“Evlilik heveslenilecek bir şey değil gibi”

Bir süredir dizide oynamayan Ahu Türkpençe, şu sıralar Deniz Akçay’ın ilk filmi “Köksüz”ün çekimleri için İzmir’de“Evlilik heveslenilecek bir şey değil gibi”

Çok hızlı bir yükseliş öyküsüydü Ahu Türkpençe’ninki. “Bir İstanbul Masalı” ile bir anda parladı. Sinema serüveninin en parlak yıldızı ise “Kaybedenler Kulübü” idi. Bu arada Duru Tiyatro’da “Sondan Sonra” adlı oyunda Emre Kınay ile sahneyi paylaşıyor ve çok iyi eleştiriler alıyordu. Seyirci de medya da onda ‘masalın küçük prensesi’nden çok fazlasının, sağlam bir oyuncunun olduğunu fark etmişti. O da artık sadece istediği ve sevdiği işlerde oynamaya başladı.
Nitekim şu anda İzmir’de, “Şöhret” dizisinde tanıştığı senarist-yönetmen Deniz Akçay’ın ilk filmi “Köksüz”de oynamakta. Akçay’ın ailesinin, dostlarının ve Yaşar Üniversitesi öğrencilerinin büyük özveriyle çalıştığı bir set burası. Hayatta gördüğüm en ‘arkadaşça’ set. Herkes bir işin ucundan tutuyor, birbirine karşı nazik, düşünceli, yüzler gülüyor... Yönetmenin ablası ertesi gün mercimekli börek mi getirsin pudingli kurabiye mi gibi dertleri var... Ahu Türkpençe, kendi makyajını ve saçını kendi yapmış olarak karşılıyor beni. İzmir’in ‘güven olmaz’ havası çekimin ilk dakikasında kafamıza kovayla yağmur yağdırırken, onun cıvıltısı da kahkahası da eksik olmuyor.

“Köksüz”den başlayalım... Nedir konusu filmin?

Bir aile hikayesi. Beş kişilik bir aile, babaları rahmetli oluyor ve o gittikten sonra bu ailede erk kimin olacak... Bu konu üzerinden gelişen, her bir karakterin kendi içinde acısını barındıran, bütün bunları çok naif ifade eden bir film.

Senin karakterin nasıl biri?

Ben ablayım, Feride. Biraz silik bir karakter. Kendini geride tutan, istediği şeyleri çok rahat ifade edemeyen ve hep içinde atan bir karakter. Ailenin büyük çocuğu olduğu için her şey onun üzerine kalıyor. O da kendisinden beklenenler ve yapmak istedikleri arasında kalıyor, böyle bir sıkışmışlık hissi yaşıyor. Sonunda bir tercih yapmak zorunda kalıyor ama tercihin ne olduğunu söylemeyeyim.

“Fısıltı gazetesini reklama tercih ettik”

Senin olmuş mudur hayatta böyle kritik seçimlerin?

Ben bu kadar arada hiç kalmadım. Seçim yapmak durumunda kaldığım zamanlar oldu. Şanslıyım ki içimin istediği seçimler yaptım. Mesela en büyük seçimim, üniversiteyi bırakıp konservatuara geçmek. İyi ki de yapmışım. Artık öyle yapıyorum, içimi dinleyerek.
“Yahu bak bu çok popüler bir işe benziyor, bu kesin tutar” diye kabul etmiyorum. O iş tutsa da tutmasa da ben onu severek oynayacak mıyım, ona bakıyorum. Çünkü o zaman pişman olmuyorum. Bunun bir örneğini de yaşadım. Geçen sezon Most Yapım’la “Tek Başına” diye bir dizi çektik ve iş sekizinci bölümde yayından kalktı. Genelde oyuncular unutulsun, söylemeyelim diyebilirler. Ben tam tersine gururla söylüyorum. “Tek Başına” diye bir iş vardı, ben onda oynadım, iş tutar tutmaz umrumda değil, ben o kadar seviyordum ve o kadar mutluydum ki sette, pişman değilim.

Ama orada aile içi şiddet gibi bir mesele anlatılıyordu ve böyle bir konu bu ülkede izleyici bulmayacak da nerede bulacak, değil mi?

Ya tabii ki seyirci bunu niye anlamadı dememek gerekiyor, bizde de hata vardır. Yani illa ki bir yerlerde de biz bir şeyler kaçırmışızdır. Bir şekilde her şeyin; gününün, saatinin, o dönemki Türkiye’deki olayların bile etkisi oluyor. Ama ben hep şöyle düşünüyorum, iyi olan her iş bir şekilde kendini gösterir. O yüzden demek ki eksiğimiz vardı...

Tiyatro oyunu için böyle oldu mesela değil mi? Kaç sezondur devam ediyor?

Bu şimdi üçüncü sezon. Biliyorsun eğlenceli bir oyun değil hiç. Ve bir şekilde çok da reklamını yapmıyoruz, istiyoruz ki seyirci birbirine anlatarak, fısıltı gazetesiyle kendi reklamını oluştursun. Öyle de oldu. Farklı bir iş, alternatif bir iş ve derdi çok büyük. Oyuna gelen insanlar “Ben buradan bara gidecektim, şimdi gitmeyeceğim, eve gideceğim, bir durayım” diyorlar. Bunu duymak çok güzel, çünkü amacı o. Rahatsız etmek ve düşündürmek.

“Fizik diplomasını annem için aldım”

Demin fotoğraf çekiminde yağmur yağınca, “Olsun” dedin, “Düşün ki bu terslikler olabilirdi ama aynı zamanda bu ekipte lanet insanlar olabilirdi”. Hakikaten böyle iyimser biri misin, yoksa buranın atmosferinden mi?

İyimserim, giderek iyimser oluyorum aslında. Çünkü artık etrafımda hiç negatif insanlar olmuyor. Etrafımdaki herkes mutlu, kendinden emin, kendini seven, yaptığı işi sahiplenen insanlar oluyor. “Ben Pollyana’yım, dışarıdaki insanlar çok kötü” gibi bir şey değil yani. Gördün bak hani, yağmurda çekim var kimsenin gıkı çıkmıyor. Güvenli ve güzel bir setteyim.

Fiziği bırakıp konservatuvara girdiğini biliyoruz, peki sonra dönüp ötekini de bitirdiğin doğru mu?

Doğru. Müjdat Gezen Sanat Merkezi’nden mezun olunca yaz okulundan ders aldım, bitirdim. Annem çok ısrar etti çünkü. “Evladım hazır ortasına kadar gelmişsin, fena mı olur iki üniversite bitirdim dersin” dedi. Aldım, bir işe yaramıyor, sadece hava atmaya yarıyor, o havayı da atmıyorum ama.

“Babam oyuncu olduğumu göremedi”

İki kardeş misiniz?

Üç kardeşiz. Bir kız kardeşim bir de abim var. Abim bilgisayar mühendisi, kızkardeşim dansçı. Babam rahmetli oldu, biz de dört kişilik bir aileyiz artık.

Ne zaman?

Ben tam konservatuvara girmeden üç ay önce.

Görmedi senin oyuncu olduğunu...

Kısmet olmadı ama pandomime başlamıştım ben konservatuvara girmeden önce, onu görmüştü.
Beni sahnede bir kere gördü yani...

İstiyor muydu oyuncu olmanı peki?

Vallahi bilmiyorum, hiç konuşmadık. O noktaya gelmeden rahmetli oldu.

Ani bir şey miydi?

Kalp krizi. Çok zor, sevdiğin birini kaybetmek zor. Bizim için zor, o gitti. Ben inanıyorum mutlu olduklarına çünkü acı çekmiyor, huzurlu. Ama bizim için zor. Benciliz evet ama ne yapalım? Yanımda olsun istiyorum gibi bir durum yani...

Annen “Ben evliliğe karşıyım” diyince kızmıyor mu?

Artık bir şey demiyor. Ben hep kendime annemi örnek alıyorum. Çok akıllı bir kadın. Çok sevgi dolu ve herkesi istediği hayatı yaşamaya teşvik eden bir insan. Çok başka bir kadın.

Çocuğun olsun istiyor musun?

Çocuğa bakabileceğimi sanmıyorum. Arkadaşlarımın çocuklarıyla idare ediyorum.

“Bir gün kendi senaryomda oynamak isterim”

Öykü mü yazıyorsun, öyle bir şey okudum bir yerde...

Bir dönem Feminen diye bir dergide yazdım. Öykü değil de ufak tefek senaryolar yazıyorum. Ve kendi yazdığım bir işi çok sevdiğim, güvendiğim bir yönetmene teslim edip oynamak isterim bir gün.

Günlük tutuyor musun?

Öyle, yalandan tutuyorum işte. Ama şunu yapıyorum: Her gün o güne ait bir fotoğraf çekip altına not düşüyorum. Mesela iki üç gün önce sette mutfağın bir köşesini çektim. O mutfak köşesinin fotoğrafı o günkü sahneyi ve o köşede oynarken yaşadığım hissi hatırlatıyor. Çok eğlenceli. Şu an buradayız ya, sen sadece yağmuru ve kırmızı şemsiyeyi çekebilirsin ve o kırmızı şemsiye ve yağmur sana bizim seti ve beni anımsatabilir.

“Sevgilim yanımdayken hiç saklanmıyorum”

Evliliğe ve çocuğa karşıyım gibi bir cümle kurmuşsun. Öyle mi sahiden?

Ya ben çok konuşuyorum, niye susmuyorum... Benim ne yazık ki etrafımda evli ve mutlu çift yok. Kimse evlenmemelidir demiyorum tabii, tek tük güzel çiftler çıktığı zaman etrafımda, “Aslında olabiliyormuş” da diyorum. Ama genele vurduğunda çok değil. Ona istinaden evlilik o kadar da heveslenilecek bir şey değil diyorum. Ama her an, her saniye bir şey değişiyor. Bugün böyle derim, iki gün sonra deli gibi aşığımdır ve anlamsızca evlenmek de isteyebilirim.

Bir sevgilin var mı şu an?

Var sevgilim.

Saklanıyor musunuz medyadan?

Ben hiç saklanmıyorum. Sevgilim o benim, niye utanayım, yarın öbür gün bir magazin muhabiri yanımıza geldiğinde elini falan bırakmak gibi bir şey asla yapmam. Ama ben genelde magazin muhabiri arkadaşlarımızın gittikleri yerlere çok gitmiyorum. O yüzden bizi görmüyorlar. Ama bir çift olarak bir galaya katılıyorsak o zaman da kaçmıyorum.

“Bir süre İspanya’da yaşamak istiyorum”

10 yıl sonra neler yapacağını düşünen biri misin?

İspanyolca öğrenmek istiyorum, çünkü İspanya’ya, İtalya’ya giderim, orada bir dönem yaşarım diye düşünüyorum. Sonra ne bileyim, öyle bir hırsım yok ama yazıyorum bir şeyler ve yazdığım bir şeyde oynamak isterim. Bu arada tango yapıyorum. Ama çok yeni, daha başlangıç seviyesindeyim. Özel ders alıyorum, vakit buldukça milonga’lara gidiyorum. Tangoyu gerçekten çok sevmemin nedeni diğer danslardan farklı olarak doğaçlama olması. Aynı parçayla yüz kere dans etsen her sefer başka bir şey oluyor. O yüzden çok keyifli.

Peki partnerle mi ders alıyorsun?

Yok tek başıma. Milongalarda zaten bol bol partner değiştirip öğreniyorsun.

“Çok özel, çizilmiş gibi bir yüzüm yok”

Çok kendini anlatmıyorsun röportajlarda...

Özel hayat dedikleri şeyin sevgilimden ibaret olmadığını düşünmüyorum. Arkadaşlarım, ailem, sevgilim, ne giyiyorum, neyi seviyorum, bunların hepsi benim özel hayatım. Bunlardan bahsetmememin de kendimce şöyle bir sebebi var: Kendimi ne kadar az deşifre edersem seyirci beni o kadar çok inandırıcı bulur seyrederken. Çünkü ben görüyorsun çok hızlı konuşuyorum, filmde öyle değilim. Enerjim yüksek, filmde öyle değil. Beni bilmedikleri zaman filmdeki karaktere inanmaları çok daha rahat oluyor. O yüzden kendimi kendime saklıyorum.

Bence oyuncunun özel hayatında nasıl biri olduğundan çok bir önceki rolü belki yer edip kafasını karıştırabiliyor seyircinin...

O benim başıma gelmiyor neyse ki. Biraz da şeyden herhalde, böyle kaşı gözü çizilmiş, çok özel, asla unutulmaz bir yüzüm yok. Standart, evet, hoş denilebilecek ama normal bir yüzüm var. O yüzden de değiştirilebilir olması yüzümün maskının, çok rahat oluyor. “A o filmdeki sen miydin?” diyebiliyorlar.

Hayatta hiç mi makyaj yapmıyorsun?

Zaten sette yeterince yapıyoruz, o yüzden evet, gündelik hayatımda yapmıyorum. Ama profesyonel makyözlerin yaptığı makyajlar oluyor, seni senden alıyor, bambaşka olabiliyorsun, onları seviyorum fotoğraf çekiminde falan. Gündelik hayatta işte yaptığım maksimum makyaj bu oluyor, o da fotoğrafta çıkmıyor.

Ekşisözlükte “Güzelliği, güzelliğiyle kafayı bozmamış olmasında” denmiş senin için...

Sağolsunlar. Çünkü yaşadıkça öğrendiğim bir şey, gerçekten güzellik içeride. Ne çirkin adamlar, ne çirkin kadınlar var, sahneye çıkıyorlar, aşık oluyorsun. Onun o yeteneğine, enerjisine, özgüvenine aşık oluyorsun. Ve ne yakışıklı adamlar tanıdım, içi o kadar kötüydü ki, sonra fiziksel olarak da kendini bozdu o kötülük. Ben buna çok inanıyorum, belki ondan.

Kendi dış güzelliğinle de ilgileniyorsun ama değil mi?

Tabii ki. Özellikle de oyuncu olduğum için, deforme olmamaya, zayıf kalmaya dikkat ediyorum çok fazla tatlı yesem bile. Cildimi her gün temizliyorum. Çünkü benim enstrümanım bu. Gitar çalmıyorum ki bir kenara bırakayım, ihtiyacım olduğunda cilalayayım.

Spor yapıyor musun?

Basket oynamayı çok seviyordum, bel fıtığı başlangıcım varmış, doktor yasakladı. Tek başıma spor yapmaktansa birkaç kişi tercih ediyorum; dışarıda voleybol oynamak, basketbol oynamak, birlikte bisiklete binmek gibi...