Herhangi bir mesleğe ‘kutsallık’ atfetmek doğru değil ama ille yapılacaksa herhalde ilk sırayı hekimliğe vermek gerekir. Eğitim süresi, zorluğu, stresi bir yana, öncelikle ellerindeki insan hayatı olduğu için.

Üstelik kendileri de insandır, malumunuz. Biz bir şeyi atladığımızda, “Ne var canım, insanlık hali, insan hata yapar” diye kendimizi hemencecik affediveririz, doktorların hata yapma hakkı yoktur. Hata yapmayı bırakın, her şeyi doğru yaptıkları halde ellerinde olmayanların da hesabı kendilerinden sorulur. Halbuki tanrı değil, insandırlar. İşleri insanları iyileştirmek, sağlıklarına kavuşturmaktır evet ama büyücü de değildirler. İnsan ölümlü bir varlık ve zamanı geldiyse hiçbir doktordan mucize yaratması beklenemez. Hele kafasına silah dayayarak, hiç.

Geçen hafta Show TV’de yayınlanan “Cesur Yürek” dizisinde beklendi ama. Daha fenası sonuç da elde edildi. Hüseyin Avni Danyal’ın oynadığı mafya babası Tatar Ahmet ameliyathanede. Etrafı endişeli doktorlarla çevrili. “Hocam nabız yok” konuşmaları, hocanın elinde defibrilatör, hastayı kurtarmaya çalışıyor. Derken kalp duruyor. “Hocam ex oldu” diyor doktorlar. Ve birden Tatar Ahmet’in cengâver oğlu İskender - neden ameliyathanede diye sormayın, tehdit etmiş girmiş işte, hem de tabancasıyla - silahını doğrultup “Al eline onları, çabuk tekrar dene, yoksa hepiniz ex olursunuz” diye cerrahı tehdit ediyor. Ve hoca, mafyanın tetikçi oğlundan “Hazır!” diye komut alarak hastayı diriltiyor. Yani o kadar doktor işlerini yaparken diriltemedikleri adamı can korkusuyla hayata döndürüyorlar.

Temel eğitimini televizyondan alan bir halka dizi yazıyor, çekiyorsunuz ve böyle bir sahneye imza atabiliyorsunuz, gerçekten dili tutuluyor insanın. Bu ne demek? “Ey koltuğunda oturan seyirci, bu doktorlar kendi hallerine bırakırsan hastanı öldürebilir. Sen tetikte ol, parmağın da tetikte olsun, icabında müdahale et ki işini düzgün yapsın. Oldu da yetişemedin, katil belli, doktordan intikamını al.”

Şimdi video çekip twitter’a koymuşlar; Hakan Yufkacıgil “Dizimizde anlatılanlar tamamen hayal ürünü ve mizansendir. Biz Cesur Yürek ailesi olarak sağlık personeline yönelik şiddeti nefretle kınıyor ve ‘Sağlıkta şiddete hayır’ diyoruz” diyor.

Çok iyi ediyorsunuz, önce hedef gösteriyorsunuz, sonra şiddete hayır diyorsunuz. Sağlık Bakanlığı verilerine göre son 3 yılda Türkiye’de 31 bin 767 sağlık çalışanı şiddete maruz kalmış. Bunların 18 bini hekim. Şöyle söyleyeyim; her saat başı bir sağlık çalışanı şiddet görüyor bu ülkede. Neresi hayal ürünü, hangisi mizansen? Bu kadar çok izlenen televizyon dizilerine düşen bu şiddetin önüne geçecek mesajlar olmalı, körükleyecek değil. Nitekim, Türk Nöroşirürji Derneği, “Cesur Yürek” vakasından önce bunun için bir girişimde bulunmuş. Dernek Başkanı Prof. Dr. Talat Kırış, 24 Ocak’ta kanal yöneticilerinin, yapımcıların, senaristlerin katılacağı bir toplantı düzenliyor. Amaçları, ha bire hasta yakınları tarafından tartaklanan doktorları izlediğimiz dizilerde arada eğitici bir iki mesaj verilmesi için çağrıda bulunmakmış. Tabii “Cesur Yürek”ten sonra mesele iyice hayati hale gelmiş.

“Silah çekip hataları düzeltebilirsiniz” mesajının bir tehlikesine daha dikkat çekiyor Prof. Dr. Kırış; “Bu saldırı giderek defansif tıp doğurabilir” diyor: “Amerika’da bu çok yaygın. Özellikle riskli branşlardaki hekimler tehlikeli ameliyatlardan kaçıyor. Sen ne yaparsan yap hayati riski yüksek olan ameliyatlar var. Peki, bunları kim yapacak?”

Herhalde bunun cevabını da doktorun kafasına silah dayayan İskender verecek. Ya da onu yaratmakta sakınca görmeyen yönetmen ve senaristler.