“Maviyi soruyordun, gözlerimden yüzüme yayılan maviyi mi

Bir renk değildir mavi huydur bende

Ve benim yetinmezliğimdir

Ve herkesin yetinmezliğidir belki”

  Edip Cansever’in bu dizeleriyle başlıyorsa bir hikaye, yarı yolda işlerin pembeye dönmeyeceğini anlarsın. ‘Mavi’ hüznünde bir hikaye, ‘90’ların efsane grubu Blue Blues Band’in hikayesi. Canlı performanslarıyla ünlü, geriye pek az kayıt bıraktığından bir dönem onları canlı izleme şansına erişmişlerin belleklerinde yaşayan bir grup.

  Bilenlerin bilmeyenlere anlattığı ‘Blue’ belgeselinin bu kadar vurucu olması biraz da bundan. İzledikten sonra “Dur bakayım, neler yapmışlar” diye dönüp dinleyemiyorsunuz. Suya şahane bir yazı yazmışlar, efsaneleriyle yaşıyorlar.

En fazla Yavuz Çetin’in biri ölümünden sonra çıkan iki albümü var, Kerim Çaplı’dan geriye o da kalmamış. Blue Blues Band’in canlı kayıtları zaten hayal.

 Mehmet Sertan Ünver’in yönettiği ‘Blue’, bu öncü grubu artık aramızda olmayan iki üyesinin; gitar büyücüsü Yavuz Çetin ile davulcu, vokalist ve daha bir sürü şey Kerim Çaplı’nın kelimenin tam anlamıyla trajik hayatları üzerinden anlatıyor.

Başta grubun diğer iki üyesi Batu Mutlugil ve Sunay Özgür olmak üzere Teoman’dan Aylin Aslım’a, Taner Öngür’den Erkan Oğur’a, Gür Akad’dan Tanju Eksek’e o dönemin tanıklarının ve iki müzisyenin ailelerinin anlattıklarıyla.

Ve gerçekten altın değerinde fotoğraf ve görüntüler eşliğinde; çünkü bugünkü gibi her anın kayda alındığı bir devirde değiliz.

Sağlam bir saygı duruşu

 Yavuz Çetin, 1970 doğumlu. Birine gitarist diğerine davulcu dedim ama her ikisi de birçok alet çalabiliyor. O dönem müzikle uğraşan her genç gibi macerası liselerarası müzik yarışmalarıyla başlıyor, derken Labirent grubu, küçük yaşta kaybettiği annesinden gelen maaşla kıt kanaat geçinme çabaları, evlilik, Yavuz Can adlı oğlu ve Blue Blues Band...  Çalarken dalıp dalıp gittiği anlatılıyor. Nereye, kimse bilmiyor ama karanlık belli ki gittiği yer. Fotoğraflarından belli.

Aynı uzaklara bir yere bakış, 1949 doğumlu Kerim Çaplı’nın gözlerinde de görülüyor. Caz piyanisti olan babasıyla gittiği ABD’de ‘60’larda geçen altın döneminin, Jimi Hendrix’in onunla çalışmak istemesine kadar yolu var.

Gelgelelim ‘Kim Capli’ olarak Sundowners grubuyla katıldığı Robert Wagner’ın ‘It Takes a Thief’ TV dizisinin ikinci çekim gününde ortadan kayboluyor. Arkadaşları intihar etti sanıyor halbuki onun seçimi Yavuz Çetin gibi anlık bir ölüm değil, uzun ve acılı bir intihar oluyor.

 Grup arkadaşlarının bile varlığını cenazesinde öğrendiği dört çocuğundan Ahmet Çaplı, “Keşke bu hikaye orada kalsaymış” diyor, pek tanımadığı babasının ABD’de ortadan kaybolduğu dönem için; “Sonu seyirciye bırakılsa daha güzel bir hikaye olurmuş.”

Öyle olmuyor ama.

Bu iki farklı şekilde huzursuz ruh, Blue Blues Band’de buluşuyor ve arkalarında “Dünya çapında müzisyenimiz var mıydı? Vardı. Yavuz ve Kerim vardı” diye anlatılan bir efsane bırakarak geçiyorlar bu dünyadan. Yavuz Çetin, 31 yaşında Boğaz Köprüsü’nde koyuyor noktayı, Kerim Çaplı 55’inde Darülaceze’de. İnsanın boğazına yumru gibi oturan bir film, ‘Blue’. “Yetenek bir hediye mi, lanet mi?” diye de soruyorsun bir yandan.

Yavuz Çetin için, “İstiyordu ki müziğini yapsın, parasını kazansın, çocuğunu büyütsün, mutlu yaşasın. Olmadı, o kadar kolay olmuyor” diyor Batu Mutlugil.

Biz de o yüzden bugün onların belgeselini izliyoruz ama. O kadar kolay olmadığı ya da onlar zoru seçtiği için...

Bugün gösterime giren ‘Blue’, sağlam bir saygı duruşu. Hem Kerim Çaplı ile Yavuz Çetin’e, tabii ki Blue Blues Band’e, hem de o dönemin kendisinde sokakta yer bulamayıp rock müziğe sığınan, yetinemeyen, düzene uyum sağlayamamış çocuklarına. 

 

 

 

 

Yazarın Diğer Yazıları