevinin sahibi Yelda Cumalıoğlu hiç kızmadığını, “sadece bırakın entelektüel olmayı entel bile olamayan güruha kahkahayla güldüğünü” beyan etti. Zaten Nilay Örnek’in Journo için hazırladığı dosyada çok satan kitaplara “Bu nasıl edebiyat?” diyenleri “cahil” ilan etmişti. Böyle enteresan bir durum. Çok sattığın kadar haklısın. Seni eleştirmeye ya da hatanı açık etmeye cüret edenler “kıskanç”, “cahil” bir “boş gezenler sürüsü”. Hani “Hata ettik, araştırmadan, soruşturmadan yazdık - bastık” demelerini beklemek hayal de, bu kadarı da fazla. Satış her şeyi örtbas etmeye yetmiyor.

Eşcinsel kahramanlara yer yokmuş

En son “Yasak Elma” dizisinde sete mahkeme kuramadığı için kostüm asistanına karşı Talat Bulut’un sözünü tercih eden yapımcı Fatih Aksoy şimdi de Antalya’da katıldığı panelde “Türk dizilerinde eşcinsel kahramanlara yer yoktur. İzleyiciye itici geliyor” demiş. Dijital platformlarda olabilirmiş ama “evlerde” istenmiyormuş. Divalara, sanat güneşlerine, tek tek adını saymayacağım bir dolu şov dünyası insanına yer var halbuki o evlerde. Hem de başköşede. Eşcinsel parodileri deseniz her daim başımızın tacı. Dizilerde de yer var onlara, açın bakın, neredeyse her birinde rastlayacaksınız birine. Yeter ki komedi unsuru olarak kalsınlar ve eşcinsel oldukları dillendirilmesin. Bütün mesele o, ikiyüzlülüğümüze halel gelmesin.