Nefretin rengi var mı?

Siyah bir tişört, üzerinde küçük bir gökkuşağı resmi var. Şu yağmurdan sonra açan güneşle belirdiğinde hepimizin bayıla bayıla birbirine gösterdiği, hemen fotoğrafını çekip instagram’da paylaştığı, çoluk çocuk, genç yaşlı herkesin yüzünü güldüren doğa mucizesi var ya, işte o. “Giyer misiniz bu tişörtü?” diyor videodaki ses, “Giymem” diyor adam, “Üzerindeki gökkuşağının anlamı var”.

“Kahve içer misiniz?” Bu sefer yaşlıca bir kadın var karşımızda. “İçerim” diyor ama gelen kahveyi itiyor elinin tersiyle. Üzerinde gökkuşağı var fincanın. “Bilerek mi yapıyorsunuz?” diye soruyor kibar ama katı ve soğuk bir sesle.

“Gökkuşağını sever misiniz?” diyor ses. “Tabii, gökyüzünde olunca çok severim” diyor genç kadın, “Ama bunun için aynı şeyi düşünmüyorum.” Rengarenk bir bayrak, “bu” dediği. Gökkuşağı bayrağı.

Sonra sırasıyla bir erkek bir de kız çocuğu giriyor odaya. Bayılıyorlar gökkuşağı bayrağının olduğu nesnelere. Tişört onun olsun istiyor küçük kız. Bardağı alıp kafasına dikiyor oğlan.

Ve bir fotoğraf çıkıyor ortaya sonra. Bir sürü insan, gökkuşağı bayrağının altında toplanmış. “Bayram gibi bir şey kutluyorlar, çok mutlular” diyor kız çocuğu, “Ben de orada olmak isterdim.”

Tekrar gökkuşağını sevip bayrağı sevmeyen kadına dönüyoruz. “Gözümüze gözümüze sokmasınlar bu kadar, içlerinde yaşasınlar” diyor, “Bu durumun bir sınırı çizilmesi gerekiyor. Sınırları çizilirse insanlar nefret etmez”.

SPoD (Sosyal Politikalar Cinsiyet Kimliği ve Cinsel Yönelim Çalışmaları Derneği), her yıl dünyanın her yerinde aynı tarihte kutlanan LGBTi Onur Haftası için yapmış bu videoyu. O bayram yerinde olmak isteyen önyargısız kız çocuklarının nasıl büyüyüp “Gözümüze sokmasınlar efendim”ci yetişkinlere dönüştüğünü acı acı düşündüren bir video.

Nasıl oluyorlar biliyor musunuz, tam da o çizilen sınırlarla, koyulan engellerle oluyorlar. Yıllarca en neşeli, en renkli ve de en olaysız, en barışçı yürüyüş olarak güle oynaya başlayıp biten Onur Yürüyüşü ‘tehlikeli’ bulunup yasaklandığı için oluyorlar.

Alperen Ocakları çıkıp “Damarımıza basmak için Ramazana denk getirdiler, yaptırmayacağız! Ya resmi merciler yasaklasın ya biz gereğini yaparız” açıklamasını - ve de tehdidini - ortaya attığnda resmi merciler ‘gereğini yaptığı’ için oluyorlar.

Tehdit yasak mekanizması hiç şaşmadan işlediği, her seferinde sevgi değil nefret kazandığı, bu yıl artık tehdit de Ramazan da olmadığı halde ‘beklenen’ yasak geldiği için oluyorlar.

İstanbul Valiliği bir kez daha ‘güvenlik gerekçesiyle’ yasakladı yürüyüşü. ‘Muhtemel olumsuzluklara karşı önlem’ olarak. 13 sene düzenlenmiş, olumsuzluk yaşanmadan. Yasaklanmaya başlandığından beri yaşanıyor ama. Ben bu yazıyı yazarken Taksim’e çıkan yollar kapatıldı, saat 18.00’de insanlar gene toplanmaya çalışacak ve o korkulan ‘muhtemel olumsuzluklar’ı göreceğiz tahminen.

Halbuki serbest bırakılsa görüp göreceğimiz alıyla moruyla bütün renkleri kucaklayan dev bir gökkuşağı olacak. İçinde her renge yer olan. Nefret dışında. Nefretin rengi yok çünkü. Gördük daha önce, biliyoruz.