“Kolej Havası: Bir Beşiktaş Filmi”

4 Eylül 2019

Geçen kış geldiler. Projelerini anlattılar, beni çok heyecanlandırdılar.
Spor tarihimizin önemli sayfalarını açıp yeniden okutacaklardı.
Süleyman Seba eşsizliğini, Metin-Ali-Feyyaz efsanesini birinci ağızlardan, yeniden dile getireceklerdi. Son yıllarda gelişen “Oral History” (Ağızdan Tarih) örneği sunacaklardı.
Beşiktaş Jimnastik Kulübü’nün iletişim ve organizasyon desteğiyle “bütçesiz” bir film çıktı ortaya.
Bu projenin “paltolu” tek tanığıyım. Herkes incecik kazaklarla, gömleklerle rahat rahat güzel dekorların içinde “ifade” (!) verirken, bendenize böyle bir rol düşmüştü. O nedenle bu mevsimde filmi terleyerek (!) izledim. Keyiflendim, gurur duydum. İstatistikler ve sayılara boğulmuş günümüzün futbol kültürüne gerçek öykülerle, tanıklıklarla, mutlu mutsuz olaylarla “insanı” anlatan filmi alkışladım.
Kolej Havası bir Güverte Film yapımı... Yapımcı Suzan Güverte, yardımcı yapımcı Mehmet Ali Yemişçigil, yönetmen Sertan Ünver. Röportaj editörü İlhan Özgün. Sesçiler, kameramanlar da var. Hepsine selam! Beşiktaş’ın 1990-92’de kazandığı üst üste üç şampiyonluk öyküsünü, öncesi ve sonrasıyla anlatıyor film. Başkan Seba, Özkaynak hocamız Serpil Hamdi Tüzün, Teknik Direktör Gordon Milne, Rıza, Recep, Gökhan, Ulvi, Kadir, Şenol ve gol çetesi Metin-Ali-Feyyaz filmin omurgasını oluşturuyor. Filme doğrudan bir “belgesel” tanımlaması yapmak yeterli olmayabilir. İçindeki öykülerle hepimizi düşündüren, güldüren, bazı sahnelerinde ağlatan bir yapıt bu. Aynı zamanda bir dram filmi.
Emek verenleri, destek olanları ve katkıda bulunanları saygıyla kutluyorum.

Yazının devamı...

Dön be Burak!

1 Eylül 2019

Abdullah Avcı’nın Beşiktaş’ı henüz kıvamını bulamadı. Hoca takımını çok pasla, yaratıcı anlayışla bir tür geçiş oyununa dönüştürmek istiyor. Topu kaybettiği anda basarak geri kazanmak… Oyunu çok çabuk kurmak, disiplinle mücadele etmek. Bunları yapmak hiç de kolay değil. Beşiktaş , Hoca’nın istediği oyundan uzak ama tempoyu hızlandırdığı, baskıyı yoğunlaştırdığı da bir gerçek..
Beşiktaş maçın başından itibaren oyunu bir gösteriye dönüştürdü. Topun mutlak sahibi oldu. Üst üste korner kazanarak, pozisyona girerek Rizespor kalesinde baskı kurdu. Ne var ki bu baskının karşılığında ilk yarıda umduğu golü bir türlü bulamadı. Güven, Ljajiç, Boyd; Dorukhan ve Lens çok çalışmalarına rağmen son vuruşta gereken beceriyi gösteremediler. Yoğun pas trafiğinde sürekli ve ısrarlı hücum halindeki takım, savunma yapmayı adeta unutmuştu. Maçı izleyenler de bu oyun karşılığında aynı unutkanlığı yaşadılar. İşte böyle bir gaflet anında Nill de Pauw, sağdan topu kaparak çok basit ve kolay bir iş yaptı. Oğulcan’a gollük pasını verdi. Oğulcan’ın attığı golde Gökhan’dan Caner’e kadar tüm savunmanın kademe ve yardımlaşma yetersizliği vardı. Dahası, geçen hafta olumlu sinyaller veren Oğuzhan da geri dörtlünün önünde tecrübesine ve aklına uygun bir oyun çıkaramıyordu.
Abdullah Avcı, ikinci yarıya daha agresif hamlelerle döndü. Oğuzhan ve Boyd’un yerine Douglas ve N’Koudou ikilisinin kanatlara canlılık ve hız kazandırdığını gördük. Beşiktaş’ın oynadığı oyuna doğrularla bezenmiş bir gösteriye dönüştü. Caner’in asistiyle Vida’nın kafasından beraberliği sağlayan takım, taraftarının gönlünü okşayan müthiş bir baskı oluşturdu. Rizespor bu baskıya, savunmaya çekilip çok adamla direnerek karşılık verdi. Alan ve zamanı daraltarak oynamayı tercih ettiler. Beşiktaş kornerler dışında umduğu kadar duran top da kazanamadı. Yanı sıra Burak Yılmaz’ın yokluğunu bir kez daha acı çekerek yaşadılar.
Transferin bitimine iki gün kala Vincent Aboubakar için geciken bir hamle yaptı Beşiktaş. Ne olacağını bilmiyoruz. Bildiğimiz, Quaresma’yı göndermekteki aceleciliği ve ısrarı, bir santrfor getirmekte sergileyemediğidir.
Rizespor geçen yılın parlak performansını bu yıl İsmail Kartal’la devam ettirmek istediğini gösterdi. Maçı devamlılık ve kararlılıkla oynadılar. Ev sahibi Beşiktaş’ın baskısına her takım Rizespor gibi kolay kolay dayanamaz.
Yaşar Kemal Uğurlu, ilk yarıda Rizesporlu Chatziis’in Lens’i çekmesine penaltı vermeliydi. İkinci yarıda Ruiz’in De Pauw’a müdahalesi ise çizgi dışında olduğundan beklendiği gibi penaltı değildi.

Yazının devamı...

Süper Lig tek pakete sığmaz

28 Ağustos 2019

Süper Lig’in ikinci haftasını da karanlık bir mağarada yürür gibi “el yordamıyla” geride bıraktık. Yayıncı kuruluş beIN Sports ile maç özetlerini yayınlamak isteyen açık kanallar ücrette anlaşamadılar. Aslında anlaşmak için pazarlık masasına da oturulmadı. Geçen hafta yazdığımız gibi özetler için açık kanallara dayatılan ücret, dakika başına 10 bin Dolardı. Açıkçası ortada bir “inat” ve “ısrar” örneği vardı.

306 maç için 3’er dakikalık özet yayın bedeli (918x10000) 9 milyon 180 bin Dolar’lık bir ödemeyi gerektiriyordu. Türkçesi: 52 milyon 509 bin 600 Türk Lirası. Makulü aşan bir rakam.

beIN Sports’un tüm maçların radyo yayınları için talep ettiği ücreti de yazalım: 3 milyon Euro. (19 milyon 410 bin TL) … Radyocu dostlar, bu parayı ödeyecek bütçenin hiçbir kurumda olmadığını anlatıyorlar. Anlayacağınız, hep birlikte Süper Lig’e “kör” ve “sağır” kalmış durumdayız. Canlı yayınları değil, tv özet yayınlarını ve radyoyu anlatmaya çalışıyorum.

Bu çözümsüzlük hafta sonlarında cafe, restoran, otel lobileri gibi alanlarda izlenecek canlı maç yayınlarına kadar uzanıyor. Türkiye ve Avrupa’da 15 şubesi bulunan ünlü bir cafe zincirinden istenen ücret, yıllık 150 bin TL. Bu ücretin ticaret/hizmet gerçekliğiyle bağdaşır bir yanı olmadığı anlatılıyor.

Bir başka konu da şu: Konuyla ilgili müzakereler yürüten önemli bir yönetici, beIN Sports’un CEO’su Bay Saad’a bir Türk genel müdürle çalışmalarını önermiş. Hatta bir de aday göstermiş. Bu görüş karşılık bulsaydı, anlaşmanın ve uzlaşmanın daha kolay olabileceğine inanıyordu. beIN Sports beş yıllık anlaşmanın tam ortasında. Bu sezon üçüncüyü gerçekleştiriyorlar. 2022’de yeni yayın ihalesi yapılana kadar yayın hakları onlara ait. Onlar da bu hakları kullanıyorlar.

Peki, ihaledeki düzenleme ile bu haklar karşılıklı olarak adil biçimde düzenlenebildi mi? Maalesef hayır.
Değerli meslektaşım Hüseyin Özkök, emek vererek bir araştırma yapmış. O araştırmada Türkiye ve endüstriyel liglerde (İngiltere, Almanya, İspanya, İtalya, Fransa) lig maçları yayınının nasıl düzenlendiğini anlatıyor. Burada verdiği bilgilerden teşekkürle yararlanarak özetler sunuyorum. Türkiye’de yayın ihalesi A, B, C, D paketleri biçiminde yapılıyor.

A Paketi: Süper Lig maçlarını canlı olarak yayınlamak ve uluslararası kuruluşlara pazarlama hakkına sahip olmak B Paketi: TFF 1. Lig maçlarının yayın ve isim haklarını kapsıyor. Süper Lig’deki 9 maçın geniş özeti de paketin içinde. C Paketi: Görüntülerin cep telefonu ve internet gibi mobil yayın hakları. D Paketi: A, B, C paketlerindeki tüm yayın haklarını içinde barındırıyor.

Yazının devamı...

Sen neymişsin be Caner

24 Ağustos 2019

Bu bir sistem kargaşası mı, hoca futbolcu anlaşmazlığı mı? Henüz belli değil. Ama dün Abdullah Avcı’nın geriden oyun kurarak bol pasla rakip ceza alanına çok adamla inip gol(ler) atma stratejisi oyunun ilk 40 dakikasında gerçekleşmedi. Sivas’tan ezilerek dönen Beşiktaş, taraftarıyla ilk buluşmasında aradığı coşkuyu da bulamadı. Yerli yerine oturmayan, paylaşılamayan, eğreti duran bir oyun sergiliyordu Beşiktaş. Güven Yalçın ve Oğuzhan’ın üst direği öpen vuruşları da “kısmet” ölçeğinde öfke yaratıyordu.
Bazen olmayan çözümleri hiç beklemediğiniz oyuncular gerçekleştirir. İlk yarının uzatmalarında Beşiktaş tribünlerinde homurdanmalar giderek yoğunlaşırken, hesapta olmayan bir adam, Caner Erkin çıktı sahneye. Hiç yapmadığı bir şeyi yaptı. Soldan havaya şişirerek ( genellikle stoperlere gönderdiği) topu bu defa bel hizasından, alçaktan attı arka direğe. Orada da Güven Yalçın vardı.
Ve taraftar her şeyi unutup coşkuyu yakaladı. Devre arasında sabırsızlıkla beklediler ikinci yarıyı.
Sanırım ikinci yarıda takımla Abdullah Hoca’nın istek-destek hattı da çalışmaya başladı. Umulmayan kahraman Caner, Vida’ya pas atayım derken Beto’nun dibinden, ummadığı biçimde golü atıverdi. Coşku tavana vurdu. Sonra Lens’in attığı topla buluşan Ljajiç, kendisinden beklenen incelikle Beto’yu avlayıverdi.
Üç gollü galibiyet, Beşiktaş’ın Sivas acısını elbette unutturabilir. Bunlar, telafisi mümkün kayıplar. Ama puan kayıplarından daha önemli olan takımda oyuncu kazanmaktır. O anlamda dünkü maç, skordan daha kıymetli bir kazanım sergiledi. Hiç umut vermeyen ve futbolu unutmuş görünen Oğuzhan Özyakup’un bir zamanlar oynadığı büyüleyici oyunu hediye paketi gibi açıp seyirciye sunması, Vida-Ruiz ikilisinin uyumu, Lens’in iyi niyetli gayretleri… Oynadıkça daha verimli bir grafik sergilemesi… Gary Medel’in kötü başlayıp iyiye dönen performansı… Bunlar, Burak’ın sakatlığını az hasarla geçiştirmek isteyen Beşiktaş için olumlu tablolar. Tottenham’dan gelen Nkoudou ise dinamit gibi patlayıcı bir oyuncu. Her an patlamaya hazır, heyecan verici.
Kanımca Abdullah Avcı ve Beşiktaşlı futbolcular nihayet istek ve anlayış noktasında birbirlerine daha yaklaştılar, belki de buluştular.
O zaman Caner’e, Oğuzhan’a, Ljajiç’e ve takımın tamamına alkışlar.

Yazının devamı...

Onlar ki yoktular!

18 Ağustos 2019

Vay, vay, vay!.. Ne çarpıcı bir değişim bu. Beşiktaş sadece hocayı değiştirmemiş… Her şeyi ile değişmiş, yozlaşmış, dağılmış. Takımın omurgası, takımın yıldızları olarak bellediklerimiz de kayıplara karışmış.
Yani onlar Gökhan ve Caner’se ben de Napolyon’um. O adam Ljajic’se, o çocuk Güven’se, ortalarda dolanan da Dorukhan’sa söz bitiyor. Susmak gerekiyor.
Bazı oyuncular, çoğu takımlar sezonun açılış haftalarında formsuz olabilirler. Fizik kaliteleri yetersiz olabilir. Ama dünkü Beşiktaş mevsim normallerinin dışında bir şeydi. Tıpkı Marmara’yı sele boğan, yolları nehire çeviren fırtına gibi bir şeydi. O fırtınanın gücü vardı, dağıtıyordu. Beşiktaş güçsüz ve şaşkındı, dağılıyordu.
Bunları yazarken sanmayın ki Sivasspor’u yok sayıyoruz, görmezden geliyoruz. Böyle bir saygısızlık yapmayacağız. Aksine, onlara alkış borcumuz var. Çok iyi hazırlandıkları, çok yardımlaştıkları, çok gayret ve emek harcadıkları için keyif verdiler futbol seyircisine. Oyuna saygı gösterdiler. Aralarındaki yardımlaşma da örnek alınacak güzellikteydi. 30’daki gole bakın… Gaiano’nun sola attığı topa . O topa Erdoğan’ın yaklaşımını, Ziya’nın kale ağzına kesmesini, Mert Hakan’ın muhteşem vuruşunu alkışlayın. Bu arada Medel’in topu oyuna sokarken yaptığı akıl almaz ikramla Yatabare’ye attırdığı golü de görün. Bir de Emre’nin golü.
Sivasspor Beşiktaş’ı diş macunu gibi bitirdi.
Utku gibi masum bir çocuğa yazık oldu. Kötü oynayan takımın bedelini kaleci ödedi. Victor Ruiz’e hiç lafım yok. Samimiyetle kalitesini gösterdi. Ama tek başına düzeni değiştiremeyeceğini o da biliyordu. En akıl almaz performans, Ljajic’inkiydi… Arkadaşları ondan pas, asist, oyun kurma filan beklerken, buluştuğu topların çoğuyla ceza alanına girdi. Hemen her topu kaybetti. Golü attıran değil, atan adam olma tutkusu… Ayıp ama!
Maçın hakemi de var… Mustafa Öğretmenoğlu. Fizik gücü yetersiz, koşamıyor. Olur olmaz faullerle oyunu durduruyor (kısa bir nefeslenme arası)… Gösterdiği kartlarla hem otoritesini, hem de maçın havasını bozdu. 11. dakikada Ziya’nın ceza alanında Boyd’a tekme atması, bir penaltı gerektirbilirdi. Sahi, VAR sistemi de vardı değil mi? Boyd-Samassa olayına bakalım. Çarpışma ve faul yok. Boyd topa vurdu. Kaleci o sert vuruştan etkilendi. Öğretmenoğlu, Boyd’a sarı kart gösterdi. Gereksiz. Orada yapacağı tek şey başarılı kaleciyi acilen tedavi ettirmekti. (Geçmiş olsun!)

Yazının devamı...

Sabri’nin dramı

11 Ağustos 2019

Sabri Sarıoğlu, benim için “Galatasaray’ın ruhu” olarak adlandırdığım bir futbolcu. Bir önceki yıl Galatasaray’daki hizmetini sonlandırarak Göztepe’ye gitti. Orada başarılı bir sezon geçirdi. 2017-18 sezonunun sonunda Fatih Terim’in teknik ekibinden Levent Şahin, Sabri’yle konuşarak “Sakın bir yere söz verme, seni Galatasaray’a alacağız” dedi. Sabri gelen teklifleri geri çevirerek bekledi. O söz yerine getirilmedi.
Sabri ile konuştum. Şunları söyledi: “Sonunda sezonu boş geçirdim. Kişisel idmanlarıma devam ettim. Ama boştaki adam olduğum için teklif de gelmedi. 35 yaşındayım. Tecrübem ve enerjim yeterli. Oynamak istiyorum.”
Anladığım kadarıyla UEFA Şampiyonlar Ligi kadrolarında “ocaktan yetişmiş” en az dört futbolcu zorunluluğu getirince Sabri’yi yoklamışlar. Arkası gelmemiş. Buradan dürüstçe duyurayım istedim. Sabri’nin menajeri değilim. Zaten o da kendi işini kendi görüyor.
Aslında bir dramı daha var: Galatasaray’da oynarken, Sabri ve birkaç profesyonel futbolcu için kulüp özel anlaşmayla bir kolejin dersanesini açmış Florya’da. Orada ders alıp lise bitirme sınavlarına girecekler. Merhum Özhan Canaydın döneminde, ödeme yapılmayınca kurs yarıda kalmış. Bugün Sabri antrenör kursuna da gidemiyor. Yine de kararlılıkla ve ısrarla tekrarlıyor: Hem futbol, hem diploma... İkisi de olacak!

Topal “Ada” yolcusuTopal “Ada” yolcusu
Fenerbahçe’den kalbi kırılarak ayrılan Mehmet Topal ortada mı kaldı? Hayır, hiç sanmıyorum. Dahası, Premiership’te de forma giyebilir. Diyeceksiniz ki İngiltere’de transfer kapandı! Evet, ama bonservis bedeli ödenecek olanlar için geçerli bu kural. Bonservisi elinde olan futbolcular için kapı açık. Giderse şaşırmayalım. Yolun açık olsun kardeşim!

Neyse, TRT de rahat beIN Sports da!

Yazının devamı...