24. Adana Film Festivali tereddütlerle başladı bu yıl. Festival ekibi değişmişti, ne gibi sorunlarla karşılaşılacağı meçhuldü. Üstüne üstlük festivalin başlamasına bir hafta kala Danışma Kurulu “kaotik bir ortam”dan, “etik olmayan pazarlık yöntemleri”nden ve “ayrıntılarına girmeyi doğru bulmadıkları bir takım müdahaleler”den söz eden bir açıklama yayınlayarak istifa etti.

Biz de bir bilinmeze doğru yola çıktık. Ve evet, çok da yabancısı olmadığımız bir dizi sorunla karşılaştık. Otellerin birbirine girmesi, kimsenin koşullarından memnun olmaması zaten bir festival klasiğidir, onlara girmeyeceğim bile. Hele hele Adana’nın yeni ekibi için bu bir ilk denemedir, eminim seneye daha iyi olacaktır.  

Ama bir film festivalinden asıl beklentimiz, filmlerin olabilecek en iyi koşullarda gösterebilmesi olmalıdır ki bence Adana’nın en acil ihtiyacı bu. Hiçbir uluslararası festivalde bir yarışma filmi patlak bir kolonla ve olduğundan birkaç ton karanlık olarak gösterilemez.

Onur Ünlü “Aşkın Gören Gözlere İhtiyacı Yok”un gösteriminin ardından “Aslında karakterlerimizin yüzlerinin görülebildiği sahneler de var” diye açıklama yapmak durumunda kaldı, düşünün ki. Biz “Herhalde polisin gözleri kör oluyor diye bizi de havaya sokmak istedi” diye düşünmüştük. Kolon yüzünden anlaşılamayan repliklerde ise alt yazı imdadımıza koşuyordu. Ümit Ünal’ın “Sofra Sırları”nın esas renklerini görmek içim fragmana bakmak gerekti. Böyle film izlenebilir ya da değerlendirilebilir mi?

Neticede değerlendirildi ama ve her zamanki gibi ödüller ardında bir dolu polemik bırakarak sahiplerini buldu. Ben kişisel olarak Başak Köklükaya’nın dokuz yıl aradan sonraki dönüş filmi “İşe Yarar Bir Şey” (Yönetmen: Pelin Esmer) ile aldığı en iyi kadın oyuncu ödülünün ve yaptığı ödül konuşmasının yarattığı heyecandan söz edebilir, bir de “Sofra Sırları”nın nasıl yok sayıldığını anlamadığımı söyleyebilirim. Onun dışında her jürinin kendi tercihleri var ve sonuç asla herkesi memnun etmiyor.

İşin beni memnun etmeyen kısmı ise, sonuçların bir akşam önceden neredeyse herkes tarafından biliniyor olması. “Ödül alacak insanlara haber verildi, oradan duyuldu” deseniz, hayır, çağırılmadıkları için gelip ödülünü alamayanlar var. Basbayağı jüri üyelerinden biri sızdırdı belli ki. Sonra gel sen o törenden heyecan, samimiyet, ruh bekle.

Herhalde Dan Bown’ın çevirmenleri gibi bir yere kapatılıp ödül törenine kadar dışarıyla irtibatlarının kesilmesi gerekiyor ki biz de sürprizli bir tören izleyebilelim.

Yine de dönüp dolaşıp varacağım yer; festivalde iki kişinin yan yana geldiği anda sözün geldiği nokta: Antalya’da ulusal yarışmanın iptalinden sonra Türk sinemasının kalbinin attığı yer Adana. Sorunları var, olmaz mı? Olsun, çözülür, yapılıyor ya.

Festivalin kazananları

 Onur Ünlü’nün filmi; en iyi film, en iyi yönetmen, en iyi erkek ve en iyi yardımcı kadın oyuncu ödülleriyle festivale damgasını vurdu, evet. Ama bir kazananı daha vardı Adana’nın: Hem jürinin, hem sinema yazarlarının hem de seyircinin sevdiği “Daha”. Onur Saylak’ın senaryosunu Hakan Günday ile birlikte yazıp çektiği ilk filmi, Seyirci ve SİYAD ödüllerinin yanı sıra Yılmaz Güney Ödülü aldı. 15 yaşındaki genç oyuncusu Hayat Van Eck ise hem Umut Veren Genç Erkek Oyuncu ödülünün sahibi hem de festivalin en çok ilgi çeken yüzü oldu.