Sağol Max, kardeşimizsin

29 Eylül 2019

Aaaa… O da ne? Süper Lig’in dev derbisi için İstiklal Marşı çalınırken, bir de baktık, Fenerbahçe’nin Alman futbolcusu Max Kruse, ulusal marşımızı söylüyor. Ender görülen bir olay. Hagi’nin bizim ulusal marşımızda elini kalbine götürüşünü sevdik de bu hayranlık uyandıracak bir şey. Yanlış görmediysek, teşekkürler Max... Kardeşimizsin!. Seyrantepe’deki maç 1 saatlik didişmeyi geride bırakırken, Belçika’dan “ironik” bir haber gelmez mi? Brugge’de oynayan “zoraki kiralık” golcü Diagne, deplasmanda Mechelen’i 5-0 yendikleri maçta, 57. Dakikada Okere’nin yerine oyuna katılıp iki golle skora katkıda bulunmuş.
Derbiye dönersek... Falcao’dan alamadım gözlerimi. Sezon öncesi ve ligin başlamasından sonra uzun, ısrarlı ve de bol masraflı Falcao uğruna ne Diagneler harcadı Galatasaray. Tribünden maçı izleyen Galatasaray taraftarları ne düşündü acaba? Falcao’nun yerine Diagne oynasaydı, razı olurlar mıydı, bilmiyoruz.
Doğrusu 103 ülkede, nihayet, naklen yayınlanacağını öğrenerek nihayet ticari bir meta olduğuna sevindiğim maç, aynı başarıyı futbol kalitesiyle sergileyemedi. Bunda her iki takımın üzerindeki bilindik baskıların rolü de vardır elbet. Ancak usta futbolcular, iyi hazırlanmış oyuncular, takım oyunu içinde bu baskıları sıfırlayabilirlerdi, olmadı!
Dört oyuncuya dikkat ettim dün: Belhanda, Falcao ve Emre, Muriqi...
Emre sahanın en tecrübelisi, en ustası ve en yaşlısıydı. Maskeli Belhanda da en Faslı’sı. Yaşlı Emre ustalığı ve özgül ağırlığıyla takımını yönetirken, Maskeli Süvari Belhanda beklenenin üzerinde koştu. Çok istekliydi ama oyunun pozisyon üretimine ve kurgusuna katkıda bulunamadı. Muriqi özellikle ilk yarıda beş kez hücum etkinliğinin baş aktörüydü. Bunlardan ikisi net gol pozisyonuydu. Kosovalı futbolcu, koşuları, ikili mücadelelerdeki fiziksel üstünlüğü ve iki rakip stoper Luyindama, Marcao üzerindeki ezici baskısıyla kendinden bekleneni veriyordu. Bazen golcülerin pozisyona girmesi kadar yeterince olmasa da topu ayağında tutması ve baskı kurması da önemlidir. Bu anlamda Muriqi iyi not aldı. Falcao ise, İspanya’dan (Atletico Madrid), Monaco’dan, hatta Manchester United ve Porto’dan tanıdığımız o büyük golcü kratında değildi. Oyuna da katılamadı. Umarım hayal kırıklığına dönmeden eski kimliğine kavuşur. Yine de Arap Ligi’deki Gomis’le Belçika’daki Diagne’yi izlemekten uzak kalmamalı.
İki takımda da saygıyı en çok hak eden oyuncular Galatasaraylı Nzonzi ve Fenerbahçeli Gustavo’ydu. Gösterişsiz, sade ve sakin oyunlarıyla takdir edilmeleri gerekir.
Golsüz maçta golcüleri yorumlarken kalecileri unutmayalım. Altay en az iki gol kurtardı. Muslera da kendine yakışır bir maç çıkardı.

Yazının devamı...

Örtme, kokmasın!

25 Eylül 2019

Sezonun 6. haftasında yeniden gördük ki hakemler istesek de istemesek de gündem oluşturmaya devam ediyor.
Güzel... Bu işi dert ve meslek edinmiş arkadaşlarımız, yorumcular ve moderatörler, bol bol uzatmalı tartışmalarla hem kuralları didikliyorlar hem de keskin iddialar ve varsayımlarla saha dışına da uzanıp bizleri aydınlatmaya (!) çalışıyorlar.
Kulüp yöneticileri de durur mu? Onlar da oyunun kurallarını, VAR sistemini dile getirerek ağır eleştirilerde bulunuyorlar.
Önce şu kural hatasından başlayalım... Alanyaspor-Fenerbahçe maçında Alanyaspor golcüsü Cisse, top Fenerbahçe kalecisi Altay’ın elindeyken halinden belli ki bilerek ve isteyerek ceza alanı dışına çıkmıyor. O sırada Altay topu çabucak oyuna sokmak amacıyla Jailson’un ayağına atıyor. Ceza alanı dışından gelen Alanyasporlu futbolcu yaptığı presle topun Cisse’nin önüne gitmesini sağlıyor. Vuruş ve gol... Burada bir kural hatası var. Ancak hakemin bu konuda takdir hakkını da dikkate almak gerekiyor. Hakeme göre Cisse kasten ağır davranmıyor olabilir. Yine de hakem Halis Özkahya oyunu durdurup Cisse’ye sarı kart gösterdikten sonra yeniden kaleciden başlatmalıydı. Kural kitabında IFAB’ın kullandığı bir deyim var: “Hücum eden takımın oyuncusu kalecinin topu oyuna çabuk sokma gayreti karşısında ceza alanını terk edecek fırsat bulamamış olabilir”. Hadi buyrun burdan yakın... Ortada çelişkili, yoruma açık, önemli bir konu var. Kural hatası iddiasını dile getiren Fenerbahçe, TFF Yönetim Kurulu’nun kararını bekliyor. O karar ancak derbiden sonra, haftaya açıklanabilir.
HHH
Şu işe bakın: Alanyaspor-Fenerbahçe maçının hakemi Halis Özkahya, VAR hakemi de Suat Arslanboğa. Adı geçen ikili sanki haftanın tartışılmaz kararlarını almış gibi rol değiştirerek Beşiktaş-Başakşehir maçında görevlendiriliyor. Arslanboğa sahada, Özkahya VAR’da.
Maçın 35. dakikası... Beşiktaşlı Ljajic, Suat Arslanboğa’nın koluna iki eliyle vuruyor ve sarı kart görüyor. Ljajic açısından bakarsak bu bir çıldırma alameti. Trabzon maçında oynayamayacak. Arslanboğa’ya bakacak olursak orası bir kırılma noktası ve bitiş...

Yazının devamı...

Hoş geldin Burak

24 Eylül 2019

Bu maçı seyredenler için sıkıntıdan başka bir şey göremediler, desek yeridir. Eskilerin deyimini biraz değiştirerek “kifayet-i mücadele” (yeteri kadar uğraştılar) kararı alınıp ikinci yarı başlatılmasa yanlış olmazdı. En azından biletli seyircilere paranın iade edilmesiyle sportif bir jest yapılabilirdi. Her neyse... İroni yaptık, hoş görüle.
Vodafone Park’ta iki takımın da hali birbirinden beterdi. İkisi de 4 haftada ancak 4 puan toplayabilmiş, kadro bütünlüğünü sağlayamamış, hayal kırıklıkları yaratmışlardı. Abdullah Avcı, dün mevcut haliyle eski takımı Başakşehir’in başında olsaydı, olasıdır ki maçı kazanabilirdi.
Beşiktaş, kötü oynayan ev sahibiydi. Bakmayın topla oynama yüzdesindeki büyük farka... Mahalledeki arkadaşınız topu size verip oyalıyor. Sonra ayağınızdan alıp en efektif, en yararlı biçimde istediklerini yapıyor.
Beşiktaş zaten kırmızı kartlar nedeniyle zor bir kadro oluşturmuş... Gökhan’la Necip’i savunmanın göbeğinde bir arada oynatmak mecburen; mecburiyetten! Yine de Necip’in her zaman hazır ve özverili oyununu saygıyla takdir etmek gerekir. Orta alanda Atiba elinden geleni yapmaya çalışıyor, zaman zaman hücuma, bazen de savunmaya katılıp takımına yardımcı olmaya çalışıyor. Ortada takım var mı ? O da tartışılır.
Beşiktaş’ta sakatlıktan dönen Burak Yılmaz, ayağında top tutamıyor, özlediği şutları atamıyor. Sadece ikinci yarı başlarında kendini yakışan harika bir deparı var. Topu rakibine kaptırıyor, yine de canı sağ olsun. Takımın beslemediği, yan paslardan başka hiçbir hücum etkinliği sağlayamadığı maçta Burak ne yapsın?
Bu maçın en defolu adamı, Adem Ljajic... Transferde azımsanmayacak bir para (6 milyon Euro) ile bonservisi alınan kıymetli (!) bir oyuncu. Ne var ki sezona hiç de iyi başlamamış oluyor. Aldığı topu sakız gibi çiğneyerek, ayağından verimli ve etkili bir pas çıkarmayarak, ikili mücadeleleri kaybederek hiçbir şey üretmeden zaman ve enerji tüketmek tam da Ljajic’e yakışan bir ustalık (!) örneği. N’Koudou araba gibi adam... Verin topu taşısın rakip kaleye... Orada uygun adam bulsa daha yararlı olacak ama yok. Topu verdiği arkadaşları bıktırıcı yan pas zinciriyle herkesi sıkıyor. Tribündekileri de ekran karşısındakileri de. Diaby’yi Q7 ile mukayese edenlere “Gelen gideni aratır” desem, haksız mı olurum? Karar sizin.
Başakşehir, Emre’nin ayrılmasına rağmen, felsefesini koruyarak oynamaya çalıştı dün. Epureanu, Mahmut, İrfan Can, Visca çok rahat oynadılar.

Yazının devamı...

Delirme, delirtme!

21 Eylül 2019

Çarşamba ve Perşembe geceleri, bizim yok saydığımız, hiç de bakmak istemediğimiz aynayı getirdi santraya... UEFA aynasında gerçeklerimizin nasıl yüzümüze vurulduğunu gördük. O aynaya sırtımızı dönemedik. Gerçeklerle baş başa kaldık.
Şampiyonlar Ligi ve UEFA Avrupa Ligi grup maçlarından sadece 1” puan çıkarabildik. O tek puanın da başarı olduğunu tekrarlayarak birbirimizi teselli ediyoruz. Oyalıyoruz, oyalanıyoruz. Sonunda hep birlikte utanıyoruz.
Rekabeti kavga stratejisiyle savaşa dönüştürmek utanç vericidir. Kulüplerimiz bunu yaptı. Başkanlarımız ve antrenörlerimiz yangın çıkardı. Şimdi ateşin bacayı sardığı alevlerin sadece komşunun evini yaktığı söyleniyor. Oysa mahalle bütünüyle ateş altında.
İhmallerle, saygısızlıklarla, akıl tutulmaları ve karşılıklı yalanlarla oluşturduğumuz masal sektörü çökmüş durumda. UEFA’daki çöküşümüz sadece tek darbeyle, bir gecelik sarsıntıyla geçiştirilemeyecek kadar tehlikeli bir süreci işaretliyor. Bir gecede, üç maçta toplam 9 gol yedik. Dört maçtan sadece tek puan çıkardık. Hayır, kimse bunu “talihsizlikle” açıklamaya kalkmasın. Bu kötü gidişin nedenleri var . Geriye bakıp hangi yanlışlarla buraya geldiğimizi, kül olmanın sınırında olduğumuzu yeniden düşünelim.
Örneğin, transfer döneminin lig başlamadan önce bitmesini sağlayalım. Hiç değilse hazırlık döneminde daha derli toplu çalışma olanağı yaratalım. Birbirini tanımayan oyuncularla Avrupa yolculuğuna çıkmayalım.
Kurallara uymasını, faullerde bedel ödemesini, ödülü ve cezayı öğrenelim. Lig ikincisinin ŞL elemelerini aşamadığı hallerde katılım payındaki artışa ellerimizi ovuşturup sinsi gülüşlerle kutlama yapmaktan vazgeçelim.
Anlamsız beyanlarla ortamı davul gibi gerip sosyal medyadan rant devşirmeye kalkan uyanık yöneticileri övmeyelim.

Yazının devamı...

Proje bitti, sıra operasyonda

20 Eylül 2019

UEFA Avrupa Ligi ya da Süper Lig. Veyahut da Ziraat Türkiye Kupası… Hiç fark etmez. Bu sezon en azından ilk devrenin sonuna kadar Beşiktaş’ı hep aynı maceranın içinde izleyeceğiz…
İş kazalarına uğrayacaklar. Hayal kırıklığı yaşayacaklar (ve de yaşatacaklar)… Olmadık gaflarla, hatalarla trajikomik goller yiyecekler.
Şunu da unutmamak gerekir: Beşiktaş’ın hem oyunu hem de jeneriği değişti. 4 -2-3-1’den 4-1-4-1’e evrildiler. Savunmanın iki beki, Rebocho Douglas, dün ilk kez birlikte görev aldı. Beşiktaş’ın oyunlarında sürekli başrol oynayan Gökhan ve Caner yedek kulübesindeydi. Elneny savunmanın önünde tek başına merkezi oluşturuyordu. Solda çok etkili ve yıpratıcı Nkoudou’yu izledik. Sağ kanatta da Diaby görev almıştı..Hemen söyleyelim; kimse onu Quaresma ile karşılaştırmaya heves etmesin. Çok farklı oyuncular. Dorukhan ve Llajiç, hücum bölgesinde çok top kaybettiler. Ceza alanına adam eksilterek girmeleri, kalabalık savunmanın içinde çabuk oyunla paslaşarak, duvar yaparak şut sayısını artırmaları gerekirdi.
İlk çeyrek saat dolarken Andraz Sporar’ın atağında kaleci Karius’un anlamsız çıkışıyla şoka girdi Beşiktaş. Kariyerinde acı tecrübeler yaşayan Alman kaleci, savunmadaki iki arkadaşının mücadelesi sonlanmadan yapmayacağı işlere kalkıştı. Abuk bir kafa vuruşuyla hücumu kesmek istedi. Olmadı Sporar da boş kaleyi boş bırakmadı.
Yine de Beşiktaş’ın şoktan çabuk kurtulduğunu, gerekli reaksiyonu gösterdiğini izledik. Llajiç ve Dorukhan toparlandılar. De Kamps’ın Llajiç’e müdahalesi, evet, penaltıydı. O da beraberliği yazıp ilk yarı bitmeden dengeyi sağladı. 45+1’de Umut Nayır’ın önünü kapatmak isteyen Vasil Bozhikov, kendi kalesine attı. 58’de yine Sporar oyuna denge getirirken Beşiktaş iflah olmaz savunma zaafının bedelini ödüyordu. Dakikalar geçtikçe dağıldılar. Onunla da bitmedi… Korner atışından Ljubicic ev sahibini öne geçirdi. Son noktayı koyan da Khadfi oldu.
Maçı kazanma noktasına gelen, rakibi sarsan Beşiktaş, hediye gollerle, anlaşılmaz gaflet oyunuyla resmen teslim oldu. Yazık. Abdullah Hoca ve takım… Başkan Orman ve yöneticiler bu maçı geçiştirip unutamaz.
Kim nerede hata yaptı? Sezon başında tam kadro toplanamayıp hazırlık sürecini dağınık tamamlayan, Umut Nayır’ı bir türlü kullanamayan, yanlış transferlerle zaman kaybeden Beşiktaş, zorunlu olarak seri operasyonlara gitmek zorunda. Onlar artık peroje takımı değiller. Sürekli patinaj yapan, sağa sola dümen kırmak durumunda olan, her hafta yeni yeni düzeltmelerle macerayı devam ettirmek zorunda Beşiktaş. Geçmiş olsun!

Yazının devamı...

Özet yayın... Ya biter, ya biter

11 Eylül 2019

Süper Lig’in üç haftasını geride bıraktık. Televizyon kanallarından maç özetleri, radyo yayınları sorununu çözemedik.
Ama bugün bir bir umut var.
beIN Sports’un Global Yayınlar CEO’su Yusuf El Abadi, İstanbul’a geliyor. Hareket şu; Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı Nihat Özdemir, bazı yönetinm kurulu üyeleriyle birlikte El Abadi’i beIN Sports’daki makamında ziyaret edecek, “Hoş geldin” diyecek.
Özdemir’in asıl amacı, nezaket görüntülü bu buluşmanın “Hoş Geldin”le başlayıp tatmin edici bir “Güle Güle” ile bitmesi. Yayıncı Kuruluş Kulüpler Birliği anlaşmazlığında “uzlaşma zemini” oluşturup yüzde kulüplerin yüzde 10 indirim yapma kararını oluşturan Özdemir’in, bugünkü stratejisi de Yayını Kuruluş’tan makul bir indirim sağlamak.
Bunu başardığı takdirde en başta TRT, A Spor, CNN Türk ve diğer kanallar, o kanallardaki spor programları Süper Lig’i yurt ölçüsünde daha geniş kitlelere ulaştıracaklar.
Hatırlamakta yarar var: Tv kanallarındaki maç özetleri, maç yorumları ve futbolla ilgili dosyaların tartışıldığı programlar, tüm eleştirilere rağmen, eğrisi ve doğrusuyla futbola en büyük desteği sağlıyor. Marka değerinin yükselmesine katkıda bulunuyor. beIN sports, ilgiyi giderek artıran, bir anlamda yeni aboneler kazandıracak tabanı genişleten bu durumu görmeli. Ticari bakımdan kendi elini kolunu da bağlamamalıdır.
Özdemir’in kafasındaki makul indirim rakamı ne?

Yazının devamı...