Hayalet semt Beyoğlu

Ben lise öğrencisiyken biraz çekinilen bir yerdi Beyoğlu. Okulumuz İstiklal Caddesi’nin göbeğinde olduğu için bizim için evimizin sokağı gibiydi de, başka semtlerde okuyan arkadaşlarımız pek gelmezlerdi, onlarla daha ‘nezih’ bölgelerde buluşulurdu. Hele hele hava karardıktan sonra hiç tekin bulunmazdı, özellikle de kızlar için. Halbuki annelerimizden dinlerdik bir zamanlar ne şık bir semt olduğunu. Çok önceleri tabii, 6 - 7 Eylül’den önce, o güzel pastaneler, terziler, kuyumcular kapanmadan, sahipleri buralardan gitmeden önce.

Sonra yavaş yavaş bir hareketlenme başladı, yine küçük, hoş kafeler açıldı, hafif Paris havası estiren, caz çalan, güzel kahve yapan. Caffinet’yi, Kaktüs’ü, Pia’yı anmak isterim, ilk örnekleriydi, şimdi hiçbiri yok. Onları başkaları izledi, Beyoğlu yeniden insanların kızlı erkekli eğlendiği, sokaklarında oturduğu, sinemalarına, tiyatrolarına gittiği bir semt oldu. Hatta Midpoint’lerle, 360’larla, House Cafe’lerle o güne dek Beyoğlu’na adım atmamış bir kitle için bile çekici hale geldi.

Ne zaman başladı yeniden bu çöküş, nasıl böyle hızla dibe vurdu güzelim cadde, anlamak mümkün olmadı. Önce tiyatrolar, sinemalar kapandı. Ne AKM var, ne Taksim Sahnesi şimdi, ne Emek, ne Sinepop, ne Alkazar. Direnenlere uzun ömür diliyorum.

Sonra sokaklara masa yasağıyla müşteri kaybetmeye başlayan restoran - kafe sahipleri bir bir çekilmeye, yerine Arapça tabelalı dükkânlar açılmaya başladı. Hacı Baba gibi Beyoğlu’nun simgesi bir lokantanın yerini Antakya Medeniyetler Sofrası aldı misal. O da olsun tabii de niye tarihi bir mekânın yerine açılması gerekiyor?

Beyoğlu mekânlarından bugüne gelebilenlerin direncini maalesef üst üste patlamalar ve darbe girişimi kırmış görünüyor. Bir çıkıp bakın, sadece kapalı kepenkler göreceksiniz. Pazar sabahı geçen yıl insanların kahvaltı ettiği sokaklarda bir dolanın, tek kişi siz olacaksınız. Meşrutiyet Caddesi’nde açık tek bir kafe - restoran yok. Asmalımescit gecelerinin vazgeçilmezi 9 Ece Aksoy bile ilk kez bir aylık yaz arası verdi.

140journos haber sitesi saymış geçen gün; bilanço ürkütücü: House Cafe’nin İstiklal ve Tünel şubeleri, Starbucks, BiBuçuk, Charlie Temmel, Otto birkaç ay içinde kapananlar. Columbia, Camper, Paşabahçe, Teknosa da öyle. Koca Beyoğlu bir hayalet semt.

Geceleri bir başka felaket. Bangır bangır tuhaf müziklerin çaldığı, renkli ışıklarla ‘yarı aydınlatılmış’ birtakım gece kulübü mü disko mu ne olduğu, içeride ne tür bir eğlencenin vadedildiği kestirilemeyen yerlere seni çekmeye çalışan adamlar peydah oluyor etrafta. 14 yaşından beri korkmadan yürüdüğüm caddeden geçerken ilk kez tedirgin oluyorum.

Tehlikeli bir gidiş bu, derhal önlem alınması gerekiyor. İstanbul’un gözbebeği bir semtin bu hale gelmesinden kimse için hayırlı bir sonuç çıkmaz.

40 futbol sahası

Her seferinde aynı şey: “Piknik ateşinden çıktığı zannediliyor, rüzgâr nedeniyle kontrol altına alınamıyor, bilmem kaç hektar ormanlık alan kül oldu.” Sıralama bu. Bir de “En kısa zamanda tekrar yerine koyacağız” var ki Ege’nin dağlarına bakınca bunun ne kadar gerçekçi olduğunu çıplak gözle görmek mümkün. Site olarak yerine koyuyorlar sanırım.

Aynı sıralama memleketin en yüksek oksijen oranına, en zengin ormanlık alanına sahip Kaz Dağları’nda da gerçekleşti bu hafta. Sonuçta 40 hektar orman yandı bitti kül oldu. Bence medyanın bu sayının anlaşılabilmesini sağlamak için seçtiği çok doğru bir yöntem var: 40 futbol sahası büyüklüğünde, öyle düşünün. Orman bir şey ifade etmese de futboldan anlarız durumun vahametini.

Ve sebep yine piknik ateşi. Akıl almıyor, nasıl izin verilebilir Kaz Dağları gibi bir ‘milli servet’ olan yerde ateş yakılmasına? Nasıl denetlenmez?

Bunun basbayağı cinayet kabul edilip hâlâ ormanda ateş yakmaya kalkanların ağır cezalara çarptırılması gerekiyor, başka çare yok. Anlaşılmıyor yoksa doğayı katletmenin
bir suç olduğu.

Nefes alacak yerimiz kalmadı, iklim altüst oldu, hiç tanımadığımız cehennem sıcaklarıyla boğuşuyoruz. Hepsinin ağaç - orman katliamıyla ilgisi var. Ne zaman akıllanacağız, kendimiz de yanınca mı?