İnsan çekiniyor yazarken, söylerken; birileri çıkar da “Türklere kadın katili mi diyorsun, bu kadarına da yuh” falan der mi diye ama sadece ekim ayında yurt çapında 40 kadın öldürülmüş. Yazıyla kırk. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun açıkladığı verilere göre, 2017’nin bu aya kadarki kadın cinayeti bilançosu da 339. 2016’nın tamamında 328 iken. Ve yılın bitmesine daha iki ay varken. Artışı görebiliyoruz sanırım. Hatta artmasa, aynı kalsa da tablonun vahametini.

Bu mevzu memleketin oluk oluk kanayan yaralarından biri olmayı sürdürürken, mahkemelerden hâlâ kadın katillerinin kayırıldığı kararlar nasıl çıkabiliyor, anlamak mümkün değil.

“Erkekliğime laf etti hakim bey”den tahrik, cezaevindeki akıllı uslu görünümünden iyi hal, mahkemedeki kılık kıyafetinden kravat; cezada indirimlere doyamıyoruz.

En son Yargıtay, İstanbul’da beş yıl önce kendisini aldattığını iddia ettiği karısını öldüren kocaya Bakırköy 8. Ağır Ceza Mahkemesi’nin verdiği müebbet hapis cezasını bozarak bir de nur topu gibi “sadakat indirimi” hediye etti bizlere. Sanığın avukatı “Artık namus cinayetlerinde ‘sadakat indirimi’ uygulanacak” diye müjdeliyor yeni cinayetlere çanak tutacak kararı. Ne güzel, yeterince mazeretleri yoktu, cinayetlerine kılıf diye öne sürecek.

Bu durumda hayatlarımıza, birbirimize sahip çıkmak da her zamanki gibi biz kadınlara düşüyor. 25 Kasım, dünyada Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Dayanışma ve Mücadele Günü. İstanbul’daki kadın dernekleri ve platformları kadınları saat 18.00’de Tünel meydanında buluşmaya çağırıyor. Söyleyecek sözleri, çıkarılacak sesleri, tutulacak elleri çoğaltarak daha güçlü olmak için. “Bir kişi daha eksilmeyeceğiz” demek için.

Yine kapıya çarpı utancı

Nasıl utanç verici, ürkütücü, kalleş bir gelenek, bir kapıya işaret koymak. Aynı şehirde, muhtemelen aynı mahallede yaşadığın hemşehrini, komşunu evinin kapısına attığın bir çarpıyla tehdit etmek. Karşısına çıkıp gözünün içine bakarak bile değil bir gece ansızın çarpıyı atıp kaçarak.

Dünya tarihinde hayırlı bir olaya vesile olmuşluğu yok bu kan donduran işaretin. Bizde de o iki çizginin kesiştiği noktada kanlı katliamların izleri var. Kuşaklardan kuşaklara aktarılan derin acıların. Ve durur durur hortlar, bir lanet gibi.

Bir gün Çorum’da, bir gün Maraş’ta, bir bakmışsın Adıyaman’da, öteki gün Kocaeli’nde. Şimdi de Malatya’da.

Çoğunlukla Alevi ailelerin yaşadığı Cemal Gürsel Mahallesi sakinleri 22 Kasım sabahına tedirgin uyandı Malatya’da. 13 evin kapı ve duvarlarına kırmızı boyayla çarpı işaretleri atılmıştı geceden. Bir kez daha insanlar “işaretlenmiş”, hedef gösterilmiş, içlerine korku salınmıştı.

O insanlar şimdi bakkala giderken, çocuklarını okula yollarken, akşam işten dönerken hep bu kalleş ellerin sahiplerinden ürkerek, kendi evlerinde huzursuz olarak yaşıyorlar. Aynı memleketin insanları olarak bu “güvercin tedirginliği” onlarınsa, komşusuna dost olmayı beceremeyen bir toplum olmanın utancı da hepimizin.