Yaklaşık bir hafta on gündür sosyal medyada akademisyen Özlem Kumrular’ın yaşadığı apartmandan alıp barınağa götürerek evinden uzakta ölmesine neden olduğu 17 yaşındaki Çıtır köpeğin hikayesini izliyoruz.

Aslına bakarsanız tam köpeğin hikayesini değil de, Özlem Kumrular’ın ne büyük bir canavar olduğunu. Hakaretler, beddualar, tehditler derken, Kumrular’ın Bahçeşehir Üniversitesi’ndeki görevinden istifa etmesine vardı iş. Açıkçası bana da bu kadarı fazla ve ürkütücü geldi.

Yanlış anlaşılmasını istemem, Özlem hanımın yaptığını savunacak değilim. Koku yapıyor, tüyü uçuyor, salyası akıyor diye bir hayvanı ölüme terk etmenin ya da araba bagajına koyup yabancı birilerine teslim etmenin benim vicdan anlayışımda yeri yok. Hayvanlar üzerinde bu tür haklarımız olduğuna da inanmıyorum üstelik.

Ama artık hiçbir şeyin aslını bilmeden birinin üzerine çullanma hızımız ve bu sırada kullandığımız orantısız şiddet beni ürkütüyor. Kimsenin “Özlem hanım da şöyle diyor, aslında olay öyle değil de böyleymiş” gibi bir cümleyi ikinci kelimesine kadar dinlemeye tahammülü yok. Dolayısıyla öğrenemiyoruz da tam niyetini.

Tek bildiğim, ülkemiz sınırları dahilinde bir canlıya karşı işlenmiş en büyük suçun arabaya koyup barınağa götürmek olmadığı. Daha bugün yanından geçerken kaldırımda uyuyan köpeğe tamamen canı öyle istediği için tekme atan adamı ve yanında pişkin pişkin sırıtan arkadaşını izledik mesela. Onlara muhtemelen bir şey olmayacak.

Her allahın günü hayvanlar insanoğlunun dolaysız, bilinçli, planlı zulmüne uğruyor. Ve biz onları elimize geçiremediğimiz için hayatlarına kaldıkları yerden devam ediyorlar. Ne işlerinden oluyorlar, ne tehdide uğruyorlar.

Özlem Kumrular ise tanıyanların söylediklerinden anladığımız kadarıyla bir köpeği bile isteye öldürecek bir insan değil. Muhtemelen amaçladığı Çıtır’ın ölümüne neden olmak da değildi. Kendi konforu bozulmasın, ayağına köpek tüyü dolanmasın ama Çıtır da emin ellerde olsun istedi, olmadı.

Yanlış bir yol izlediği, hayvanı gizli kapaklı kaçırarak kendisini iyice suçlu duruma düşürdüğü aşikar. Ama bunun karşılığında işsiz kalsın, her gün küfür kıyamet tehdit edilsin, biraz fazla değil mi? Topluca göz önünde olana beddua etmek için kullandığınız enerjimizle, örgütlenip hayvan hakları konusunda gerçekten faydalı ve kalıcı adımlar atabiliriz. O zaman barınaklar ölüm kampı olmaz, sokak hayvanlarının hayatı da birilerinin insafına kalmaz belki.

Bu söylediklerim karısına bir yıldönümü notu yazdığı için Türkiye’nin en maço erkeği ilan edilen Tolga Çevik için de geçerli. İnsanlar hak savunuculuğuna soyunmak için bu anı bekliyormuş meğer ve bu, kadın haklarını savunacağım diye başka bir kadını; halinden şikayet edecek olsa bunu pekala yapabilecek olan Özge Yılmaz Çevik’i de yok saymak, küçümsemek, onun için iyi olanı ondan daha iyi düşündüğünü iddia etmek demek.

Kocalarından, ailelerinden, akrabalarından hayat boyu eziyet gören ve sesini gerçekten çıkaramayan sayısız kadın var halbuki. Ama hayır, burada gözümüzün önünde biri var, onun üzerinden eril dile savaş açabiliriz.

Romantik bulmayabilirsiniz tabii de, hakikaten duyduğunuz en seksist ifade “Bana güzel bir hayat verdin, çocuklarımızı kucağında kendin salladın” ise cennet gibi bir ülkede yaşıyorsunuz belli ki, iltica edin, dönmeyin derim.

Etiketler