Kerem Bürsin Pazarlık gücünü artırdı

Sona eren “Şeref Meselesi” dizisiyle karizmasının doruğundayken ekrana şimdilik veda eden Kerem Bürsin yakında Amerika yolcusu. Yılgınlığa düşüp terk ettiği bu memlekete pazarlık gücü artmış bir oyuncu olarak dönüyor

Geçen yılın bahar ayları... Burcu Esmersoy’un programında sorulan her soruyla, edilen her cümleyle kızarıp bozaran bir delikanlı... Kerem Bürsin... Utanıyor mu, onu da tam ifade edemiyor, kırık dökük Türkçesiyle. Tek gördüğümüz utangaç utangaç güldüğü. Hele hele vücuduyla ilgili aldığı iltifatlar karşısında... Zaten Burcu Esmersoy ortak arkadaşları olan birinden almış tüyoyu; “Baklava konusunu açmayın” demişler. Açtığın zaman o iyice kapanıyor.

“Beyaz Show”da da bir benzeri gelmişti başına; karın kaslarını göstermesini isteyen, en son seyircilere “Aç aç” diye tezahürat yaptıran Beyazıt Öztürk’e “Doğru olmaz” gibi ciddi ve net bir cevap vererek konuyu noktalamıştı.

Çünkü kendisinin, sevdiği için yaptığı sporun doğal bir sonucu olarak elde ettiği karın kaslarından daha fazla bir şey olmak gibi bir derdi var; iyi bir oyuncu mesela... Bu yolda da ekranlarımızda şımarık zengin çocuğu olarak ilk kez arzı endam ettiği “Güneşi Beklerken” dizisinden bu yana az zamanda epey yol aldı. Şimdi “Şeref Meselesi”nin Yiğit’ine şanı şerefiyle veda ederken bu hafta Amerika yolcusu olduğu, belki yakında kendisini bir HBO dizisinde izleyebileceğimiz gibi haberlerle gündemde. Ki, Türk televizyon izleyicisinin bir tek Kıvanç Tatlıtuğ’a torpil geçen kara kaş kara göz sevdasını hesaba katarsak, orada kendisini daha parlak bir gelecek bekliyor olabilir... Aslında Bürsin de “bura”dan çok “oralı”... “Ora”dan nereleri kastediyoruz, bakalım...

Hayatının baş köşesinde her zaman spor vardı

Tarih 4 Haziran 1987. İstanbul’da yaşayan, Melis adlı bir kızları olan Çiğdem ve Pamir Bürsin’in bir erkek çocuğu dünyaya geldi. Kerem adını verdikleri bebek 10 aylık olmuştuki uluslararası bir petrol şirketinde üst düzey yönetici olan babanın işi nedeniyle İskoçya’ya taşındılar. İstanbul’u hatırlamıyor da orayı hatırlıyor mu? Hayır, çünkü bir durakta en fazla üç yıl kalarak Cakarta senin Abu Dabi benim, Dubai senin Kuala Lumpur benim dolaşıp durdular. Çevresi farklı dillerden, dinlerden, kültürlerden insanlarla dolu olarak büyüdü; sıcakkanlı, önyargısız ve gittiği yere kolayca uyum sağlayan bir çocuk oldu. Son durakları Amerika Birleşik Devletleri’ydi; Teksas.

Hayatının baş köşesinde her zaman spor vardı. Profesyonel olarak yapıp madalya sahibi olduğu yüzme, Amerikan futbolu, binicilik... Teksas ise içindeki müzik ve oyunculuk hevesinin uyandığı yer oldu. Bir grupta bas çalıyordu. Sonra yüzmeyi bırakarak tiyatroya başladı. Ve liselerarası yarışmada aldığı ödülle doğru yolda olduğuna karar verdi.

Amerika’da her oyuncu adayı gibi başka işler yaparak hayatını kazandı

Biraz daha garantici olduğunu söylediği babasının, oğlunun oyuncu olma kararına bayılmadığı bir sır değil. Aslında kendisinin de kafasında hep kalabalık bir aile ve “Bir erkek ailesini en iyi şekilde geçindirebilmeli” gibi bir inanış var. Bu nedenle de sık sık “Olmadı marangozluk yaparım”
ya da “Yeni Zelanda’ya gidip oyunculuk eğitimi veririm” gibi B planları üretmekten geri kalmıyordu. Ama ilk etapta niyeti “oldurmak” olduğundan, annesinin seçtiği Boston Emerson College’da buldu kendini. Burada hem oyunculuk hem pazarlama okuyabilecekti; bir taşla iki kuş.

Mezun olduğunda “Değil mi ki bu işin kalbi orada atıyor” deyip Los Angeles’ta aldı soluğu. Ve biraz morali bozuldu aslında çünkü Brad Pitt fiziğine sahip 20 yıllık oyuncuların garsonluk yaptığı, elini sallasan aktöre çarptığın bir dünyaydı karşısındaki. Yapımcı Roger Corman’la tanıştı, “Sharktopus” ve “Palace of the Damned” filmlerinde oynadı. Ama her oyuncu adayı gibi başka işler yaparak hayatını kazandı... Şoförlük, spor hocalığı, bodyguard’lık, tuvalet temizlikçiliği...

Üzülmesinler diye ailesine söylemiyordu bazılarını. “23-24 yaşına gelmiş birinin hâlâ ailesinden para alması benim anlayışıma uyan bir şey değildi” diye anlatıyordu Ayşe Arman’la röportajında: “Madem bağımsızsın, o zaman her konuda bağımsız ol! Kazık kadar olduğu halde hâlâ ailesinden para alan insanlara saygı duyamıyorum.”

Abu Dabi yıllarından beri tanıdığı en yakın arkadaşını kaybedince hayatını değiştirmeye karar vererek kalktı Türkiye’ye geldi. Ne yapacağını bilemediği bir dönemde kuzeninin düğününde Gaye Sökmen’le tanıştı ve kendisini “Güneşi Beklerken”in Kerem’i olarak buldu. Genç kızlar da yeni “jön”lerine kavuşmuş oldu. Evet, baklavalarından söz etmek istemiyor olabilirdi ama reklamda havuzdan çıkmaktan geri kalmıyordu neticede.

Çağan Irmak’ın “Unutursam Fısılda”sında esas kıza âşık olan ikinci adamı oynadıktan sonra “Şeref Meselesi” dizisi geldi. Kerem Bürsin gözümüzün önünde hızla zengin, şımarık lise çocuğundan mafyatik ilişkilere bulaşan mahalle delikanlısına dönüşmüştü. Artık gerçek bir oyunculuk yeteneğinden ve karizmadan söz etmek mümkündü.
Ve tabii yeni rolüne göre şekillendirilen bir vücuttan da.

Derdi güzel görünmek değil, iyi oyuncu olmak

Kendisinin sürekli tekrarladığı bir şey var: Güzel görünmek umurunda değil, onun derdi iyi oyuncu olmak. Başka özelliklerinin; insanlarla sıcak ilişki kurabilen, empati yeteneği yüksek, çalışkan, azimli ve disiplinli biri olmasının daha kıymetli olduğunu düşünüyor. Nitekim dizi sektörünü eleştirirken dilinden “Uykusuz kalıyorum”dan önce şartlardaki, ücretlerdeki eşitsizlik, haksızlıkları görüp bir şey yapamamak, çaycı amcanın yağmur altında ıslanması gibi şeyler dökülüyor samimiyetle.

Ya da “Ben neyim, breh breh” gibi bir noktada olmadığından, Mavi’nin yüzü olması istendiğinde şaşırıyor hâlâ; “Emin misiniz?” diye... Elle dergisinin kapak röportajında “Şu anda olanlar komple garip. Benim hayalim oyuncu olup kendimi geçindirecek kadar para kazanarak o parayla bir aile kurmak... Ama olmuyor mu? O zaman başka bir iş dene... O kadar! Bir derginin kapağı olmak mı! Bunlar aklımın ucundan çok geçmedi!” derken farkında... Bugün popüler ama yarın olmayabilir...

Şimdi sıra, yılgınlığa düşüp terk ettiği Amerika’ya pazarlık gücü yükselmiş bir oyuncu olarak dönmekte. Bir HBO dizisi mi olacak, Hollywood filmi mi, göreceğiz.

Cengiz Semercioğlu “Sizin kuşaktan birinin günün birinde Oscar’ı alabileceğine inanıyor musun?” diye sorduğunda genç bir oyuncudan bu konuda duyulmuş en şahane cevabı vermişti: “Altın Palmiye kazandı Nuri Bilge Ceylan, bence Oscar’dan çok daha değerli... Oscar neden alınmasın? Altın Palmiye gibi gerçek bir ödül alındıktan sonra...”

Hem yakışıklı hem yetenekli hem akıllı, vicdanlı... Hem de hayatta ve sanatta neyin gerçek olup olmadığını biliyor, daha ne olsun?

Yeter ki faydalı olsun...

KeremBürsin’in işini iyi yapmanın yanı sıra faydalı olmak gibi de bir derdi var. Yakın zamanda Birleşmiş Milletler Toplumsal Cinsiyet Eşitliği ve Kadının Güçlenmesi Birimi UN Women’ın başlattığı HeForShe kampanyasında kadın haklarını savunmak için çağrıda bulunurken görmüştük onu. Şimdi de dünyada pek çok ünlünün destek verdiği “Yeni Nesil Sosyal Sorumluluk Hareketi”nin öncüsü.
Bideneyim.com/kerem adresinden başlattığı kampanyaya katılanlar Bürsin’den hediyeler ve Kerem Bürsin’in rol arkadaşı olma şansı kazanacak. Bunun sonucunda da AÇEV’in düzenlediği kadın destek ve okuryazarlık eğitimlerine katkıda bulunmuş olacak.

Böyle bir adama hayranlarından gelen hediyenin TEMA’ya bağış yaparak dikilmiş 122 fidan olmasına şaşmamalı değil mi?

Yiğit için nasıl vücut çalıştı?

Kıvanç Tatlıtuğ’un nasıl Kuzey olduğuyla yakından ilgilendiğimiz gibi, Kerem Bürsin’in Yiğit karakteri için geçirdiği dönüşüm de ilgi odağımız oldu. “Güneşi Beklerken’de canlandırdığım karakter zengin bir çocuktu. Ağırlık da kaldırabilir, spor salonuna da gidebilirdi” diye anlatıyordu Hakan Gence’ye: “Oysa Yiğit, Ayvalık’ın bir köyünde doğuyor. Ailesinin maddi durumu iyi değil. Bu yüzden kendi imkanlarıyla spor yapıyor, doğal bir vücudu var.”

Yani ne yapmıştı; kendi ağırlığını kullanarak çalışmış, 8 metrelik bir gemi halatının ucuna bağlanmış 30 kiloluk bir yükü 3.30 metrelik yükseklikten çekmiş, bunu 100 kez tekrarlamış, boks antrenmanları yapmış, bu da onu “Fitness salonuna gitmiş biri değil de köyde günlük işlerini yapan bir genç haline” getirmişti. 32 bedenden 29 bedene düşmüş, iki hafta tamamen sıvıyla beslenmişti. Şimdi gerekirse bir karakter için 50 kilo da alabileceğini söylüyor ama hiçbir yönetmenin ondan bunu talep edeceğini sanmıyoruz...