Hayal kurmak beleş

Öyle sade, öyle su gibi anlatıyor ki, müthiş inandırıcı geliyor her söylediği. İnsanın hayal ve sebat ederse her şeyi başarabileceğine ikna ediyor karşısındakini. Hani herkes der, “İstersen yaparsın” diye ama onunki kadar sahici olmaz.

Önce 1957’de Adana’nın bir köyünde; adı Çelemli olsun, 10 kardeşin biri olarak dünyaya gelmiş olman gerekir. Kız çocuğu olarak üstelik. Adın Ümmiye.

Kızların bırak okula gitmeyi, sokağa çıkmasının bile hoş karşılanmadığı bir köy. Bir tek ev işi yapıyorlar baba evinde, zamanı gelince de koca evine terfi oluyorlar.
Günün birinde camiden bir anons yapılır. Her evden bir kız çocuğu ille okula gönderilecek, cezası var aksi halde ana babaya. On kardeş içinde bizim hikayemizin kahramanına çıkar piyango, yedi sekiz yaşında o sıralar, ilkokula başlar. Hayata değişecek değil ya, okuma yazmayı öğrenecek hiç değilse.

Ama sen hayatını değiştirmeyi aklına koymayagör, bazen bir kitap, bazen bir oyun suyun yönünü çeviriverir tersine. Öğretmeninin odasından almaya yolladığı kitap oluyor bizim kahramanımız için bu. Kapağında kırışık yüzlü, aynı anası gibi bir kadın. Sınıfa gidene kadar sayfaları karıştırır, kendisini o hikayenin içinde hayal eder, karakterlere sınıf arkadaşlarının adını verir, iki dakikada Maksim Gorki’nin ‘Ana’sı onun anası olur sanki.

Fakat bu neyi değiştirir ki? Olacaklar belli, Ümmiye ilkokuldan sonra okumayacak biraz büyüyünce de evlenecek. O zaman keşfeder, “hayal kurmanın beleş olduğunu” ve hayallerine tutunur hep, hiç bırakmaz.

19’unda Mersin’in Toros dağlarıyla çevrili Arslanköy’üne gelin gider. Bakar ki burada düzen başka, kadınlar sokağa çıkıyor ama bağda bahçede çalışmak, dağdan odun getirmek için. Erkekler de yan gelip yatmakta, tahmin edileceği gibi. Kadınların üzerinde koca şiddeti bir yandan, kaynana baskısı bir yandan.

Ümmiye bu kadınların sesini hiç değilse Mersin’e duyurmaya karar verir o gün. Dili “Mersin’e” derken, kalbinde dünyaya duyurmak var ama nasıl yapacak?

Onun da yolunu köye gelen tiyatro topluluğu gösterir. Ne dedik, niyeti olana bir oyun yeter bazen. Tiyatro nedir bilmeyen Ümmiye, oyun sonrası aktörlerden birinin yanına gider sorar; “Kurban olduğum, senin adın ne?” “Ali, teyze”. “E demin Veli’ydi?” “Olur mu teyze, o benim rol adım”.

İşte bu. O gece hiç uyumayıp düşüne düşüne bulduğu formülü Ümmiye Koçak şöyle anlatıyor o tatlı diliyle: “Ben iyi bir dinleyici olduğum için herkes derdini bana anlatıyor ama utanıyor, kocasından, kaynanasından gördüğü şiddetleri başkasınınmış gibi anlatıyor. ‘Ümmiye kızım,’ dedim kendi kendime, ‘Ben bunların isimlerini değiştirip yaşadıklarını başkasınınmış gibi seyrettirirsem, bunlar yanlışlarını görür, köydeki erkekler de kendilerini değiştirirler.”

Gündüz bağda bahçede çalışıp gece okuyup yazmış. Zor olmuş kendisine katılacak yedi kadın daha bulmak ama en sonunda “Sana mı kaldı canım?”lara kulak tıkayıp, ‘herifleri’ bir bir ikna edip Arslanköy Kadınlar Tiyatro Topluluğu’nu kurmuş.
Sonuç gerçek bir zafer. Köy meydanında oyunu izleyen ‘herif’lerin “Ümmiye abla sanki beni yazmışsın” dediklerini anlatıyor Ümmiye Koçak. Ve artık köyde çınarın altında yatan erkek olmadığını, kadınla erkeğin birlikte, omuz omuza çalıştığını.

Ümmiye Koçak’ın beleşe kurduğu hayaller onu on sene içinde çok daha ötelere taşıdı. Yazdığı oyunu ‘Yün Bebek’ adıyla filme çekti, festival festival dolaştı, New York Film Festivali’nden ödül aldı. Arslanköy Kadınlar Tiyatro Topluluğu desen faaliyetlerine devam ediyor. Dört beş oyun daha yaptılar, biri ‘Hamit’ adlı ‘Hamlet’ uyarlaması.

Velhasıl, orada ilkokul mezunu bir kadının hayal kurarak değiştirdiği birçok hayat, bir düzen var. Kitaplar, oyunlar, filmler bu güce sahip. Bunun için bu derece etkililer ve bu kadar ‘korkutucu’ olabiliyorlar.

Ama Ümmiye Koçak “Bir kadın isterse her şeyi yapar yavrum” diyor bütün şefkatiyle. O söyleyince inandırıcı oluyor. Bu hafta sonu Türkiye’nin twitter ahalisi var gücüyle Ümmiye Koçak’ın tedX konuşmasına tutunduysa, var bir hikmeti. Umut veriyor çünkü.
Formül belli: İsimleri değiştiriyorsunuz, başlıyorsunuz hikayenizi anlatmaya. “Zamanlardan bir zaman, ülkelerin birinde insanlar barış içinde, kardeşçe, mutlu mesut yaşarmış”. Hayal etmek beleş ne de olsa.