Gitmek mi zor kalmak mı?

Öykü Karayel ve Reha Özcan’ı bir araya getiren “Terk”, modern insanın bitmeyen çelişkisine; özgürlüğüyle sevme sevilme isteğini bir potada buluşturamamasına dair hepimize son derece aşina şeyler söylüyor...

H=avalı ve şık bir muayene odası, bir o kadar havalı ve şık doktor. Ceketi, yeleği, gözlüğü, düzenli ‘süsü verilmiş’ asi kıvırcık saçlarıyla dış görünüşüne düşkün olduğunu anladığımız bir terapist. Tahminen 50 yaşlarında.

Beresinden taşan pembe saçları, şortu, file çorapları ve postallarıyla asi ‘süsü verilmiş’ bir genç kız. 25 yaşında. Kırılgan bir kalbi sert ve alaycı bir kabuğa sarmış, geçmiş adamın karşısına en mahrem şeylerini anlatıyor. Bulabildiği en şoke edici, irkiltici hatta rahatsızlık verici sözcükleri seçerek. Adamı ne kadar tedirgin ederse amacına o kadar ulaşmış olacak gibi bir hali var. Ona “sevgilim” demeyen sevgilisini, güvenip kendini teslim edemediği için yoluna girmeyen ilişkisini, bağlanmaktan korktuğu için zevk almak istemeyişini anlatıyor motor takılmış gibi. Karşısındakine tepki verme, itiraz etme hakkı vermeden.

Gitmek mi zor kalmak mı

Terapistin ise kaçmak geliyor içinden. “Siz belli ki yanlış gelmişsiniz, size lazım olan bir ilişki terapisti, buyurun bu da kartı” deyip kapıyı gösterecek fırsat kolluyor.

Ama bu ilk kurtulma hamlesi kız tarafından geri püskürtülünce, aralarında gerilimli bir oyun başlıyor. Kız ha bire “Gidiyorum” deyip gidemeyecek, adam gitse iyi olur diye düşünüp gönderemeyecek, kapılar çarpılıp çıkılacak, gerisin geri dönülecek, gitgide roller değişip bir kedi fare oyununa dönecek. O kendinden çok emin, egosuyla mutlu terapist kendisini sorgu koltuğunda bulana kadar.

Bir dolu soru soruyor

“Terk”, genç bir oyun yazarının, Milay Ezengin’in imzasını taşıyan bir oyun. Ezengin’in konservatuvardan sınıf arkadaşı olan Öykü Karayel oyunu hayata geçirmek istemiş ve yıllarca Krek ile çalışmalarına tanık olduğumuz, son dönemde Krek’in yanı sıra kendi adına da tiyatro prodüksiyonları yapan Nisan Ceren Göknel ile birlikte yola çıkmışlar. Serkan Salihoğlu’nun yönetmen olarak, usta oyuncu Reha Özcan’ın da terapisti oynamak üzere aralarına katılmasıyla “Terk”in sahnelenme macerası başlamış. Bu hafta başında da Zorlu PSM’de ve DasDas’ta seyirciyle ilk buluşmalarını yaşadı oyun. Metnin seyircide eline kâğıt kalem alıp not etme ihtiyacı doğuran cümleleri var, öncelikle bunu söylemek isterim. Modern insanın bitmeyen çelişkisine; özgürlüğüyle sevme sevilme isteğini bir potada buluşturamamasına dair hepimize son derece aşina şeyler söylüyor. Bir dolu soru uyandırıyor insanın kafasında; kendi istediğimiz gibi bir hayatı seçmek bencillik midir, bu seçimi yaparken başkalarının hayatını altüst etme hakkımız var mıdır ya da bu seçimin sonucu mutlaka yalnızlık mıdır? “Gitme” güdüsüyle “kalma” ihtiyacının buluştuğu bir orta nokta yok mudur? “Hayat böyle yaşanır... Kendini anlamaya çalışarak... Gitmek mi zor kalmak mıDeneyerek...” diyor terapist: “Kayıplar olur tabii... Birileri incinir. Sen ne istediğini bulmaya çalışırken birileri sıkılır... Seni seçim yapmaya zorlar. Onlar da kendilerince haklıdırlar tabii. Arayan insan bencilleşir çünkü. Dünyada bir tek o var sanır. Zanneder ki bütün bu düzen sadece onun için vardır, onun kendini anlaması için. Kendi çalışma alanını genişlettikçe diğerlerinin yaşama alanlarını daraltıyor olmak umurunda bile olmaz. Karşılıklı bir seçim yapıldığını düşünür çünkü. Yani bendeki cesaret sizde yoksa, tabii benim özgürlüğüm size bir dayatma gibi görünür diye düşünür. İnanır da buna.”

Eksiklik duygusu

Bu yönüyle ciddi bir zihin jimnastiği yaptırıyor seyirciye. Tatlı da bir mizahı var, seyri gayet keyifli. Ancak bütün bu hayata dair anlamlı cümlelerin kendileri kadar sürükleyici bir olay örgüsüne yedirildiğini söyleyemeyeceğim. Bittiğinde içimde sanki bir şeyler olacakmış da olmamış duygusu vardı. İkilinin ilişkisinin yön değiştirdiği dönüm noktaları seyreden için belirgin değildi. Serkan Salihoğlu’nun bir terapi odasında iki kişi arasına geçen oyuna hareket katmayı başaran, dinamik bir rejisi var. Buna karşılık kızın çıkıp terapistin yalnız kaldığı, ışıkların kısılıp müziğin yükseldiği ara sahneler fazla uzun sürüyor. Teknik bir zorunluluk olmadığına göre “Arıza mı var?” diye düşündürdüğü anlar oldu. Cem Yılmazer’in ışık ve sahne tasarımı atmosferi ve karakterlerin duygu değişimlerini tamamlar nitelikte.

Esasen bir düet olan oyunla ilgili en sağlam öğeyi en sona bıraktım: oyunculuklar. Reha Özcan yıllar yılı kendi isteğiyle Antalya Devlet Tiyatrosu’nda oyunculuk yaptığı için İstanbul seyircisinin biraz geç tanıdığı, ama ilk günden itibaren takipçiler yaratan ve onları yanıltmayan bir aktör. “Terk”te de seyirciye bu adama sempati mi duysun, sinir mi olsun kararını verdirmeyen, onu sürekli arafta bırakan bir Gitmek mi zor kalmak mıperformans sergiliyor. Yargıç koltuğunu tercih etmeyen izleyici için tam da olması gerektiği gibi. Öykü Karayel, “Güzel Şeyler Bizim Tarafta” efsanesinden beri tiyatroda daha çok görmeyi arzu ettiğimiz, sahnede ışıl ışıl parlayan bir oyuncu. Bu dengesiz, deli dolu -zaman zaman amacını anlayamayacağımız kadar deli dolu- karaktere cuk oturmuş. Sadece bu ikiliyi izlemek için bile önerilir, “Terk”.

“TERK”

Yazan: Milay Ezengin / Yöneten: Serkan Salihoğlu / Oyuncular: Reha Özcan, Öykü Karayel / Yapımcı: Nisan Ceren Göknel, Öykü Karayel /

Sahne ve ışık tasarımı: Cem Yılmazer / Dramaturg: Erdem Avşar / Müzik: Kes / Yapım ekibi: İrem Avcı, Naz Güven / Sahne amiri: Emrah Altıntoprak / Sahne Ses operatörü: Hakan Atmaca / Işık operatörü: Melis Karaman / Teknik ekip: Mehmet Uğur Karakuş, Ali Yalçın