Mesele sigarayla bitmiyor

Bilmiyorum sizin için de öyle mi; KOAH benim için kısa bir süre öncesine kadar Sağlık Bakanlığı’nın kamu spotundan tanıdığım, üzerine pek de kafa yormadığım bir hastalıktı. Çevremde yoktu, duymuyordum, ondan herhalde. Günde dört paket sigara içersen başına gelmesi muhtemel bir uzak tehlike gibiydi gözümde.

Son birkaç yıldır ise sık sık “Bende KOAH başlangıcı çıktı” cümlesini duyar oldum. Ne oldu, sigara içenlerin sayısı birdenbire beşe mi katlandı? Ya çocuklarda astımın ne kadar arttığının farkında mısınız mesela? Konunun sigara olamayacağı açık, bu konuda anne babalar da çocukların yanında sigara içmeme konusunda eskisinden çok daha bilinçli. Peki, ne oluyor da nefesimiz her geçen gün kesiliyor?

5 Haziran Dünya Çevre Günü vesilesiyle Dünya Sağlık Örgütü’nün yayınladığı rakamlar, meselenin doğrudan hava kirliliğiyle bağlantılı olduğunu ortaya koyuyor. Bayram bayram canınızı sıkmak istemem ama dünyada yılda 7 milyon kişi hava kirliliği yüzünden ölüyor (Dakikada 13 kişi desek yeterince ürkütücü olur mu acaba?) ve Türkiye’nin havası da en “solunamaz” olan ülkeler arasında başı çekiyor. Avrupa’nın havası en kirli 10 şehir listesine sekiz şehir sokmayı başarmış durumdayız, öyle düşünün.

Bir dolu faktör var bu hale gelmemizi sağlayan. Metan ve dizel yakıtla çalışan araçlar, fosil yakıtların ısınmak için kullanımı, kömürle çalışan fabrikalar, tarım ve organik atıkların açık havada yakımı başlıcaları.

Kalp hastalıklarından ölenlerin yüzde 26’sında, ciğer hastalıklarından ölenlerin yüzde 43’ünde, akciğer kanserinden ölenlerin yüzde 23’ünde birincil sebep hava kirliliği.

Hani demeye çalışıyorum ki, çocuklarımızı sigaradan koruyalım elbette. Ama mesele “Chernobyl” gibi dünyanın başına insan tarafından getirilmiş en büyük felaketlerden birini anlatan dizide sigarayı kül tablasını buzlamakla çözülmüyor maalesef. Bu dünyanın nefes alınabilir bir yer haline gelmesi için alınması gereken çok daha ciddi önlemler var. Hem de acilen. Çünkü tehlike her geçen gün büyüyor.

Caretta caretta’ların bizden çektiği

Tam iyi bir haber alıyoruz, mesela Mersin’de caretta caretta’ların yumurtlama dönemine denk gelen pop festivalinin ertelendiğini öğreniyoruz, festivali organize eden Mersin Sanayicileri ve İş Adamları Derneği’nin “Yaşam hakkı önce gelir” açıklamalarıyla gözümüz doluyor.

Sonra Olimpos sahiline yumurta bırakmaktan vazgeçen caretta caretta’lardan iki tanesi 10 yıl aradan sonra yumurta bırakıyor, altı kişi görevlendiriliyor korumak için. Seviniyoruz.

Sonra bir de bakıyoruz, Anamur’da caretta caretta’lar ile yumuşak kabuklu Nil kaplumbağalarının yumurtlama bölgesi olan doğal SİT alanına belediye tarafından toprak dökülmüş. Piknik alanı olacakmış orası!

Yeşil Gazete’nin haberiydi, Mersin Çevre ve Doğa Derneği eylem düzenlemiş. “Buradan alınıp götürülen kumlar geri getirilmez ve üzeri toprakla örtülen kaplumbağa yuvaları açığa çıkarılmazsa suç duyurusunda bulunacağız” diyorlar.

Dünyanın dört bir yanından doğal hayatı koruma dernekleri seferber oluyor caretta caretta’ların nesli sürsün diye. Bizim de birkaç nadide bölgemiz var, bu hayvanların hala yaşayabildiği. Niye devamlı gözümüzü oralara dikiyoruz başka bir şeye dönüştürmek için? Bu kadar mı zor bir canlının hayatına saygı duymak?