Gülriz Sururi ve yaşın gereklilikleri

Yaşım kaçtı bilmiyorum, özellikle de bu yazıda hiç önemi yok, Gülriz Sururi’nin ‘Biz Kadınlar’ kitabı başucumdan eksik olmazdı. Anı kitapları da çok keyiflidir, ama o kitapta kendine has zarafetinin ipuçları vardır ve becer becerme, insana ilham verir.

Gülriz Hanım’la konuşurken asla kaç yaşında olduğunu düşünmezsiniz, her zaman hoş, şık, zarif, bakımlı ve de dünyada olan bitenle ilgili, oyunları, filmleri, konserleri takip eden, keyiflerinden ödün vermeyen, örnek alınası bir kadındır.

Ve evet, her yaz milletin estetik olup olmadığına bakmadan burnumuza ayaklarını dayadığı instagrama bir bikinili fotoğraf koyar, hepimize de canının istediği gibi yaşamak nedir, bir kez daha hatırlatır. Aynadan çekilmiş gayet de hoş fotoğraflardır bunlar, bu hafta sonu koyduğunun altına yazdığı gibi kendisi “estetik bağımlısı” olduğu için. Kaldı ki hoş olur olmaz, tamamen kendi bileceği iş.

O fotoğrafın altına bir takım sevgisiz ve sevimsiz insanlar abuk subuk şeyler yazmışlar. Özetle hoş bulmuyorlar ‘bu yaşta’ bir kadının bikinili fotoğraf paylaşmasını. Muhtemelen bikini giymesini de, denize girmesini de tercih etmiyorlardır. Öyle ya, kadın dediğin en fazla 30’una kadar ‘taş gibi’ ortada salınan, ondan sonra örtünüp saklanması, mümkünse kendisini evine adaması gereken bir canlı. Ne demek oluyor 80’ini geçip hâlâ yüzmek, gezmek, eğlenmek?

Neyse baştan söyleyeceğimi şimdi diyeyim: Ben hayranlıkla izliyorum Gülriz Sururi’yi.

Bir insanın, özellikle kendisine sürekli bu hatırlatılan bir varlık olarak kadının yaşının ‘gerekliliklerini’ yerine getirmemesini şahane buluyorum. Her kim belirlemişse o ‘gereklilikleri’, çok sıkıcı bir hayatları var, kendi dertlerine yansınlar.

Gülriz Sururi ve yaşın gereklilikleri

Yakmak yetmedi, yontalım

Hani orman yangınları çıktığında sıcağı, rüzgarı, bir de tabii ‘ihmali’ suçlamak adettendir ya. Bir insanoğlunun bile isteye kendisinin, çocuğunun bugününü ve geleceğini ateşe verdiğine inanmak istemeyiz. İlla ki ‘boş bulunulup’ atılmış bir kibrit, ‘istenmeden’ tam söndürülememiş bir piknik ateşi, sigaradan ‘sıçrayıvermiş’ bir kıvılcım, ne bileyim, bir hata vardır bu işte. İnsanın kötülüğünün ve aptallığının da bir sınırı olmalı değil mi?

Peki Tokat’ın Erbaa ilçe merkezine yakın Hacıali köyü yakınlarındaki ormanlık alandan yansıyan görüntüleri nasıl açıklayacağız? Güzelim çam ağaçlarının yarısından fazlasının gövdeleri yontula yontula incelmiş, kopacak hale gelmiş. Neden? Piknikçiler çıra olarak kullanıp ateş yakabilsinler diye.

Ormanlık alanda “ateş yakmayınız” uyarılarını geçtim bir kalem, ateş yakmak için bile ağaca zarar veriyor adam. Ve belli ki öyle bir kişi iki kişinin cin fikri değil bu, ormanı toptan kılıçtan geçirmişler. Adeta dev bir kalemtraş dolaşıyor ağaçların arasında ve buna dur diyecek kimse de yok.

İki gün sonra orada ağaç falan kalmayacakmış, kendisi ve yavruları değil piknik yapacak yeşil alan, nefes alacak oksijen bulamayacakmış, kime ne? Sadece ve sadece kendisini ve kendisinin de o anını düşünen bir tür, sahiden görülmemiştir. Eminim o ormanda yaşayan hayvanlar daha çok gelecek planı yapıyordur.