Hava kirliliği, tıpkı iklim değişimleri ya da küresel ısınma gibi, elle tutulur, gözle görülür hale gelene kadar bizi gerçekten ilgilendirmiyor, biliyorum. Türk’ün öyle bir kendine güveni var. Çernobil’de radyasyona boyun eğmemişiz, hava kirliliği kim oluyor?

Habire birtakım raporlar yayınlanıyor, uzmanlar bas bas bağırıyor, uyarıları gazetelerde rutin olarak yer buluyor, biz de ürkütücü başlıklara bakıp sayfayı çeviriyoruz, sanki görmezsek yok olacak tehlike.

İnsan merak ediyor, o sırada kafamızdan ne geçiyor olabilir ki biz bu hayatımızı bire bir ilgilendiren konuya duyarsız kalabiliyoruz?

Misal: “Hava kirliliği sekiz ölümden birinin nedeni” diye okuduğumuzda “Aman canım, o sekizde bir de beni mi bulacak?” mı diyoruz, piyangoyla geliyormuş gibi?

Ya da “Türkiye’de yedi il kırmızı alarm veriyor”u görünce “Henüz kırmızı alarm, sonrasına o zaman bakarız, kim öle kim kala?” diye mi rahatlatıyoruz içimizi, ne yapıyoruz?

Bir iç rahatlatma yolumuz olmalı; ya o ‘en kirli’ il bizimki değil, ya o zaman daha bu zaman değil, bir şekilde zannediyoruz ki bu hava kirliliği denilen tek dişi kalmış canavar bize dokunmadan teğet geçecek.

Gelgelelim, “Buna değdi, buna değmedi” diye biz havadan sudan kaçtığımızı zannederken, Türk Toraks Derneği, düzenlediği Hava Kirliliği ve Akciğer Sağlığı sempozyumunda korkunç bir açıklama yaptı: “Dünya Sağlık Örgütü’nün sağlıklı kabul ettiği değerlere göre Türkiye’de yalnızca Rize sağlıklı bir havaya sahip”miş.

Yani artık “Bize gelmez” diye sığınacak yerimiz kalmadı. İstanbul’da görece yaşanabilir ilçeler Sarıyer, Silivri, Şile. Ankara’da mesela, böyle bir ilçe yok, geçmiş olsun.

Derneğin Merkez Yönetim Kurulu Üyesi Doç. Dr. Osman Elbek, fosil yakıtların kullanımı ve santraller arttıkça alacak nefesimizin azaldığını açık ve net bir şekilde söylüyor. Kirlilikte başı çeken Bursa (Evet, hani o ilkokulsa ‘Yeşil’ sıfatıyla tanıdığımız Bursa) ile Düzce’nin ortak özellikleri santraller ve sanayi bölgesi olmaları. “Cerattepeleri kaybettikçe havamızı kaybediyoruz. Bireysel olarak yapmamız gereken Karadeniz’in, Akdeniz’in, yani ülkenin doğasını korumak. Akdeniz Havzası şu anda orta kirlilikte ancak İskenderun Körfezi’ne yapılacak santral buradaki kirliliği 5’e katlayacak” diyor.

Bilmiyorum ki daha fazla kazanmak için ürettiğimiz hava bizi yavaş yavaş boğarken ne düşünüyoruz? Akciğer kanseri, zattürree, inme, kalp hastalıkları, KOAH... Bunların önemli bir yüzdesinden hava kirliliği sorumlu ve bu sadece kendisine inananları etkileyip ötekileri ellemeyen bir düşman değil.

Sigara korkunç bir şey evet, insanın kendi eliyle kendini zehirlemesinin mantıklı bir izahı yok. Ama hiç değilse zehirlediği büyük ölçüde kendisi.

Peki, bütün bir ülkenin havası zehirlenirken önlem almamanın, bildiğimiz yoldan devam etmenin izahı ne? “Kıyamet kopacak, Şirince’ye kaçalım” diyenler gibi hep beraber Rize’ye mi taşınacağız, plan bu mu?

 

Yazarın Diğer Yazıları
Etiketler