Neresi yuva bize neresi gurbet?

B Planı’nın “Yuva/Home”u, göçmenlik, aidiyet, yuva arayışı gibi evrensel mevzuları dört insan hikâyesi üzerinden anlatan iki dilli bir oyun...

Bir gece vakti, bardaktan boşanırcasına yağmur yağıyor, bir kadınla bir erkek can havliyle yol kenarında park etmiş duran taksiye atıyorlar kendilerini. Yağmurda kalmış gibi değil denizden çıkmış gibi sırılsıklamlar ve savaştan kaçmış gibi de dehşet içinde. “Git” diyor kadın şoföre, “git!” Ya da bildiği tek İngilizce sözcükle söylemesi gerekirse “Go!”

Neresi yuva bize neresi gurbet

Şoförün asla gidesi yok. Saatini doldurmuş, götürüp arabayı teslim etmesi lazım, zaten canı sıkkın, yeterince para kazanamamış o gün.

“I am not going” diyor, gittikçe anlaşılır olmak adına sadeleştirerek, “No go!”

Ve bu iki birbirinin dilinden anlamayan insan arasında çaresiz bir çekişme başlıyor. Birinin derdi ordan bir şekilde gitmek, diğerininki de arabasına sığınan ıslak yabancılardan öyle veya böyle kurtulmak. Bu sırada kadının yanındaki konuşmayan genç adamın, otizmli kardeşi olduğunu öğreniyoruz, ülkelerinde bombaların patladığını, birlikte bir gemiye binip Amerikan rüyasına kaçtıklarını, New York açıklarında gemiden atıldıklarını, yüze yüze karaya çıktıklarını. Birbirlerinden başka kimseleri yok, bu koca şehirde ne gidecek bir yerleri, ne bir tanıdıkları...

Oradan go, buradan go

Şoför en sonunda alacağı çifte tarifeye ikna olup yola çıkıyor. Nereye? “Oradan go, buradan go, yeter ki go” talimatıyla bir bilinmeze. Ama yolda kaza yapıyorlar, kadın taksiciyle beraber yola devam ederken arabadan düşen erkek kardeşi çarptıkları adamla kalıyor. Neresi yuva bize neresi gurbet

Bu yıl Afife Tiyatro Ödülleri’nde Cevat Fehmi Başkut Özel Ödülü’nün sahibi olan oyun yazarı ve yönetmen Sami Berat Marçalı’nın İngilizce ve Türkçe olarak iki dilli oynanan “Yuva / Home” adlı oyunu, bu dört ‘yuvasız’ insanın konuşamadan anlaşma hikâyesini anlatıyor. 10 yıl önce Filistin’den New York’a şarkıcı olma hayaliyle gelip gündüzleri balık temizleyerek geceleri taksiye çıkarak zar zor geçimini sağlayan Tazim’in yuvası mı orası? Meksika’daki homofobik ailesinden kaçıp drag queen olarak hayata tutunmaya çalışan Chicho’nun mu? Yoksa yaşadıkları evi paramparça eden bombadan kurtulup onları istemeyen bu şehre sığınan Seda ile Barış’ın mı?

Dil engel mi?

Bir röportajında “İnsanın ana rahminden çıktıktan sonra bir daha yuva bulamadığını” söyleyen Sami Berat Marçalı göçmenlik, aidiyet, herkesin birbiri için ‘öteki’ olması hali, birbirini anlamamak, iletişim kuramamak gibi çağımızın evrensel sorunlarını dört küçük insan hikâyesi üzerinden gayet çarpıcı bir şekilde anlatıyor “Yuva / Home”da. Çok insani bir metin, onu söylemek isterim. Son derece vahşi bir dünyadan bir kesit sunarken, hâlâ insana dair umut veren bir noktada bırakıyor seyirciyi. Karşındakini sahiden anlamak istediğinde aynı dili konuşmamak dahil hiçbir şeyin buna engel olamayacağını, bambaşka yerlerden, bambaşka hikâyelerden kopup gelmiş insanların da ortak noktası olduğunu düşündürüyor ki hiç az şey değil. Ayrıca yetmiyor, bunu merak ettiren bir kurguyla ve çok güldürerek yapıyor.

Nadide performanslarNeresi yuva bize neresi gurbet

Son derece sade bir dekorda müthiş hızlı bir rejiyle oynanan “Yuva / Home”un başarısında, nadir rastlanır birer performans sergileyen oyuncuların payı büyük. Bu yıl yine Afife’de En İyi Kadın Oyuncu Ödülü’nü alan Özlem Zeynep Dinsel o çaresizlik ve can havliyle kendini ifade etmeye çalışan kadını nasıl bütün hücreleriyle canlandırıyor. Karşısında dili Nuh deyip peygamber demezken gözlerinden bin bir çeşit tereddüt geçen Tazim’de Saim Karakale nasıl sahici. Bora Akkaş bütün oyun boyunca tek kelime etmeden bir karakteri nasıl bütün boyutlarıyla capcanlı kılmış ve Erol Ozan Ayhan uzatılan bir el karşısında kırılıveren kabuğuyla nasıl sevilesi bir karakter oynuyor. Bu arada Karakale ve Ayhan’ın İngilizce oynadıklarını, üstelik bunu hiç savrulmayan aksanlarla yaptıklarını da ekleyelim, “Yuva / Home”u gördüğümüz yerde izlemenin yolunu bulalım.