Dans hocalığından Sultan Süleyman’a

“Muhteşem Yüzyıl”a veda ettik. Dört sezondur attığı her adım haber olan Halit Ergenç, Kanuni’yle ve sakallarıyla vedalaşırken, artık ne yapacağı merak konusu... Hayat hikayesi ise fazla hesaplanmadan alınmış kararlar, yakılmış gemilerle dolu...

Doksanlı yılların sonlarıydı, “Anlat Şehrazat” diye bir müzikal görmüştüm. Candan Erçetin, Müşfik Kenter, Meltem Cumbul, müthiş bir kadro... Bir de şarkı söyleyenler, dans edenler tabii... İçlerinden biri, kocaman mavi gözleri ve şahane sesiyle dikkat çekiyordu. Adı bilinmiyordu, Halit Ergenç’miş... Meğer “Müzikal yapacaksam, onun en iyi yapıldığı yere gitmeliyim” diye atılacağı Amerika macerasının öncesiymiş... Ve “nefret edilerek sevilen kötü adamlar” kontenjanından girip Sultan Süleyman’lığa yürüyeceği şöhret yoluna daha epey varmış.
O zamana kadar daha birkaç gemi yakacakmış... İlk gençlik yıllarından beri yaptığı gibi...
Halit Ergenç 30 Nisan 1970’te İstanbul’da dünyaya geldi. Kabataş Setüstü’nde oturuyorlardı. Babası Mehmet Sait Ergenç Şehir Tiyatroları’nda oyuncuydu ve arabesk şarkılar yazıyordu. Müslüm Gürses’lerin, Orhan Gencebay’ların girip çıktığı bir evdi... Annesi İnci Aliye Yüceışık ise oğlunun tanımıyla “zehir gibi zeki” bir kadındı ama ikinci çocuğu Azade zihinsel özürlü doğunca hiç çalışmadı, ona baktı.

Bütün müziklere açıktı Dans hocalığından Sultan Süleyman’a
Setüstü’nden Levent’e, oradan da Etiler Uçaksavar Sitesi’ne taşınmalarıyla Halit Ergenç’in Tarzan’la tanışması bir oldu... Çocukluk kahramanıydı Tarzan ve günlerini hayali arkadaşıyla konuşarak, inekler, atlar, kuzular arasında, ağaç tepelerinde geçiriyordu. Biraz da kavganın gürültünün eksik olmadığı evden uzak kalmanın yoluydu bu. Arada bisikletine atlayıp Etiler’den Florya’ya ablasına gittiği bile oluyordu gizli gizli. İki ablası vardı, babasının ilk evliliğinden. Sonrakinden de iki erkek kardeşi oldu. Ve farklı annelerden doğan altı kardeş Halit Ergenç’in “Ana Sultan”ı Aliye Hanım’ın evinde bir araya gelmeyi sürdürdüler.
Müzisyen bir babanın çocuğu olarak, ruhuna hitap eden bütün müziklere kulağını açık tuttu hep. Arabeski de sevdi, rock’ı da, cazı da... Beşiktaş Atatürk Lisesi’nde okurken, içinde Sibel Tüzün ve Selen Gülün’ün de olduğu okul orkestrasının solistiydi. Ama nedense, muhtemelen babaya bir tepki olarak,
gitti İTÜ Gemi İnşaatı ve Deniz Bilimleri bölümüne girdi. Aklınca müzikten sonraki ikinci tutkusunu, denizi meslek edinmeye niyet etmişti ama okul başlar başlamaz yerinin orası olmadığını anladı. Ve hayatta ne yapacağına karar vermeye çalışırken, para kazanmak için okulda Macintosh operatörlüğü yapmaya başladı... Bunu yıllar içinde paspas ve karaborsa bilet satıcılığı, pencerelere güvenlik ve güneş filmi takmak, İKSV’nin konserlerinde sahneyi kurmak, nota çevirmenliği, yer göstericilik izleyecekti. Tekstil fuarında yaptığı robot dansları, kitap fuarında stand üzerinde attırdığı figürler de cabası...
Gemi Mühendisliği’nde geçiyor görünen bir sene içinde gizli gizli konservatuvara hazırlandı ve Mimar Sinan Üniversitesi’nin Opera bölümünü kazandı. Her şey şarkıcı olmak içindi aslında, oyunculuk yoktu hesapta. Ama baktı ki opera da değilmiş istediği. Müzikal ve Tiyatro Oyunculuğu bölümüne attı kapağı. Dans derslerini sevdi en çok. İlk dans hocası Sait Sökmen’di, ilk profesyonel işi de Levent Kırca’nın “Gereği Düşünüldü” oyununda dansçılık... 105 kilo olarak başladığı dans, ona kilolarını kaybettirmiş, hayatını rumba, çaça, samba, vals, tango dersleri vererek kazanır olmuştu. Leman Sam’a vokal yapan, Ajda Pekkan’ın Günay’daki konserlerinde mavi taytıyla dans eden genç adam da Halit Ergenç’in ta kendisiydi. Yıllar sonra “Binbir Gece”nin Onur’uyken mavi taytlı fotoğrafları basına “sızdı”. “Karizmanız çizildi mi?” gibi sorulara maruz kaldığında gülüp geçti, “O benim değil Onur’un karizması, bunların hiçbiri utandığım işler değil” diyerek...
Henüz konservatuvarda öğrenciyken, ona oyunculuğun kapısını açan Haldun Dormen oldu. “Şarkılar Susarsa” müzikali, ardından ilk tiyatro oyunu “Sevgilime Göz Kulak Ol”... En sonunda da “Kral ve Ben” müzikalinde başrol... Birlikte Amerika’ya müzikal izlemeye gittiklerinde kararını verdi: New York’ta deneyecekti şansını... Birkaç bölüm oynadığı “Dedem, Gofret ve Ben” dizisinden biriktirdiği parayla atladı gitti. Ama bu, bir kez daha parasızlıkla geçecek günler demekti... Deli gibi
seçmelere gitti, kapılarda yattı, geri çevrildi, yılgınlığa düştü. Aşçılık ve masaj terapi okullarında aradı şansını... Bir yandan müzikal tiyatroların fuayelerinde içki dağıtıyordu ve fena halde mutsuzdu. Bu sırada Türkiye’den gelen üç aylık bir müzikal teklifiyle koşa koşa yurda döndü. Aslında işi bitirip dönmek üzere ama bir daha 10 yıl gitmedi ayakları Amerika’ya.

Kısmetini döndüren dizi
GQ’da Ebru Çapa’ya verdiği röportajda şöyle anlatıyordu döndüğü
3 Şubat 2001 gününü: “Uçaktan indim. Köprüden geçerken denize baktım, sanki bir anahtar geldi, göğüs kafesimi açtı, içerden yukarıya bir sürü güvercin uçtu. İnanılmaz bir his yaşadım orada. Sonra proje iptal oldu. Pazartesi günkü toplantıda işin olmayacağını söylediler; dönüş biletini de aldık, merak etme diye. Bir hafta o bilet sizde dursun, ben takılayım, özlemişim zaten demiştim. Biletim hâlâ onlarda duruyor.”
Yavuz Bingöl’ün ayrıldığı “Zerda” dizisindeki Devran rolüyle döndü kısmeti. Klasik bir “jön” tipi değildi. Biraz soğuk ve sert bakışlıydı, saçları seyrelmeye başlamıştı ama hiçbiri dizi seyircisini fethetmesine engel olmadı. Rol arkadaşı Ece Uslu’nun gönlünü fethetmesine de... Bu, magazin basınını epeyce oyalayacak “Halit Ergenç ve âşık olduğu rol arkadaşları” haberlerinin ilkiydi. “Aliye”de oynarken Emel Çölgeçen’le beraberdi, “Binbir Gece”de de gözler Bergüzar Korel’e döndü... Ama Ergenç ters köşe bir hareketle Gizem Soysaldı’yla nikah masasına oturuverdi. Ayrıldıktan sonra karısından detaylarını dinlediğimiz “peri masalı” dokuz ay sürerken, gerçekten Bergüzar Korel ile evlenen Halit Ergenç de ciddi bir “kadın öfkesi” hedefi haline geliyordu. Tıpkı dizilerindeki gibi... Ama bu, onun çok sevildiği gerçeğini değiştirmiyordu.

Artık çok parlak bir oyuncu
İyi oyuncu olduğu tartışılmaz bir gerçekken, sinemada kısmeti o kadar açık değildi. Çağan Irmak’ın “Babam ve Oğlum”unda, “Nihat Durak’ın “İlk Aşk”ında oynadı. Onur Ünlü senaryosundan çekilen “Acı Aşk”ta başroldeydi... Turgut Özakman’ın filminde Atatürk oldu sonra. Hepsi bu... O sırada ekran, asıl bombayı patlatmaya hazırlanıyordu: Dört sezon sürecek Kanuni Sultan Süleyman efsanesi 2011’de başladı. Artık hem Ergenç’in hem Süleyman’ın attığı her adım haberdi. En popülerleri de iki karakteri özdeşleştiren haberlerdi. Misal, oğlu Ali’yle mi görüyorlar sokakta, “Ooo şehzadenizle yürüyüşe mi çıktınız?” sorusu geliyor hemen... Ya da oğlunu yüzdürüren fotoğrafıyla “Biraz daha büyüsün öyle boğdururum ben bunu” caps’i yapılabiliyor. Halit Ergenç de doğal olarak sinirleniyor. “Peki ya sakallar?” ise memleketin en önemli sorunu...
Türk televizyon tarihinin en “oyuncusuna yapışan rollerinden biri” olan Kanuni Sultan Süleyman’la, 139’uncu bölümde vedalaştık. “Muhteşem Yüzyıl” kapandı. Şimdi bir de sinema filmi gelecek, ondan sonrası yeni ufuklar... Geriye ne kaldı? Ergenç’in artık iyi filan değil, çok parlak bir oyuncu olduğu gerçeği...
Ve aldığımız bir habere göre, Ergenç sakallarını kesmek suretiyle tatile çıkmış. Vatana, millete, Osmanlı’ya hayırlı olsun.

Futbol sevmiyor, kavga etmiyor

Pek klasik bir erkek sayılmaz: Futboldan hoşlanmıyor, kavga etmeyi hiç öğrenmemiş, denize, yeşile meraklı, yemek yapmayı seviyor, Bergüzar Korel’in doğruladığı gibi sürpriz yapmayı seviyor ve romantik... Daha ne olsun? Ha, bir de dans ediyor, şarkı söylüyor,
at biniyor ki bunun faydalarını Kanuni’de gördü... Bu karakter için okçuluk dersleri aldığını, matrak denilen savaş sporunu öğrendiğini, pilates topuyla ve güllelerle karın, bel ve sırt bölgesini çalıştırdığını da ekleyelim.

Gezi’ye destek vermişti

Halit Ergenç eylemlere katılmaktan, politik konularda görüş belirtmekten kaçınan bir oyuncu değil. Geçen
yıldan en akılda kalan fotoğraflarından biri,
Gezi eylemlerinde arkadaşlarıyla kol kola katıldığı yürüyüştendi.
Bir başka gece de Bergüzar Korel ile ikisini ağızlarını burunlarını eşarplarla kapatmış yürürken gördük. Başbakan Erdoğan’la görüşmeye giden sanatçı grubunun da içindeydi ve çıkışta basın açıklamasını
o yapmıştı. Aktif bir sosyal medya kullanıcısı olan Ergenç, yeğeni Aziz Akgül’ün tasarladığı sosyal ağ servisi Pondr’a da yatırımcı olarak destek verdi.

Şöhretle arası iyi

Halit Ergenç şöhretin
yan etkilerine çok sinirlenmeyen bir oyuncu. Hatta bir zaman ünlü olmayı eğlenceli bulduğunu bile söylemişliği var; “Benim onlara adım atmamı beklemeden, insanlar bana adım atıyorlar artık” şeklinde. Marlon Brando’nun “Bir aktörün başına gelebilecek en kötü şey, kendi hakkında yaratılan efsaneye inanmasıdır” sözü de kılavuzlarından zaten. GQ’da Ebru Çapa da fotoğraf çektirmeye yanına gelenlerin elinden telefonlarını alıp kendisinin çektiğini yazmış. Belli ki Türkiye’nin en ünlü adamlarından biri olmak durumu çok değiştirmemiş.