Sosyal medya aslında bayağı moral bozucu bir arena. Sokağın yansıması tabii bir yandan da, insanlar henüz birtakım kontrol mekanizmaları toptan devreden çıkmadığı için sokakta edemedikleri bütün küfürleri, bütün hakaretleri, ne kadar birikmiş öfkeleri, nefretleri varsa bol bulamaç boca ediyorlar klavyeyi ele geçirince.

O yüzden de artık yolda yürürken de korkuyor insan. Öyle ya, bütün o nefret sahipleri uzaydan bildirmediklerine göre belki de tam şu an yanımızdan geçiyor olmalılar.

Sonra bakıyorsun, başka şeyler de oluyor. Bir adam var mesela, Şirinevler’de bir kitapçıya girip “10 TL karşılığında camlarınızı silebilir miyim?” diye soruyor. Kitabevi sahibi -ki adı Ahmet Koyutürk- “Hadi kardeşim, hadi” diye kapıyı göstermiyor da, “Tabii buyurun” diyor. Torbasından malzeme çıkarıp yarım saat titizlikle işini yapan adama çay ikram ediyor sonunda. Parayı uzattığında ise aldığı cevap “Kitap alabilir miyim yerine?” oluyor. Camları silen meçhul adam, emeğinin karşılığında Nikola Tesla’nın biyografisini alıp gidiyor.

Başka bir adam var sonra; küçük bir bakkal dükkânı var Üsküdar’da. İsmi Kamber Bozan. Dükkânında bir raf çocuk kitaplarına ayrılmış. Soran çocuğa bir tane hediye ediyor. O kitabı okuyup gelip kendisine özetleyen çocuğa da istediğini seçip almasını söylüyor dükkândan. Artık gofret midir, şeker midir, her ne ise. Kendisi okuyamamış, istiyor ki başka çocukların okumasına katkısı olsun.

Bir halk otobüsü şoförü var sonra; Kocaeli’de. Yolda bir sokak köpeğine çarpıyor. Fakat bekleyeceğimiz gibi çarpıp kaçmıyor -ki kaçmaya ne hacet? sahipli köpeği bagajda taşırken öldüren otobüs firması yetkililerinin “Askerler ölüyor, köpeğe mi ağlıyorsun?” diye sahibini azarladığı yerde sokak köpeğinin canı can mı?- köpeği otobüse alıp veterinere götürüyor. Güvenlik kamerası görüntüleri var, bir yandan seyir halinde, bir yandan da “Tamam oğlum, sakin ol” diye ağlayan köpeği sakinleştirmeye çalışıyor. Onun da adı Eren Karadaş. Kameralara biraz mahcup biraz gururlu anlatıyor sonra, “Onu orada bırakıp gidemezdim” diye.

Ve sosyal medyada o ona buna sataşanlar, ötekinin berikinin kökenini, kimlerden, necilerden olduğunu didikleyenler, önüne geleni vatan haini ilan edip köpükler eşliğinde tehditler savuranlar değil, bu saydığım insanlar konuşuluyor. En çok paylaşılan, beğenilen, yorum yapılanlar bunlar. Ötekiler kendi çöplüklerinde boğulmaktalar.

Peki, bir yerde bu kadar çok insan iyiliğe hasretse, iyi bir şey gördüğü yerde dört elle sarılıyorsa orada umut yok mudur? Ya da şöyle sorayım: Umut varsa bu insanların aydınlık yüzlerinde, bu içinde para, pul, mevki ya da herhangi bir kimlik geçmeyen, sadece iyilikle açıklanabilen hikâyelerde değil midir?