Uzaylı gözüyle bayram

Haber sitelerinde ve gazetelerde bayrama dair haberlere bakıyorum. Konuyla ilgili hiçbir fikri olmayan bir uzaylı aramıza katılıp yazılanlara çizilenlere baksa ne düşünürdü diye tahmin yürütmeye çalışarak.

Bildiklerimiz şunlar: Ülkede, özellikle büyük şehirlerde hayata 10 günlük bir ara veriliyor. Eczaneler, marketler, restoranlar, kafeler kapalı. İnsanlar topluca evlerini terk edip deniz olan bölgelere göçüyorlar.

Çok misafirperver sayılmaz oraların halkı; beklerken bütün fiyatları ikiye katlamışlar. Ulaşım desen zaten ateş pahası. Başka zaman alacağın uçak bileti 100 lira idiyse şimdi 500. Karayoluyla gidecekleri ise bekleyen ciddi tehlikeler olsa gerek ki, her mecradan uyarılar yapılıyor. “Sürat felakettir”den “kemer hayata bağlar”a türlü özlü söz sarmış her yanı.

Nitekim daha ilk günden başladı “bayram kaza bilanço”ları. Cuma mesai bitiminden arife günü olan cumartesi 17.00’ye kadar yurt genelinde 26 kaza olmuş, 9 kişi ölmüş, 112 kişi yaralanmıştı. Sadece ilk 24 saatte. Kim bilir kaça varacak sonunda. Her bayram adettendir bizde kaza raporu vermek. Ama uzaylı bilmediğinden anlamıyor tabii, insanlar neden ısrarla aynı tehlikenin kucağına atar kendini.

Uyarılar bununla da bitmiyor. Yine her mecrada doktorlar, diyetisyenler yazıyor, çiziyor, tekrarlıyor: “Bayram diye sağlığınızdan olmayın!” Ne demek bu tam olarak? Çılgınca ete yüklenmeyin, sağlığınıza faydadan çok zararı var, illa yediyseniz yanında bol salata olsun, diğer öğünlerde bari sebze yiyerek dengelemeye çalışın. Yaşanacak mide sorunlarına önlem olarak sindirim için maden suyu tüketin.

Ben demiyorum hiçbirini, uzmanların sözleri. Uzaylı muhtemelen birilerinin bizi 10 gün sürekli et yemeye zorladığını düşünürdü. Yoksa insan neden yapsın kendine bunu? Hem kendine hem hayvanlara hem doğaya.

Fakat uzaylı gözüyle bakmasanız da bu işte bir tuhaflık yok mu? Bayram dostlukların pekişmesi, küslerin barışması, akrabaların toplaşması için bir vesile, biz kalkıp uzak diyarlara kaçıyoruz, kimse kimseyi görmüyor.

Yoksullara yardım etmek, açları doyurmak gibi bir amacı var, biz kendimizi kavurmalara verip sağlığımızdan oluyoruz.

E zavallı danalar, kuzular canlarından oluyor. Biz için için gene ipini koparıp kaçmayı başaran hayvan için mutlu oluyoruz. Bakın, en çok paylaşılan haber tarihe “İkinci Ferdinand vakası” olarak geçecek bir firari boğa. Ferdinand geçen bayram Rize’de denize atlayıp yüzerek canını kurtaran danaydı, hatırlarsanız. Kendisi Haluk Levent’in de desteğiyle İzmir Kemalpaşa’daki Kurtarılmış Çiftlik Hayvanları Barınağı’na yerleştirilmişti. Şimdi keyfi yerinde, baba olmuş.

Bu seneki boğa da Antalya’da kesimden kaçıp sahil boyunca beş kilometre koşarak gözden kaybolmuş. Görgü tanıkları kendisini yakalamaya çalışan bir kişiyi teptiğini söylüyor ki herhalde kimse onu suçlayamaz.  

Demeye çalışıyorum ki, acaba bayramı kutlamanın yüzleri güldürecek, kimseyi incitmeyecek, sağlığımızı tehdit etmeyecek alternatif yollarını mı düşünsek? Sadece bir soru. Ve hepinize mutlu bayramlar.