“Hiçbir şey salt kötü değildir”

Yeni dizisi “Güllerin Savaşı”nda soğuk ve biraz tehlikeli bir tasarımcıyı oynayan Canan Ergüder: “Gene mi kötü kadın diyecekler ama bence hiçbir şey salt kötü değil. Ben de karakterimi kötü değil, haklı görüyorum. Onu çok boyutlu gösterip sevdirmek daha çekici”


En son yaptığımız röportajda “Hiçbir duygumu saklayamam” demişti Canan Ergüder; “Mutluysam da mutsuzsam da gözümün ferinden anlaşılır.” Cafe Galata’da buluştuğumuz anda içimden geçen
ilk duygu şu oldu: “Canan mutlu!”
Gözleri parlıyor, konuşurken cıvıldıyor, kendisinden memnun, hayatından, mahallesinden, komşularından... Temmuz ayında Kanal D’de başlayacak yeni dizisi “Güllerin Savaşı”ndan... En çok da Russell Crowe’un filminde oynadığı küçük sahneden... “Hiçbir şey salt kötü değildir”

Fragmandan çıkardığım sonuçla soruyorum ilk sorumu: Kötü bir kadınla mı karşı karşıyayız?

Gülfem’e kötü kadın demek istemiyorum çünkü hiçbir şeyin salt kötü olduğuna inanmıyorum. İlk bölümde göreceğimiz bir travması var, ondan sonra zaten neden öyle davrandığını anlayabileceğiz.

“Güllerin Savaşı”ndaki güller iki kadın, Damla Sönmez’in oynadığı Gülru ve senin oynadığın Gülfem...

Evet, benim karakterime uyacak “Gül”lü bir isim bulmakta biraz zorlandık. İsimlerin uyandırdığı
bir his var ya, istediğimiz hissi yakalayamadık önce “gül” kelimesini içeren isimlerde. Çünkü daha sıcak isimler.

Gülfem nasıl bir duygu uyandırıyor?

Gülfem küçük ağızlı, gül ağızlı demekmiş. Biraz daha maskülen olması gerekiyor bu karakterin, biraz daha sosyetik, kendini biraz daha soğuk taşıyan bir kadının ismiymiş gibi gelebiliyor Gülfem bana.

Nasıl bir kadın Gülfem?

Çok ünlü bir tasarımcı. Ailesinden biraz kopuk yaşıyor. İşinde çok başarılı, biraz işkolik, biraz obsesif.

“Tatlı bir karakteri sevmek çok kolaydır”

Sürekli güzel, bakımlı ve şık bir kadın anladığım kadarıyla...

Her zaman çok şık. Kendimi devamlı bakımlı tutmak zorundayım, o bana biraz zor geliyor. Çünkü biraz daha kendimi salarak yaşamayı seviyorum. Her hafta manikürümü pedikürümü yaptırmam gerek, cildime bakmam gerek, diziye hazırlıklı olmam gerek. Ne bileyim, fiziksel olarak formda olmam gerek...

Sen zaten hep formdasındır...

Yani, bu sefer şansıma hayatımda öyle bir döneme girmiştim. Rolü kabul ettiğimde de hazırlıklı olmuş oldum. O ara diyetisyene gitmeye başlamıştım. Kendimi salmıştım biraz. Sıkıldım bu durumumdan ve acilen çıkmam gerektiğini düşündüm.
Diyet derken sadece sağlıklı yemek yiyorum, bunu hayat boyu yapacağım bir şeye dönüştürmeye çalışıyorum. Kilo vermeye değil, yağ oranımı düşürmeye odaklandım. Her gün
spor yapıyordum. Turnedeyken
her gittiğimiz otelde spor salonu olmuyordu, dolayısıyla yoga matımla gidiyor, yoga yapıyordum.

Bu dönemde özel hayatında da bir değişiklik oldu...

Evet, ilişkim bitti.

Bundan sonra mı kendini yeniden yapılandırma kararı verdin?

Hayır, ben zaten son 1.5 senedir bir içe dönme yaşıyordum. Hayatta olmak istediğim şekil nedir, nasıl yaşamak istiyorum, bunun üzerine odaklanmıştım.

Televizyona niye 2.5 sene ara verdin?

Aslında teklifler geldi fakat ben çok kaliteli ve farklı bir iş yapmak istiyordum. Gülfem de daha önce oynadığım rollerle benzer renkler taşıyor olabilir ama psikolojisini çok derinlemesine inceleyebileceğim bir şey olacağı için bu karakter, bunu kabul etttim.

Karakterin kendisiyle ilgili endişelerin de oldu mu?

Evet çünkü otomatik olarak “Gene mi kötü kadın?” imajıyla savaşacağımdan eminim. Fakat
ben karakterimi kötü değil, haklı görüyorum. Ve renklerini artırıp
onu çok boyutlu gösterip öyle sevdirebilmek istiyorum. Bana çekici gelen de bu. Tatlı bir karakteri sevmek çok kolaydır. Daha renkli, daha derinliği olan bir karakteri bütün yanlışlarıyla sevdirmek daha zor. Ben bunu başarabilmeyi istiyorum. Bu nasıl oluyor? Benim karakterime bulduğum psikolojik terimin adını söylemek istemiyorum ama ben bu durumla ilgili üç kitap bitirdim.

Az önce söz ettiğin içe döndüğün dönemde neler yaptın, daha mı çok okudun ve düşündün?

Evet. Bazı şeyler doğru, bazı şeyler yanlış gidiyor. Yanlış giden neyse ona odaklanarak neyi daha doğru yapabilirim, nasıl bir ilerleme kaydedebilirim ki hayatta daha mutlu olabilirim, bunlara kafa yordum. Çünkü ben hayatı toz pembe görebilen bir insanım hâlâ. Bütün acılara, yanlışlara rağmen hayata umut dolu bakabiliyorum. Bunu devam ettirebilmek için mutlu olmak gerekiyor. Alternatif terapilere gittim. Ve çok işe yaradı.

“Dışarıda oynayabilecek kapasitedeyim”

Yaşam tarzında değişiklik oldu mu bu arada?

Gece dışarı çıkmıyorum, bana çok çirkin geliyor İstanbul’un gece hayatı. Çok dejenere buluyorum, mutlu kalabilmek için de böyle bir şeyi yapmamayı tercih ediyorum. Gerçek arkadaşlarıma, aileme daha çok vakit ayırmaya çalışıyorum. Bir mahallede yaşıyorum ve mahallemin gülü gibi bir şeyim. Esnafı, mahallemde yaşayan insanları tanıyorum, Whatsapp’ta Galata ahalisi grubunun bir parçasıyım. Kim hastalandı, kim hamile kaldı, kim ne açıyor, buradan takip ediyorum ve insanların hayatının içindeyim. Hayatımın zor döneminde de mahallem beni ayakta tuttu.

Bundan sonra ne gibi beklentilerin var hayattan?

Kendimi yurt dışına açmak istiyorum. Az insanda olan bir özellik bendeki, aksansız konuşabiliyorum İngilizceyi. Yani Amerikan aksanıyla konuşuyorum, İngiliz aksanı da yapabiliyorum. Yurt dışında oynayabilecek kapasitede bir oyuncuyum. Ve bu sene bunu yapabilmemi sağlayan bir projede yer aldım, Russell Crowe’un Türkiye’de çektiği “The Water Diviner” filminde. Üstelik sahnem Crowe ile. Bu konuda çok şanslıyım. Amerikan Kızılhaç hemşiresini oynadım. Bu senenin en yüksek noktasıydı benim için o oynadığım kısacık sahne.

“Hiçbir erkeğe ‘Ben seninle mutsuzluğa varım’ demem”

“Behzat Ç.”de Savcı Esra’nın Behzat’a söylediği “Seninle mutsuzluğa da varım” cümlesi hâlâ popüler. Sen var mısın buna? Ben yokum mesela...

Ay hayır, 38 yaşıma gelmiş bir kadın olarak hiçbir erkeğe “Ben seninle mutsuzluğa da varım” cümlesini kurmak istemem. Artık “Behzat Ç.” de bittiğine göre karizmasını da bozmuş olmuyorum Savcı Esra’nın. Toplumsal karakteristiğimiz olarak biraz arabeske kaçabiliyoruz ve bu çok romantize edilmiş bir cümle. Tabii ki hayatımı paylaştığım insanın mutsuz anında da birlikte olmak isterim, ona destek olmak isterim ama genellikle mutluluğa varım. Çünkü ilişkiler bitiyor devamlı mutsuzluk olunca.

“Yemek yapmak duygusal bir şey”

Evde zaman zaman kız arkadaşlarını toplar mısın?

Tabii, ben evde kızlar gecesi çok yapıyordum zaten. Ama uzun zamandır yapamıyorum. Bir yemek yapmama döneminden geçtim. Ben yemek yapmayı çok seviyorum ama duygusal bir şey benim için. Uzun bir süre yemek yapmadım. Son 1.5 aydır yapmaya başladım yeniden. Bir tatilim olursa kızlarıma yemek yapacağım.

Ne yapıyorsun, hamur açmıyorsun herhalde?

Hamur açarım, beni zorlayacak şeyleri yapmayı seviyorum. Daha çok gurme tarifleri seviyorum. O tariften yola çıkıp kendi rengimi de katarak bir şeyler yapıyorum. Bir sürü kitabım, dergim var.