FUAYE NOTLARI

Bangır bangır bağıran, sert bir müzik, iki delikanlı gözlerini ekrana kitlemiş playstation oynuyorlar. Vurdulu kırdılı, kanlı revanlı bir oyun. Sert. Hayatın kendisi kadar olmasa da.

Her yanına boş şişelerin, ambalaj kâğıtlarının yayıldığı bu ‘çöp ev’de Hench ve Bobbie adlı iki kardeş süt çalarak, yıkamaya verdikleri giysilerini alacak paraları bile olmadığı için tek bir tişörtü paylaşarak, kâh PlayStation’da adam öldürüp kâh birbirlerinin boğazına yapışıp boğuşarak yaşayıp gidiyorlar. Aslında ‘hayatta kalıyorlar’ demek daha doğru onların durumunu tanımlamak için.

Biri 15, diğeri 17 yaşında. Babaları yok, okula gitmiyorlar, arkadaşları yok, dış dünyayla bağları yok. Ara sıra gelip giden alkolik ve nevrotik bir anneleri var, bir de sürekli bağlı tuttukları bir köpekleri. Adı Taliban, köpeğin. Çünkü kahverengi ve saldırgan. En az Hench ve Bobbie kadar saldırgan ve onlar kadar sevgisiz.

Gerilim ile mizah birlikte

Anneleri Maggie oğullarını istemeyen erkek arkadaşıyla yaşıyor, eve gelip gittiği sınırlı zamanlarda ise adeta bir hayal aleminde. Oğullarına verebildiği sevgi kendi annesinden gördüğünden fazla değil. Ne çocukların nasıl bir yoksunluk içinde olduğunu fark ediyor, ne onlarda açtığı ruhsal ve fiziksel yaraların. Pencerelerde yolunu gözleyen küçük oğlu Bobbie’nin gözle görülen hastalıkları, umursamaz tavırlı büyüğün ise sert kabuğunun altına gizlediği sorunları var ama gören kim?

Bir gün biri görüyor işte. Karşı evde oturan bir genç kız, sürekli havlayan zavallı Taliban’ı kurtarmak için iki kardeşin karşısına dikiliyor ve karanlık hayatlarına bir güneş gibi doğuyor. Özlem duydukları her şey oluyor onlar için; onları sevmeye, güldürmeye, yaralarına merhem sürmeye talip oluyor.

Gelgelelim, sevilmeyi bilmiyorsan hem sürekli o boşluğu doldurmaya çalışıyorsun hayatında, hem de bulduğunda nasıl karşılık vereceğini bilmiyorsun. Sevgi de öğrenilen bir şey neticede. Tıpkı nefret ve şiddet gibi.

Craft’ın yeni oyunu ‘Yen’, tam bir demir leblebi. Yenilip yutulması, sindirilip unutulması kolay değil. Öte yandan, anlattığı öykünün tüm sertliğine ve karanlığına rağmen, insanın kalbini yumuşatan bir yanı var. Bütün o sorunlu, sevgisiz karakterlerin her birini anlayıp seviyorsunuz. Dünyaya getirdiği iki çocuğun sorumluluğunu üstlenmeyen Maggie’yi bile.

İngiliz yazar Anna Jordan’ın ödüllü oyunu ‘Yen’i son dönemin parlak yönetmenlerinden Çağ Çalışkur sahneye taşıyor. Öyle bir atmosfer kurmuş ki Çalışkur; ilk andan itibaren tekinsizliğin kokusunu alarak, adım adım tırmanan şiddetin varacağı kaçınılmaz sonu bekliyorsunuz. Bir şey olacak ama ne olacak...

Oyun iki buçuk saatlik tek perdeden oluşuyor ve tek anında tempo düşmüyor. Gerilim ile mizahın başarılı bir dengesi var. Evet, bütün bu kâbus gibi hayatları anlatırken aynı zamanda güldürmeyi de başaran bir oyun ‘Yen’, bunda önemli bir pay da başarılı oyunculukların.

Abiyi oynayan Bora Akkaş zaten genç kuşağın yeteneklilerinden. Karşısında henüz yolun başında müthiş bir genç oyuncu; Berker Güven var. O iki kardeşin birbirlerini hem seven hem döven, sürekli bıçak sırtında giden ilişkisini, annelerinin yanında sevgiye muhtaç birer oğlan çocuğuyken, komşu kızı Jen’e karşı kuyruğu dik tutmaya çalışmalarını öyle başarıyla seyirciye geçiriyorlar ki. Ayrıca birbirlerini patakladıkları sahneler sahnede gördüğüm en inandırıcı kavga sahneleri olabilir.

Neslihan Yeldan’ın sahiciliği

Jen’i ışıltılı bir genç oyuncu oynuyor; İdil Sivritepe. Birkaç televizyon dizisinde oynadı ama sahiden sahne ışığı bambaşka. Hele Hench ile flört ettikleri, oyunun o en mutlu sahnesinde Bora Akkaş ile karşılıklı müthişler.  

Ve tabii anne. Neslihan Yeldan’ı izlemek her zaman bir zevk. Oyunda Maggie’nin bin bir halini canlandırıyor. Sarhoşluğunda, ayılmasında, bencilliğinde, hoyratlığında ve en sonunda güzel bir gelecek masalı kurarken, hep çok sahici.

Oyunun prömiyeri sonrası, Berker Güven bir teşekkür konuşması yaptı sahneden. Henüz 20’lerinin başında bir genç oyuncunun gözündeki o pırıltı, o ekibin birbirine gösterdiği sevgi, saygı ve hayranlık, her şeyin özeti gibiydi. Böylesi heyecan ve tutkuyla bir işe sarılır, bir de  yol arkadaşlarına inanırsan seyirci de sana inanıyor işte.

‘YEN’ / CRAFT

Yazan: Anna Jordan

Çeviren: Fatih Gençkal, Zeyneb Gültekin

Yöneten: Çağ Çalışkur

Oynayanlar: Neslihan Yeldan, Bora Akkaş, Berker Güven, İdil Sivritepe

Dekor: Taciser Sevinç

Işık Tasarımı: Cem Yılmazer

Ses: Özgür Kuşakoğlu

Mekân Yönetimi: Cansın Şenel

Proje Ekibi: Deniz Ünal, Esra Ergün,
Ali Emir Ali, Eylül Dursun, Emre Can Leblebici, Yağmur Kurt, Erdoğan Kuzu Mekân: Craft Kadıköy / Tek Perde