Asu Maro

Asu Maro

amaro@milliyet.com.tr

Tüm Yazıları

Bazı günler hep beraber içimiz kararıyor ya dünyada olup bitene, neredeyse umudu kesecek oluyoruz insan denen varlıktan. “Her şey mi kötü, hiç mi tutunacak dal kalmadı?” dediğimiz oluyor. Sonra neyse ki birine rastlıyorsun, yeniden hayata ve insana inancın tazeleniyor. Çünkü birileri oturduğu yerde sağa sola lanet etmek yerine bir şeyleri ucundan tutup değiştirmeye çalışıyor. Çeşmeli emekli pedagog Birnur Eser gibi.
Bir buçuk ay önce bir televizyon haberinde görmüştüm Birnur hanımı. Bugüne kadar 40 bin sığınmacıya yardım eden
İmece İnisiyatifi’nin gönüllüsüydü. Üç ay kadar önce Çiftlikköy’de bota binmek üzere olan bir Afgan aileyi yoldan çevirmişti. Çünkü, Afganistan’dan Avrupa’ya geçmek için kilometrelerce
yol gelen Hüseyni ailesinin
4 yaşında bir oğlu vardı ve
22 yaşındaki anne Azade Hüseyni 7 aylık hamileydi.
Daha önce botla çıkılan umut yolculuğunda yaşanan türlü felaketi gören, daha kötüsü kendi evinde misafir ettiği bir ailenin 2.5 aylık bebeğinin boğulmasına tanık olan Birnur Eser, bir ailenin daha ölüme koşmasına
izin vermemişti.
Şu anda aralarına katılan minik Merve Nur ile birlikte 4 kişilik Hüseyni ailesini evinde konuk eden Birnur hanım, “Üç çocuğum vardı, beş oldu. Gitmelerini hiç istemiyorum, bir sevgi bağı kurduk” diyordu. Hani bir de severek, benimseyerek, ‘iyilik yapıyorum’ diye kimsenin gözüne sokmayarak sarıp sarmalıyor aileyi.
Bu kadarı kendi başına ibretlik bir hikaye ama, sonra CNN Türk’ten Göksel Göksu’nun haberinde ve ardından Habertürk’te gördüm ki, Birnur hanım doğum yapmak üzere olan sığınmacı annelerin kurtarıcı meleği olmaya devam ediyor. Bu kez de parkta yine sancılanmış bir Afgan anneye; Ferzane Safari’ye rastlamış. Yanında da 1.5 ve 4 yaşındaki iki çocuğu. Genç anneyi alıp hastaneye götürmüş ve bir kız bebek
daha katılmış aileye.
Kısacası şu anda, toplam beş çocuklu iki aile, Çeşme’de Birnur Eser’in evinde yaşıyorlar. Artık canlarını tehlikeye atıp derme çatma
bir botla Avrupa’ya gitmeyi hayal etmiyorlar.
Hani durup durup ‘Sözün bittiği yer’ diye sosyal medyadan isyan ederek kendimizi faydalı hissediyoruz ya, belki sözün bittiği yerde ‘eylem’ başlarsa burada olduğu gibi, dünya hala yaşanası
bir yer olabilir.

Haberin Devamı

Bütün dünyada olan ne?

Haberin Devamı

Birkaç gündür Hande Soral’ın Kelebek’te yayınlanan fotoğrafı üzerinden bir medya ve kadın tartışması dönmekte. Kız kardeşinin doğum günü partisine giderken eteği ‘rüzgarın azizliğine’ uğrayarak uçmuş, foto muhabirinin ve editörün ‘azizliği’ neticesinde de biz eteğin açılma sahnesini arkadan görme şansına erişmişiz.
Hande Soral çok haklı olarak “Bu gazetecilik değil kadına şiddet ve tacizin başka türlüsü” diye isyan etti. Pek çok oyuncu da ona destek çıktı.
Hürriyet yazarı Ahmet Hakan da kendi gazetesini eleştirip Soral’a hak verirken, Cengiz Semercioğlu upuzun bir yanıt yazdı. Sonucunu da ‘Kadına şiddet ve tacizin içini boşaltmayın’a bağlıyor. Halbuki üzgünüm ama evet, bir kadının haberi olmadan, onun bilerek açmadığı bölgelerini çekip yayınlamak da ‘taciz’in ta kendisi.
Bu meselenin neden büyütülmemesi gerektiğine dair gerekçeler sıralarken, ülkemizde sık başvurulan bir argümanı seçmiş: “Dünyanın her yerinde var.”
Bu, işimize gelmeyen her durumda imdadımıza yetişen bir söylem. Kimse dönüp dünyadaki örneklere bakmayacağı için rahatça kullanabilirsiniz. Evet, doğru, Kate Middleton’ın etekleri havalanmış fotoğraflarıyla dolu internet. Ama herhalde kaynağı The Guardian değil. Hani gazetenin kendini nereye konumlandırdığıyla da ilgili bu biraz.
Kaldı ki, şu Batı örneğini verirken ülkenin diğer özelliklerini de değerlendirme kapsamına alsak iyi olmaz mı? Örneğin İngiltere’de kimse giyiminden kuşamından ötürü tacize de uğramıyor, mini eteğin bu anlamda haber değeri yok. Biz ise hala tecavüzde ‘tahrik’ sebeplerini konuşur durumdayız. O yüzden de daha sorumlu davranmak durumundayız.
Eğer her şeyimizi; demokrasimizi, insan haklarımızı, kadına şiddet, taciz, tecavüz oranımızı Batılı ülkeler düzeyine getiremiyorsak, yaptığımız hataları kabul edilir kılmak için de bu bahaneye sığınmayalım.