Giden gitti. Ya kalanlar?

En azından bu bitecek diye umuyordum referandumla beraber. Artık sosyal medyadan birbirimize hakaret etmeyeceğiz, biri birini vatan haini, öteki de berikini aptal olmakla suçlamayacak, “16 Nisan Miladı”nın sonrasına geçtiğimize göre artık durumu anlamakla, birlikte yaşamanın yollarını aramakla ilgilenebileceğiz. Başka çare yok çünkü.

Yani birileri için var, onlar da zaten bavulları toplayalı çok oldu. Kalanlar; evetçiler ve hayırcılar olarak hep birden buradayız. Kimsenin bu topraklardaki hissesi diğerinden daha fazla değil. Hatta referandum da aslında bunu gösterdi tam olarak.

“Hadi kucaklaşıp sevgi çemberi oluşturalım” ya da “Hayırcıların karıları kızları ganimettir” gibi savaş tamtamlarını anlamaya çalışalım, empati bugünler için demiyorum elbette. Ama her iki tarafta da bu tip yaklaşımların deli saçması olduğunu düşünen, birbirini düşman kabul etmeyen, sağduyu sahibi, aklı başında insanlar vardır. Belki bir ortak payda olur mu, çok parçalandık, biraz bir şeyleri yapıştırmayı deneyebilir miyiz gibi saf saf düşünceler geçiyordu kafamdan işte.

Ama o gece “Belki bu sefer birbirimizi anlamayı - dinlemeyi deneyebiliriz” yazma gözü pekliğini gösteren Ahmet Mümtaz Taylan daha “deneyebi-” derken öyle bir lince uğradı ki, anladım, ne bitmesi, daha yeni başlıyoruz. Deneyemezmişiz, teklif dahi edemezmişiz. Buna itirazımızı insan gibi dile de getiremezmişiz.

Şimdi Facebook’ta bahar temizliği başladı en tantanalı, davullu zurnalısından. Herkes kendisiyle aynı oyu vermediğini tespit ettiği ‘arkadaşını’ listesinden çıkarma telaşında. Yazdıklarını görmek istemiyordur, sinirine dokunuyordur, olabilir de “Falanca verenleri temizliyorum, kalanlar beni uğraştırmasın, kendi gitsin”lerle, bitmeyen bir “biz” ve “onlar” muhabbetiyle nereye kadar devam etmeyi düşünüyoruz?

Denedik bunu, olmadı. Oldu mu? Herhangi bir derdimizi çözebildik mi bu yaklaşımla?

Kutuplaşma kaçınılmazsa iki kutup arasında diyalog daha da kaçınılmaz. Adam gibi konuşmayı becermek, bizim gibi düşünmeyeni de dinlemek zorundayız. Kavgadan gürültüden hasta olacağız sahiden.

Hatırlar mısınız, düşman kabul edilen ülkelerin halkları için kullanılan bir laf vardı; “Düşman olan siyasetçiler, halklar düşman değil dost” diye. Aynı şey bir ülkenin insanları için geçerli değil mi? Siyasette üslup diye bir şey yok, en bel altı vuruşlar, en ağır ithamlar mübah kabul ediliyor, bari biz birbirimize yapmayalım bunu.

Neticede Facebook sayfamızdan atsak da, Twitter’da bloklasak da aynı ülkenin, aynı şehrin insanı olarak yaşamaya devam ediyoruz. Aynı vapura biniyor, aynı göğe bakıyor, aynı kaldırımlara basıyor, aynı bombayla ölüyoruz.

Bunların hiçbiri de bakmıyor ‘evetçi’ misin, ‘hayırcı’ mısın diye, ona da aynı muamele ediyor sana da.

Aynı gemideyiz, bir anlayalım bunu. Ve bir gemi batsa da çıksa da içindekilerin tamamıyla beraber oluyor bu, yarısıyla değil.