O şehre dönüşün coşkusu

Eğer 56. Antalya Altın Portakal Film Festivali’ne jürinin kararlarını uygulama adına yapılan yönetmelik değişikliği damgasını vurmasaydı, festivalle ilgili yazmak istediğim bambaşka şeyler vardı. Diyecektim ki uzun zamandır hiçbir festivalde bu derece umut veren bir enerji görmemiştim. “Bir şeye itiraz ettik, el ele verdik inandık ve kazandık” diyen bir rüzgâr esiyordu her yanda.

Zira eski yönetim tarafından festivalin bel kemiğini oluşturan Ulusal Yarışma kaldırılmış, sinemacılar da nadir rastlanan bir dayanışma örneği göstererek Altın Portakal’la aynı tarihlerde İstanbul’da Ulusal Yarışma düzenlemeye başlamıştı. Beyoğlu Sineması fuayesinde yapay portakal ağaçları gölgesinde yapılmıştı açılış. Fikir yönetmen Kaan Müjdeci’ye aitti, katılım göz kamaştırıcıydı, artık ekim ayında Antalya’dan daha fazla ‘temsili Ulusal Yarışma’da atıyordu sektörün kalbi.

“Bir gün yine döneceğiz o şehre” sloganıyla yola çıkmıştı, üçüncü yılda döndü ulusal yarışma. Ve bana göre festivalin en anlamlı etkinliklerinden biri, kapanıştan bir gün önce yapılan 54. ve 55. Ulusal Yarışma ödül töreniydi. İki yıldır İstanbul’da ödül alan filmlere, oyunculara, yönetmenlere heykelcikleri olması gereken yerde teslim edildi. Festivalin yeni direktörü Ahmet Boyacıoğlu ile Ulusal Yarışma fikir babası Kaan Müjdeci birlikte sahneye çıktılar, Müjdeci “Bir fikrin olması önemli bir şeydir ama onun hayata geçmesi daha önemlidir” diyerek Ulusal Yarışma’yı birlikte kotardığı herkese teşekkür ederken, “Bize bu günleri yaşatan eski yönetime de teşekkür ediyorum, onlar olmasaydı olmazdık” demeyi de ihmal etmedi.

Nasıl neşeli bir tören olduğunu anlatamam. Bu da böyle öfkelenip içine kapanmak yerine fikir üretip onun etrafında coşkuyla, inanarak, birbirine güvenerek toplanmanın ne kadar işe yaradığını gösterecek bir dayanışma örneği olarak tarihe geçecek. Bu yıl yerel yönetim değişmese de, Ulusal Yarışma bu kadar kısa zamanda evine dönmese de öyle olacaktı. Önemli olan yan yana durabilmek diyen bir oluşumdu, teşekkür ediyoruz emeği geçenlere...

O şehre dönüşün coşkusu

Kadın temsiliyetine dikkat çekmek

Bu yıl Altın Portakal’daki bir yenilik de Cahide Sonku Ödülü’ydü. Sadece oyuncu değil birçok kaynağa göre Türkiye’nin ilk kadın yapımcı ve yönetmeni de sayılan Sonku’nun anısını yaşatmak için yerinde bir hamle ama aynı zamanda “sektörümüzdeki kadın temsiliyeti ve görünürlüğüne de dikkat çekmeyi amaçlıyor”.

Malum, dünyadaki rüzgâr bize de ulaştı ve 2020’ye kadar sinema sektöründe cinsiyet eşitliğinin sağlanmasını amaçlayan “5050x2020” hareketini desteklediğini açıklayan festivaller arasında Altın Portakal da var. Benim için bir yıl içinde nasıl hayata geçirileceği muamma ama konuşulması bile güzel.

Kamera önü kadar arkasındaki kadınların varlığına da dikkat çekmesi ve sağladığı 50 bin liralık destek açısından Cahide Sonku Ödülü önemli tabii. Öte yandan, o kişi de o senenin yarışan filmleri arasından seçilince en nihayetinde ayrı bir kategoride değerlendirilmiş oluyor. Misal, bu yılın son derece hak ederek kazananı Selda Taşkın. Yarışmadaki iki filmin, “Kronoloji” ve “Küçük Şeyler”in kurgusunda imzası var. Ama sonuçta “en iyi kurgucu” değil “kadın kurgucu” ödülü almış oldu. Bana bu da çok iyi niyetli olmakla beraber hâlâ cinsiyet eşitliğine dair bir adım gibi gelmiyor.