Hikâye kime aittir?

Dot’un yeni oyunu “Sesin Resmi”, yazma motivasyonunu kaybetmiş bir yazarla içindeki buhranı resimlere döken bir delikanlının hikâyesini anlatıyor


Bu aslında ezeli-ebedi bir tartışmadır; bir hikâye onu yaşayana mı aittir yoksa anlatana mı? Birisinin hayatından yola çıkarak yazdığınız roman, oyun, senaryo sizi o hayatın sahibi yapar mı? Canınızın istediği gibi bir son yazabilir misiniz mesela o kişiye? Onun eylemlerine istediğiniz ‘motivasyonu’ uydurabilir misiniz?

DOT’un yeni oyunu “Sesin Resmi”, parlak bir başlangıç yaptığı yazarlık kariyerinde tıkanmış, artık yazamamanın bünyesinde yarattığı bunalımla şehrin tenha bir tepesine çıkıp kendisini atmaya niyetlenmiş bir kadınla onu atlamaktan alıkoyan bir delikanlının hikâyesini anlatıyor. Bambaşka hayatlardan, başka kültürlerden, sınıflardan gelmiş, aralarında epeyce yaş farkı bulunan bu iki insan o tepede önce birbirlerine sinir olup sonra bir şekilde anlaşıyorlar. Kadın bu hırçın, kaba saba, öfkesi içinden taşan oğlanın çizdiği resimlere hayran oluyor, istiyor ki bu yetenek kenar mahallede sıkışıp kalmasın. Üvey babasının baş belası, annesinin sırtındaki kambur olan oğlan içinse hayatta sevdiği tek kişi olan kız kardeşinden sonra tutunacak bir dal oluyor bu her anlamda ‘yabancı’ kadın. Birlikte bir hikâye yazmaya başlıyorlar. Hem hayatta hem kâğıt üstünde.

Hikâye kime aittir


Kahramanın yolculuğu

İskoçyalı yazar Kieran Hurley’in Edinburgh Fringe Festivali’nde çok ilgi gören oyunu “Sesin Resmi”, orijinal adıyla “Mouthpiece”, bir yandan seyirciye hikâyeyi izletirken bir yandan da yazarın yazma serüveninin aşamalarına ortak ediyor. Tam da “Kahramanın Sonsuz Yolculuğu” (Senaryo yazarlarının kutsal kitaplarından Joseph Campell’ın eserinden söz ediyorum, karıştırılmasın) ve benzeri kitapların moda olduğu, herkesin ucundan kıyısından kahramanın geçirdiği aşamalara ilgi duyduğu bir dönemde oyunun bu boyutu daha da ilgi çekici bir hal alıyor.
Dot’taki sahnelemede, oyun Türkiye’ye, İstanbul’a uyarlanmış durumda ki bence çok isabetli bir seçim olmuş bu. Oyunun tanıtım metninde “Bazen hangi şehirde olduğun fark etmez, hikâyeler aynıdır. Kieran Hurley’in Edinburgh’da geçen oyunu şimdi İstanbul’da” diye açıklanıyor bu durum. Ben bir adım ileri giderek “Bazen hangi şehirde olduğun çok fark eder” demek istiyorum. Bu oyun mekânlarla bağlantılı bir oyun. Saye ile Arat (isimleri bu) Karaköy’de buluşmasa, İstanbul Modern’e gitmese, olay Edinburgh’ın bilmediğimiz bir semtinde geçseydi muhtemelen karakterler bu kadar sıcak, hikâye de bu kadar yakın gelmeyecekti. Dolayısıyla öncelikle başarılı çeviri için Mehmetcan Mincinozlu’yu, uyarlama ve çok sık zaman ve mekân değişmesine rağmen tempoyu düşürmeyen sahneleme için yönetmen Mert Öner’i kutluyorum.
Mekânlar Barış Alp’in video art çalışmasıyla belirginleştirilmiş, etkileyici atmosferde Duygum Girginer’in dekor tasarımının, Cem Yılmazer’in ışık tasarımının önemli payı var.

Çıtayı yükselten oyuncu

Saye’yi her işinde çıtayı yükselten, demlendikçe tadı artan oyunculuğuyla izlemesi bir keyif olan Esra Bezen Bilgin oynuyor. Bu kadın, seyirci için hem bu kadar anlaşılır hem de şaşırtıcı ise bu en çok onun incelikli yorumu sayesinde. Arat’ta Yağız Can Konyalı ise özellikle tepedeki karşılaşmada, bizim de onu ilk gördüğümüz anda verdiği aşırı tepkileriyle inanılır olmaktan uzak kalıyor. Sonrasında zaman zaman dengeyi bulsa da “Varoş delikanlısı böyle davranır” diye benimsendiğini tahmin ettiğim vücut dilini biraz kontrol altına alırsa daha uyumlu bir ikili olacak sahnede.

Hikâye kime aittir


Müzikli oyunların yılı


Daha sonra etraflıca konu edeceğim bir müzikli oyundan kısaca söz etmek istiyorum ki görmek isteyenler elini çabuk tutsun. “Kaldırım Serçesi”, Gülriz Sururi ismiyle özdeşleşmiş oyunlardan biri. Bir kuşak Edith Piaf’ı ondan tanıdı. Üstelik Başar Sabuncu’nun yazdığı özgün metinle. Bu efsane oyun, 40 yıla yakın bir süre sonra tam da Gülriz Sururi’yi uğurladığımız bu yıl, Altıdan Sonra Tiyatro yapımı olarak İstanbul Tiyatro Festivali’nde seyirciyle buluştu. Yiğit Sertdemir’in elinde bir kez daha kanatlanan oyunda Edith Piaf’ı herhalde bu rolde izleyebileceğimiz en parlak isim olan Tülay Günal oynuyor. Müziklerde Yiğit Özatalay’ın sihirli dokunuşu var. 9 ve 26 Aralık’ta Duru Ataşehir’de sahnelenecek, kaçırmayın derim.

Bu arada yine Gülriz Sururi Engin Cezzar Tiyatrosu’nun unutulmazlarından Haldun Taner imzalı “Keşanlı Ali Destanı”nın da Pervasız Tiyatro tarafından Yücel Erten yönetiminde sahneye taşındığını bildirmiş olalım. Birce Akalay, İlker Ayrık, Köksal Engür, Meral Çetinkaya gibi isimler var kadroda. Merakla beklemekteyiz. Belli ki müzikli oyunların yılı olacak bu yıl.

SESİN RESMİ / DOT

l Yazan: Kieran Hurley l Çeviren: Mehmetcan Mincinozlu l Yöneten: Mert Öner l Yönetmen yardımcısı ve dekor tasarımı: Duygum Girginer l Video art: Barış Alp l Işık tasarımı: Cem Yılmazer l  Proje ekibi: Aslı Işık, Burcu Alp Erdem, Dicle Şengül, Seyhan Minel Kibar, Sultan Ahmet Çakır l Fotoğraflar: Esra Ruşan l Oynayanlar: Esra Bezen Bilgin, Yağız Can Konyalı