MASUM DEĞİLİZ HİÇBİRİMİZ

Eklenme Tarihi27.01.2017 - 2:30-Güncellenme Tarihi26.01.2017 - 18:44

İlk online dizimiz ‘Masum’, Blu TV’ye gümbür gümbür geldi. Zaten Berkun Oya yazdı, Seren Yüce yönetti deyince baştan kredi ve tabii beklenti de yüksekti. Üzerine Haluk Bilginer, Ali Atay, Okan Yalabık, Nur Sürer, Serkan Keskin, Tülin Özen, Bartu Küçükçağlayan başta olmak üzere nefes kesen bir oyuncu kadrosu eklenince tam oldu.

Nitekim ilk iki bölümüyle yanıltmadı da. Aynı anda fasulye ayıklayıp mutfağa gidip çay demlediğiniz, geldiğinizde esas oğlanla kızın hâlâ bakıştığı 140 dakikalık yerli dizi izleme alışkanlıklarınızı unutun. 60 dakika nasıl geçti anlamayacak, sürekli yeni bir manevrayla şaşıracak, merak edecek, gerileceksiniz. Hani şu oturup beş bölümü peşpeşe izleyip uykusuz kaldığınız Netflix, HBO dizilerinde olduğu gibi.

Berkun Oya senaryoyu yıllar önce yazıp sahnelediği ‘Bayrak’ oyunundan uyarlamış. Cinayet masasında görevli polis Yusuf (Ali Atay) çocukluğunun geçtiği sahil kasabasına gider, ölen arkadaşı Taner (Serkan Keskin)’in kardeşi Tarık (Okan Yalabık) ile karşılaşır ve birkaç gün kalmak üzere onların evine gider. Evde anne Nur Sürer, baba Haluk Bilginer hayatta kalan oğullarıyla görünüşte sakin bir hayat sürmektedir. Ancak hiçbir şey göründüğü gibi değildir. Ailenin üzerinde ağır bir hava, herkesin ayrı bir sırrı vardır. Anlatarak tadını kaçıracak değilim. Diyeceğim; gerilimi de yerli yerinde, komedisi de. Oyunculuklar da sahiden öyle böyle değil.

Özetle suyunu çıkarmadan, tadı damağımızda kalarak bitecek sekiz bölümlük ‘Masum’ hoşgelmiş, sefalar getirmiş. Kendisine büyük umutlar yükledik, eğer herkesin şikayet ettiği ama aynı düzenin devam ettiği dizi piyasasında bir şeyler değişecekse böyle düzgün işler sayesinde olacak. Umarım bu daha başlangıç.

İki lafın biri biplenmeden, karakterlerin ellerinde, ağızlarında buzlu haleler görmeden bir şey izlemeyi de özlemişiz ayrıca.

ARKADAŞLAR ARASINDA ALBÜM

Müzik öldü, albüm yapsak kim alacak, kim dinleyecek, klibi kim yayınlayacak ve benzeri haklı şikayet ve endişelere alternatif bir çare bulmaktan söz edeceksek, ‘Tuna Kiremitçi ve Arkadaşları’ projesi şahane bir örnek. 

Türkiye onu yazar olarak tanımadan çok önce müzik yapmakta olan, benim de ikimizin de Galatasaray Lisesi’nde öğrenci olduğumuz zamanlardan dinleyicisi olduğum Tuna, 2016 yılını her ay bir şarkısını kaydederek geçirdi. Evinin salonunda oturur gibi, bir arkadaşıyla karşılıklı çaldı, söyledi ve ayın başında onu youtube’dan yayınladı .

Biz bayağı her ay bize nasıl bir sürpriz yapacak diye beklemeye başladık. Sahiden de sürprizdi çünkü; bir bakıyordun Gonca Vuslateri ile ‘Sana Dair’i söylüyorlar, bir bakıyordun Jehan Barbur’la çocukluğumuzun Kumdan Kaleler marşı ‘Bu Aşk Burada Biter’i. En son Yıldız Tilbe’yle yeni bir şarkı olan ‘Yine Sevebilirim’i kaydettiler ve 10 parçalık albüm tamamlanıp Pasaj Müzik’ten çıktı.

Çok doğal, sıcak ve dinlenesi bir albüm olmuş. ‘Bu Aşk Burada Biter’ Ataol Behramoğlu’nun şiirinden, diğer bütün şarkıların söz ve müzikleri Tuna Kiremitçi’ye ait. Düzenlemelerde Hüseyin Çebişci, Cihangir Aslan, Evren Arkman ve Efe Demiryoğuran imzaları var. 

Şarkılar Pamela, Özge Fışkın, Gonca Vuslateri, Öykü Gürman, Gülçin Ergül, Jehan Barbur, Yıldız Tilbe, Gökçe Bahadır, Sena Şener ve Gülay ile söylenmiş. Benim için en şaşırtıcı olan ‘Bu Kaçıncı Sonbahar’ ile Gökçe Bahadır’ın iyi oyuncu olduğu kadar iyi şarkıcı olduğunu keşfetmek oldu. 

Son dönemlerin en samimi işi bu albüm. Hani toplanıp hep beraber çalınıp söylenen dost meclisleri gibi.