İran’da kadınlar tarih yazdı

"İran’da kadınlara izin çıktı". “İran futbolunda tarihi gün, İran hükümeti kadınların İran - Kamboçya maçını izlemesine izin verince beş bin kadın stadyumda yerini aldı”.

Baştan söyleyeyim, doğru başlığın “kadınlara izin çıktı” ya da “futbolda tarihi gün falan değil, “İran’da kadınlar tarih yazdı” olması gerektiğini düşünüyorum. Öyle oldu çünkü. Kırk yıllık manasız bir yasak, onunla kanıyla canıyla mücadele eden kadınların çabasıyla kalkmış oldu. Üstelik maalesef sözün gelişi değil, gerçekten “canıyla”.

Olaylar ağustos sonunda, futbol sezonu başlamak üzereyken patlak verdi. İran Futbol Federasyonu, yasak olmasına rağmen stadyuma erkek kılığında girip maç izleyen kadınların tespit edilmesi için Devrim Muhafız-ları’ndan yardım istedi. Yakalanan altı kadın tutuklandı, başta Özgür Kadınlar olmak üzere çeşitli kadın dayanışması grupları eyleme başladı.

Uygulanan haksızlık, aktivist grupların yazdığı mektupla FIFA’ya ulaştı, FIFA İran Futbol Federasyonu’na daha önce yaptığı cinsiyet ayrımcılığı uyarılarını tekrarladı. Bütün bunların sonucu olarak İran’da Süper Lig maçlarının başlaması ertelendi.

Tam bu sırada, Eylül ayının ilk günlerinde, Tahran’daki Azadi Stadyumu’na kılık değiştirerek girmeye çalışırken yakalanıp yargılanan bir kadın; 29 yaşındaki Seher Hudayari Devrim Mahkemesi’nin önünde kendisini yaktı. Anlayanlar hayatı boyunca hiçbir yere girmek için izne ihtiyaç duymamış “anlamayanlara” anlatsın diye tekrar edersek; bir kadın sadece takımının maçını izlemek istediği için öldü.

Sonuç: Geçen hafta, Azadi Stadyumu’nda oynanan İran - Kamboçya maçında beş bin kadın her normal seyirci gibi biletini alarak maçını izleyebildi. Gelin de buna “İran hükümetinden kadınlara izin çıktı” deyip geçin şimdi.

İran’da kadınlar tarih yazdı

Sesi çok çıkanın değil mağdurun hakkı için

Çocuklarını kaybetmiş, birbirini hiç tanımayan ailelerin adalet arayışında birleşmesi normalde kıymetli bir dayanışma örneği olmasına rağmen, ortak paydalardan biri adaletin yerini bulacağına dair umutsuzluk olunca, çok yaralayıcı oluyor aynı zamanda. Hallerinden anlayacak, birbirlerinden başka kimse yokmuş gibi.

Şule Çet ile Ceren Damar’ın babaları mesela. Evlatları gencecik yaşta vahşice katledildiği için tanıyoruz ikisini de. Bu acı yetmezmiş gibi bir de cinayetin suçunu ölene yüklemeye, onu itibarsızlaştırmaya, adeta ikinci kez öldürmeye çalışan savunma girişimleriyle karşı karşıya kalıyorlar. Yaraları her duruşmada bir kez daha deşiliyor. Canından can koparılmış bir insanın kalan tek ve en doğal arzusu olan “Suçluların cezasını bulması” bile kolay olmuyor onlar için.

Birbirlerinin evlatlarını da gözetiyorlar bu yolda. Ceren Damar’ın babası “Kızım hayattan acımasızca kopartılmasa Şule’nin ilk duruşmasına katılacaktı” diye yazdı dün twitter’dan; “Sesi çok çıkanın değil mağdur olanın hakkı için maalesef Ceren’in katılamayacağı 16 Ekim’deki duruşmaya Şule’nin sesi olmak için özellikle katılacağım”.

Şule  Ankara’da bir plazanın 20. katından atılarak hayatını kaybetti. Duruşması 16 Ekim saat 10.00’da Ankara 31. Ağır Ceza Mahkemesi’nde. Sesi çok çıkanın değil mağdurun sesi olmak isteyenlere duyurulur.