Hırsızın isyanı: Namuslu adam kalmamış

Basit bir haber gibi görünüyor aslında. Ama bir yandan da o kadar çok gerçeği bünyesinde barındırıyor ki.

Olay Adana Seyhan’da geçiyor. Vatandaşın biri, elini yıkamak için camiye giriyor. Girerken de bisikletini duvar kenarına bırakıyor. İşini bitirip bir çıkıyor ki bisikletin yerinde yeller esmekte.

Hemen karakola gidiyor, “Bisikletim çalındı” diye şikâyette bulunuyor. Fakat kendisine sorulan soruları; misal bisikletin markasını ya da ne kadara alındığını bilemeyince polis kuşkulanıyor ve Adem E. adlı kişiyi çapraz sorguya alıyor.

Ne çıkıyor işin altından dersiniz?

Meğer bu Adem E. bisikleti başka birinin işyerinin önünden ‘çalmış’. Biraz gezmiş dolanmış, sonra camiye uğramış. Kendisi bizzat hırsız yani. Ve fakat çaldığı bisiklet başka bir hırsız tarafından ikinci kez çalınınca, polise gitmekten çekinmiyor. Demiyor ki, “Ya benim hırsız olduğum anlaşılırsa, başım belaya girerse?”

Yakalanınca da en iyi savunma yöntemi olan saldırıya başvuruyor: “Memlekette namuslu adam kalmamış” diye isyan ediyor: Hiç camide hırsızlık olur mu?”

Tek bir cümle koca bir ikiyüzlülüğü, kana işlemiş riyakârlığı bu kadar güzel anlatır mı?

Sen her türlü namussuzluğu yapabilir, çalabilir, çırpabilir, yalan söyleyebilir, insanları dolandırabilirsin ama yeri geldi mi dine sığınıp temize çıkmayı beklersin. Bütün bu ahlaksızlıkları camide yapmadığın sürece sorun yoktur, hem kendini namuslu bir insan gibi görüp hem de başkalarını yargılayabilirsin. Tabii canım, hiç camide hırsızlık olur mu? Sokakta olur, evde olur, iş yerinde olur, camide olmaz. Camide olursa namussuzluk olur.

Çok acayip değil mi, bir şeyin yokluğu illa dile vuruyor. En çok namustan, ahlaktan, dürüstlükten dem vurandan, yalandan, riyadan nefret ettiğini diline dolayan adamdan korkmak lazım asıl.

Sosyal medyanın köfte sevinci

İtiraf etmeliyim, erken seçim arefesinde bir ülke olarak pazar sabahı twitter’a girdiğimde çok konuşulanlar listesinde görmeyi beklediğim son konu, İsveç köftesiydi.

Ne olduğunu anlamam da bir zaman aldı; meğer yurdum insanının IKEA’larda köfte kuyruğuna girmesinin haklı bir nedeni varmış: Kan çekiyormuş.

İsveç devletinin resmi twitter hesabından ülkenin adıyla ünlenen köftenin aslında Kral 12. Karl’ın 18. yüzyılda Türkiye’den getirdiği tarife dayandığı ‘itiraf edilmiş’. İtiraf sözcüğü bana değil, bunu bomba haber olarak sunan medya sitelerine ait. Gurur ve sevinç ise elbette hepimizin.

Artık nasıl bir övünmek, nasıl bir kendine pay çıkarmak, nasıl bir İsveç’e nanik yapma arzusu; “Sizin köfte bizimmiş” halleri ve üzerine üretilen bolca mizah.

Bir köfte haberinin yarattığı güleryüzlü hava dalgasına bakınca ister istemez düşünüyor insan: Ne kadar hasretiz gündelik, sıradan ama gülümseten haberlere. Pazar pazar gerçek gündemin yüzüne bakası olmayan, koşar adım köfteye sığınıyor.

Bu arada Karl bey yanında sadece köfte değil lahana dolması ve kahve de götürmüş, aman dikkat, sahip çıkalım.