Önüne çıkanı yakan topaçlar gibi

Önüne çıkanı yakan topaçlar gibiİstanbul Tiyatro Festivali’nde prömiyer yapan “Gece Sempozyumu”, aile trajedisini dev topaçların döndüğü bir arenaya taşıyarak seyirciye baş döndüren bir performans izlettiriyor.

Yönetmen Mesut Arslan, Milliyet Sanat’ın kasım sayısında Ece Saruhan’a verdiği röportajda “Türkiye’de hâlâ tiyatronun tam ortasında tekst duruyor” diyordu: “Halbuki tiyatro sanatı eski insanın ateşin etrafında müzikle, sözle, hareketle, makyajla, kostümle, imgelerle, hikayelerle iç içe geçmesiyle var olmuştur. Türkiye’de tekst merkezli tiyatronun tek disiplinli olması klasik tiyatro anlatımını kırmanın ya da yok etmenin en büyük engelidir ”. Dolayısıyla, “Gece Sempozyumu”nu izlemeye giderken hazırlıklıyım. Tekst merkezli bir şey izlemeyeceğim.

Ya içindesin oyunun...

Bir şeye daha hazırlıklıyım: Seyirciyi oyuna katılmak için provoke ettiğini de söyleyen yönetmen tarafından arenaya itilme tehlikesine. Evet, bu benim için tehlike, isteğim dışında “mobil hale getirilmeyi” tercih etmiyorum, seyirci koltuğundayken. Neyse ki Zorlu PSM Lounge’da oynanan oyun için yer numaralarını seçerken seyircinin bu tercihi gözetiliyor. Bir arena kenarına çekilmiş tabureler var, o zaman oyunun sahiden içindesin, bir de tribünler, orası provoke edilmek istemeyenler için ‘güvenli’. Taburelerin tek bacağa takılmış dairelerden oluştuğunu, kendi kendilerine ayakta duramadıklarını da söylemiş olayım. Yani tabure seçerseniz üzerinde otururken onları dengede tutmaktan da sorumlusunuz ve oyun arasız iki saate yakın sürüyor. Gerçi biz İstanbul Tiyatro Festivali’ndeki prömiyerinde izledik, giderek hızlanıp 80 dakikaya inmiş şimdi ki bence ideal bir süre.

Önüne çıkanı yakan topaçlar gibi

Acı çeken aile

İzleme pratiğine dair uyarılarımızı yaptığımıza göre, oyuna geçebiliriz. “Gece Sempozyumu”nun odağında her bir bireyi ayrı acı çeken bir aile var. Bir anne, üç oğlu ve finale kadar ortalıkta olmadığı halde saldığı dehşetle olaylara yön veren baba. Oğullardan birinin “Babamız yerine bir domuzla evli olmak istemez miydin anne?” diye sorduğu bir baba.

Güven Kıraç’ın evin uşağı olarak seyircilerin önünde dolaşıp muhtelif dillerde “Domuzlar! Gaddar domuzlar!” sözlerini tekrarlamasıyla başlıyor oyun. Sonra ayaklarının yere basışıyla bile ailenin bel kemiği olduğunu belli eden ama Derya Alabora’nın oynadığı baba tarafından ezilen anneden başlayarak oğulları tanıyoruz. Tek tek birbirleriyle ne kadar anlaştıkları tartışılır olsa da, ortak bir dert etrafında kenetlenen bir aile tablosu var ortada ve ölümcül bir soru: Artık bu adamdan kurtulmanın vakti gelmedi mi? Ve tabii adamdan kurtulmak sistemin şiddetini ortadan kaldırır mı?

Arenada geçiyor

“Gece Sempozyumu”, Belçikalı ‘geç absürt’ yazar Eric De Volder’in 1994 yılında yazdığı bir metin. Mesut Arslan daha önce yine İstanbul Tiyatro Festivali’nde aynı yazarın “Oda ve Adam” oyununu sahnelemişti. Yaklaşık yirmi senedir Belçika’da tiyatro yapan yönetmen, ilk önce orada sahnelediği “Gece Sempozyumu”nu bu kez Zorlu PSM, İstanbul Tiyatro Festivali, Koninklijke Vlaamse Schouwburg-Brussel & Platform 0090 ortak yapımı olarak Türkiye’ye taşımış. Daha da önemlisi, seyirciye teksti unutturarak önüne katıp sürükleyen bir tasarımın içine taşımış.

Önüne çıkanı yakan topaçlar gibi

Lawrence Malstaf ve Meryem Bayram’ın tasarladığı arenada, oyuncular ve fır dolayı dönüp önüne çıkanı yıkıp yok eden topaçlar birlikte hareket ediyorlar. Bir yandan büyülüyor, bir yandan ürkütüyorlar izleyeni. Gene Mesut Arslan’ın aynı röportajından alıntı yapmak isterim: “Topaçlar, çocukluğumuzdan beri bildiğimiz, sevecen, cici objelerdir aslında. Bu oyunda kullandığım en büyük topaçlar yedi kilo ağırlığında ve 80 santim çapında olmasına rağmen hala çok şeker ve cici gözüküyorlar. Fakat bir farkla; 3000 turla döndükleri için değdikleri yeri yakıyor hatta parçalıyorlar. Bu size de bizi hatırlatmıyor mu? Bazen bizim iç sesimiz, bazen en özgür halimiz. Ama topaçların en büyük özelliği, insanlar gibi” tahmin edilemez olmaları bence. Topaçlar kadar tahmin edilemez insanları oyunda Güven Kıraç, Derya Alabora, Serhat Kılıç, dönüşümlü olarak Mert Fırat ve Ersin Umut Güler, yine dönüşümlü olarak Yaşar Bayram Gül ile Gökhan Girginol ve Pervin Bağdat canlandırıyor.

Performanslar nefes kesiyor

Daha önce Mesut Arslan ilke “Ve, Veya, Ya da” adlı oyunda çalışmış olan Derya Alabora ile Güven Kıraç ve Serhat Kılıç sağlam bir sacayağı oluşturuyor, oyuncular performanslarıyla nefes kesiyorlar. Sahneden ses tasarımına, ışığından müziğine kusursuz bir atmosfer yaratan “Gece Sempozyumu”, tekstinden bağımsız olarak heyecan verici bir seyir deneyimi yaşatıyor seyirciye. Tek diyeceğim, yönetmenin yüklediği anlamların seyirciye tam anlamıyla geçmesi için metnin de daha takip edilebilir olması iyi olurdu. Muhtemelen oyun hızlanıp süre kısalınca seyircinin dikkatini verme kapasitesi de artmıştır. “Gece Sempozyumu”, festivalden sonra da Zorlu PSM ve DasDas’ın yeni mekânında seyirciyle buluşmaya devam edecek.

“GECE SEMPOZYUMU” / ZORLU PSM PRODUCTION

Yazan: Eric De Volder / Kavramsal Çerçeve ve Yöneten: Mesut Arslan / / Çeviren: Şaban Ol / Topaçlar ve Arena: Lawrence Malstaf / Dramaturji: Ata Ünal / Sahne Tasarımı: Lawrence Malstaf, Meryem Bayram / Oynayanlar: Güven Kıraç, Derya Alabora, Serhat Kılıç, Mert Fırat / Ersin Umut Güler, Yaşar Bayram Gül / Gökhan Girginol, Pervin Bağdat / Işık Tasarımı: Jan Maertens / Müzikler ve Müzik Tavsiyesi: Eric Thielemans / Ses: Stijn Demeulenaere / Kostüm: Johanna Trudzinski / Ortak Yapımcılar: İstanbul Tiyatro Festivali, Koninklijke Vlaamse Schouwburg-Brussel & Platform 0090