Şaka ve romantizm

Milletçe enteresan bir espri ve romantizm anlayışımız olduğunu kabul etmek lazım. Şu bayram sırasında iki örneğini gördük ki, hep diyorum; gerçek hayat Zaytung’a iş bırakmıyor aslında.

Birinci hikâyemiz Erzurum’dan. Kamuda görevli bir beyefendinin, sevgilisine evlenme teklif edesi geliyor. Ne yapsın ne yapsın, Boğaz Köprüsü mü var ki üzerine pankart assın, balon mu uçursun, billboard mu kiralasın, yok, hiçbir şey yeterince romantik gelmemiş olsa gerek ki sonunda dahiyane bir fikir buluyor: Bakıyor ki sevgilisi uçakla memleketine gidecek, DHMİ’den arkadaşlarıyla anlaşıyor ve genç kızı Erzurum Havaalanı’nda güvenlik kontrolünden geçerken durdurtuyor.

Öyle filmlerdeki gibi peşinden koşarak durdurup önünde diz çökmüyor. Polis bölmesinden yanına gelen nöbetçi müdür tarafından durdurulmasını sağlıyor. Tam çantası cihazdan geçerken “Müdüriyete gitmemiz lazım. Sizinle ilgili bir sıkıntı var” diyerek alıp kızı götürüyorlar. Düşünebiliyor musunuz gerginliği? Ve sürpriiiz! Güllerden kalp, mutlu son.

“Sıkıntı var’ denilince korktum” diyor kızcağız. Tabii ki sıkıntı var, beyefendinin şaka anlayışı yok, romantik olmak deyince de aklına belli ki filmlerinde sevdiği kadınları bir tokatla bayıltıp sırtına vurarak kaçıran Kadir İnanır geliyor. O kadınlar da bu harekete hep tav olmuştu nitekim.

Neyse, kendilerine mutluluklar dileyerek ikinci şakacı insanımıza geçelim: Bu gerçekten olacak şey değil, diğerinde hiç değilse hafifletici sebep olarak aşk var. Bu sefer şakanın konusu ölümcül. Kendimizi Batı standartlarında medeni hissetmemizi sağlayan seri katilimiz Atalay Filiz var ya, o yakalandıktan sonra sosyal medyada adını taşıyan bir dolu sahte hesap açılmış. Bunun psikolojik tahlilini yapmak bana düşmez ama ürkütücülüğü aşikâr. Ortada bir katil ve ona öykünen bir kısım insan var.

Haberde diyor ki; İstanbul’da yaşayan bir üniversite öğrencisi, bu hesapların birinden ölüm tehditleri almaya başlamış. Bayağı, “Listenin üst sıralarındasın, çıkınca seni öldüreceğim,” şeklinde. Çocuğun ödü patlıyor, düşünüyor ki cezaevinden birini yönlendiriyor katilimiz ve kalkıp karakola gidiyor. Ve ne öğreniyor? Yakın arkadaşlarından biri, ona oyun oynamış. Şaka yapmış.

Hayır, ne komiktir, ne değildir, neye gülünür, şaka neye denir, cinayetten şaka malzemesi çıkar mı, hiçbirine dair bir fikrimiz yok anlaşılan. Böyle bir çağ. Alışılmaz denen her şeye alışılıyor, gülünmeyecek her şeye gülünüyor.

Adalet bu mu?

Kız arkadaşını öldürmekten suçlu bulunan paralimpik atlet Oscar Pistorius, dünyanın izlediği mahkemesinin sonunda, ‘hafifletici nedenler’ sayesinde altı yıl hapis cezasıyla kurtuldu. En az 15 yıl ceza alması bekleniyordu ama Güney Afrikalı mahkeme aynı kanıda değilmiş belli ki. Hakim Pistorius’un hapis yatmasının ‘adalete hizmet etmeyeceğini’ düşünüyormuş.

Neden acaba? 2013 yılında birlikte yaşadığı sevgilisi; manken ve hukukçu Reeva Steenkamp’i evde tabancayla vurarak öldürdü Pistorius. Başından, üç kurşunla. Sonra da hırsız zannettiğini iddia ederek savundu kendisini. Yakınları işin içinde kıskançlık olduğunu söylüyordu, ayrıca hırsızın kafasına üç kurşun fazla değil miydi?

Önce kasıtsız öldürmeden suçlu bulundu, sonra savcılığın itirazı üzerine karar bozuldu ve kasten öldürme suçu işlediğine hükmedildi. Peki bu ceza neyin nesi?

“Kariyerini kaybeden kayıp bir kahraman” diyor yargıç Pistorius için. Doğrudur, çok yazık. “Düzelme şansı bulunduğunu” iddia ediyor. Mümkün.

İyi de diğer tarafta 27 yaşında kariyerini değil hayatını kaybetmiş bir kadın var. Üstelik düzelme şansı da yok. Bu şansın onun elinden alan da Oscar Pistorius. Onun engelsiz atletlerle yarışan Altın Madalyalı bir atlet olması bu gerçeği değiştiriyor mu? Nasıl adalet bu?