Şüphe uyandıran topuk tıkırtısı

Tam olarak nasıl oluyor merak ediyorum. Kimi yönetici pozisyonundaki beylerin zihnine “Kadınlara bu sabah şunu yasaklayalım” diye kendiliğinden mi doğuyor fikir, yoksa gördükleri bir durum mu yol açıyor bir gün kırmızı ruju, bir gün mini eteği, bugün de topuklu ayakkabıyı yasak etmeye?

Evet, bu hafta sonunun gözde konularından “topuklu ayakabı”yı gündemimize süren Ankara’daki Akşemsettin İlkokulu Müdürü’nün ne düşündüğünü merak ediyorum mesela. Bir gün yolda önünde yürüyen kadının topuk seslerinden “şüphelere” mi gark oldu? “Bu böyle olmaz, yasaklanması lazım” mı dedi, ne oldu?

Neden “şüphe ediyor ki?” derseniz, müdürü olduğu okulda görevli kadın öğretmenlere topuklu ayakkabı giymeyi yasaklarken dağıttığı basılı kağıtta öyle ifade etmiş kendisi, “dinimizce caiz değil” demiş. Ve giyim kuşam meselesine uzun uzun açıklık getirmiş. Kadınların baştan aşağıya örtünmeleri yetmiyormuş, ayrıca o örtülü bölgede neler olduğunu merak ettirecek sesler de çıkarmamalıymışlar yürürken. Misal topuk tıkırtısı. “Örtünüp gizledikleri vücut ve ziynetleri bilinsin diye bacak oynatıp ayak çalmasınlar, çapkın yürüyüşle nazar-ı dikkati celbetmesinler, çünkü bu tavır erkekleri tahrik eder, şüphe uyandırır,” diye yazmış.

Herhalde topuk sesi duyulmazsa örtünün altında bir canlı olduğundan şüphe edilmeyecek, bilemedim. “Ölçü budur” diyor ama o kesin; “Kadınlar ayaklarını yere vurduklarında ses çıkarmamalarıdır”. Aksi davranışlar “gösteriş, kendini gösterme, farklı görünme, fantezi merakı ya da özenti gibi durumlarda yaşanır”mış.

Kafamın içinde Sezen Aksu “Hiçbir topuk tıkırtısı bu kadar davetkar çalamaz” diye “İzmir’in Kızları”nı anlatadursun, ben hala anlamaya çalışıyorum: Tut ki gerçekten farklı görünmek istedi, ne var bunda? İşte o duruma dair, her paragrafta aynı tehlikenin altı çiziliyor ve kadınlardan önlem almaları bekleniyor: “Yabancı erkekleri tesir altında bırakmamak, günaha sokmamak, onlara edep ve iffet telkin etmek bakımından çok önemlidir”. Yani senin kendi edebini, iffetini koruman yetmiyor, yabancı erkeklerinkinden de sorumlusun. Sahiden burası erkeklerin sorunu olmalı artık. “Bizim edebimiz, namusumuz bu kadar mı pamuk ipliğine bağlı? Bir topuk tıkırtısıyla günaha girecek kadar iradeden yoksun, ilkel varlıklar mıyız? İsteyen istediğini giyer, yürürken istediği sesi çıkarır, bundan bize ne, neden tesir altında kalalım?” diye ayaklanmaları hoş olurdu bence.

Kadınlar açısından bakınca da, bana meramını çok iyi anlatan, samimi bir metin gibi geldi açıkçası. Hiç lafı dolandırmıyor, soru işaretine, “şüphe”ye yer bırakmıyor; doğrudan doğruya “görünmez ol” diyor kadınlara. Konuşma, gülme gibi faaliyetleri geçtik bir kalem, yürürken de dikkat çekme, ayak sesini bile duymamayım, diyor.

Ama insaf, burası bir eğitim öğretim kurumu. Kız ve erkek öğrencilerin hayata hazırlandığı yer. Sen burada eğitim vermekle görevli öğretmenleri bu şekilde kadın erkek diye ayırıyorsun, kadınların giyimine, kuşamına, yürüyüşüne bile olmadık anlamlar atfediyorsun ve yasaklar getiriyorsun, sonra buradan sağlıklı nesiller yetişmesini bekliyorsun. Oysa tam da böyle bir yasaklı ortamdan çıkmaz mı topuk tıkırtısından “şüpheye kapılacak” erkekler?