Yusuf’a kapıyı devlet mi açtı?

7 Ağustos 2019

Printer değil, Yazıcı... Hayır, kimseye Türkçe öğretecek değilim... Günümüzde “printer” sözcüğü, bildiğiniz gibi “yazıcı” olarak karşılık buluyor... Bilgisayardaki bir metni, kağıda dökmek isterseniz, yazıcıya gönderiyorsunuz.
Bu defa “Yazıcı”yı gönderdik. Trabzonspor’un harika çocuğu, yuvadan yetişen süper delikanlıyı ağlaya ağlaya Lille’e yolcu ettik. Eğri oturup doğru konuşalım.. Yusuf Yazıcı, öğrendiklerini sahaya dökerek, hedefleri, hayalleri, özlemi ya da ihtirasıyla kendi tarihini yazıyor.
Bu tarihin kayıtlarına geçen bir yığın dedikodu, gerçek öykü, ayrıntı ve tartışma var...
Haydi dosyayı açalım...
Derler ki, Trabzonspor Başkanı Ahmet Ağaoğlu ve yönetimin ısrarla “göndermeme” kararlılığı, devletin kapısına da yansımış. Bir bakanımız, Yusuf’u çağırarak “Kesinlikle gitme... Trabzonspor’un senden bekledikleri var. Bir yıl daha devam et, sonra gidersin. Ama bu sevdadan vazgeç!” demiş. Sevginin ve samimiyetin sıcaklığına rağmen Yusuf’un kafası karışmış. Kişisel kariyer sorunlarının memleket meselesi haline gelmesinden tedirgin olmuş.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la iletişim kurmuş Yusuf. “Efendim, demiş, kariyerime Avrupa’da devam etmek istiyorum. Önümüzdeki sezon Şampiyonlar Ligi’nde oynayacak Lille kulübünde forma giymek istiyorum. Anlayışınıza sığınıyorum. Desteğinize ihtiyacım var.”
Futboldan gelen en önemli siyasetçi ve devlet adamı Erdoğan, böyle bir kariyer planlamasına onay vermez mi? Gayet tabii, genç Yusuf’a anlayış gösterilmesini tavsiye edebilir.

Yazının devamı...

Şimdi anlaşma vakti

31 Temmuz 2019

Kimse meraklanıp kuşkulanmasın. beIN Sports, 16 Ağustos Cuma günü başlayacak Spor Toto Süper Lig ve TFF 1.Lig maçlarını yayınlamaya devam edecek.
Anlaşacaklar, ya da anlaşacaklar. Anlaşabilmeleri için TFF (ve Kulüpler Birliği) ile beIN Sports’un öncelikle birbirlerini anlamaları gerek.
Bugüne kadar birbirlerini anlayabildiklerini sanmıyorum. Kuşkusuz, her iki taraf da gerçekleri görüyor. Anlıyor. Ne var ki masaya oturduklarında empati yapmıyorlar. Birbirlerini anladıklarını göstermiyorlar. Bildiğim kadarıyla masaya oturanlar mimiksiz “poker face” suratlarıyla hiç sinyal vermeden kulaklarını da fazla açmadan sadece kendi zor koşullarını dile getirip farklı anlaşma modelleri sunuyorlar. Her iki taraf da bu modellerde ısrar ediyor.
Bugüne kadar uzayan tartışmalar ve pazarlıklar sonuç vermedi. Alacaklarını tahsil edemeyen kulüpler, zararı önleyemeyen beIN Sports henüz ortak noktayı bulup el sıkışabilmiş değil.
Şansal (Büyüka) dün “dobra dobra” açıkladı yayıncı kuruluşun sıkıntılarını. Küçük gibi görünen, yayın içeriğini de kalitesini de düşüren, saygı ilişkisinden uzak tavır ve davranışlar beIN Sports’u kimseyi memnun edemez hale getirdi. Kulüpler,teknik sorumlular ve oyuncular içeriğe gereken katkıyı sunamadılar. Bu arada yayın hakları da ihlal edildi. Yayıncının zararı, 2 milyar TL’ye yaklaştı. Bu kaçak yayınlara karşı önce devletin, sonra da federasyonun geç kaldığını, önlem almaları gerektiğini düşünüyorum. Yasa dışı bahisçilere karşı keskin önlemler alınırken, aynı duyarlılık yayın korsanlığında da gösterilmeli.
Kulüplere bakarsak... Onların da haklı olduğu konular var. En başta ödemeler... Yayıncı kuruluşun ABD Doları/TL günlük kurdan ödemesi gereken yüzde 50 konusunda anlaşamıyorlar. Kur tartışmalarının dışında geciken hak edişler de söz konusu. Doğal olarak bazı programlardaki yorumlardan ve haberlerden de şikayetçiler. Ama bu konu çözümsüz değil.
Süper Lig başlarken, yıllık yayın ücreti 500 milyon doların yüzde 25’inin, 125 milyon doların acilen ödenmesi gerekiyor. Öte yandan geçen sezon beIN Sports’un uğradığı zarar 700 milyon TL. (Bu kadar büyük zarar bir çok işletmede dükkan kapatır. Ama beIN Sports, hala çözüm peşinde. Bu iyi niyeti de görmek gerekir. Bu arada genel olarak tv yayıncılığının eski cazibesi de giderek azalıyor. Uzman arkadaşların analizlerini okumakta yarar var.)

Yazının devamı...

Oğuzhan’a Ozan örneği

24 Temmuz 2019

İki futbolcunun yaşadıklarını duyarlı bir tanık olarak izliyorum. İkisi de çok değerli oyuncular. Futbol dünyamızda değerleri, yetenekleri ve gelecekte vaadettikleriyle genç yaşta iyi yerlere gelmişler.

Ozan Tufan ve Oğuzhan Özyakup’u ibretle izlemeye devam edelim.

Fenerbahçeli Ozan Tufan, Aykut Hoca döneminde (2017-18) hem kilo verdi, hem de vücudundaki yağ oranının yüksekliğinden doğan fiziksel sorunlardan kurtuldu. Futbol oynamak için daha güçlü ve daha formda bir yapıya dönüştü. Sonra ne olduysa oldu. Bilmiyoruz. Aykut Hoca ile arasında disiplin sorunu iddiaları seslendirildi. Kendisine bakmadığı, kariyer planlamasına uygun bir yaşam biçiminden uzaklaştığı anlatıldı. Daha radikal uygulama ise Ozan Tufan’ın takımdan dışlanması, antrenmanlarını U 21 kadrosunda sürdürmesi oldu.

Bu duruma itiraz ettim: Ozan Tufan’ın yılkı atı olmadığını belirterek, kaybedilmemesi gerektiğine dikkat çektim.
Neyse ki ara transfer döneminde Alanyaspor’a kiralandı. Orada Sergen Yalçın’ın daha iyi bir iletişim dili kurmasıyla, halden anlaması ve çıkış yolunu göstermesiyle kendine geldi. Harika bir dönüşün kahramanı oldu. Fenerbahçe’nin hazırlık maçlarını izlerken takıma katkı adına yaptıklarını, yapmak istediklerini keyifle izliyorum. Geçen yıl kulübünden ayrılıp sonu bilinmez Avrupa macerasına hazırlanan Ozan’ın şimdi kalmaya kararlı olduğunu görüyoruz. Ersun Yanal’ın ona “dokunduğunu” da anlıyoruz. Daha fazlasını yapabileceğini düşünüyoruz.

Ozan Tufan örneği, bana Oğuzhan Özyakup’u hatırlattı. Oğuzhan, biliyorsunuz, Beşiktaş’ın hızlı değişiklikler yaşanan kadrosunda bir takım kaptanından beklenen istikrarı devamlılığı bir türlü yakalayamadı. Zaman zaman arkadaşları ve hocasıyla sıkıntılı durumlara düştü. Adeta depresyon geçiriyordu. Bu arada sağlığı ile ilgili abartılı iddialar da ortaya atıldı. Oğuzhan bu durumla mücadele ederken, takım taraftarlarından da beklediği desteği göremedi. Şenol Hoca’nın Oğuzhan’a sık sık “Senin sürekli oynaman lazım. Gerekirse bir kulübe kiralık git” dediğini de duydum.

Her neyse... Şimdi Oğuzhan Özyakup için kariyerinde yeni bir dönüşüm noktası oluşabilir. Henüz 26 yaşını doldurmayan Oğuzhan, Abdullah Avcı’nın güvenini kazanıp formayı kaptığı takdirde inanırım ki sezon boyunca başarılı olabilir.

Hayır, daha farklı bir durum varsa... Oğuzhan’ı örneğin Malatyaspor’a kiralık göndermek, hiç de akıl dışı bir karar sayılmaz. Malatyaspor UEFA Avrupa Ligi için eleme oynayacak Sergen Hoca ve tecrübeli futbolcu Oğuzhan Özyakup, Lubliana sınavında takıma önemli katkılar sağlayabilir. Bazı futbolcular, kısa süreli hava değişimine gittiklerinde daha sağlıkla dönüş yapma şansını yakalayabilir.

Yazının devamı...

beIN Sports: Ya devam, ya devam!

17 Temmuz 2019

Tam anlamıyla “Cehennem Sıcağı” yaşanıyor. Yakıcı ateşi körükleyen sadece Temmuz ayı ortalamaları değil. Bir yandan yürürlüğe giren Lisans Talimatı, öte yanda TBB ile yapılan “Yapılandırma” anlaşmaları biraz nefes alma fırsatı yaratıyorsa da harareti yükselten önemli bir sorun daha var:
beIN Sports Yayın Anlaşması…
Anlaşma, en kısa yoldan açıklanabilecek biçimde “anlaşmazlığa” dönüşmüş durumda.
beIN Sports, 500 milyon ABD Doları + KDV ile imzaladığı yayın anlaşmasına göre kulüplere her yıl ödemesi gereken ücretin yarısını TL/Dolar sabitlenmesiyle (3.80) ödüyor. Asıl sorun, son kur artışlarıyla sıkıntı yaratan öteki yüzde ellide. Yayıncı Kuruluş, güncel döviz kuruyla yapılması gereken bu ödemenin koşullarını değiştirmek, bu bölüm için de TL/Dolar kurunda bir sabitleme yapmayı öneriyor. Kulüplerin böyle bir anlaşmaya yanaşmamaları toplantıları uzatıyor, tartışmaları sürdürüyor.
Yayıncı Kuruluş’a bakarsanız, beklenenden daha az dekoder satışı, abone sayısındaki düşüş, kurda beklenmeyen artışlar ortaya “zararlı bir ilişki” çıkarmış durumda. Öte yandan reklam ve sponsorluk gelirleri de beklendiği gibi değil.
Kulüpler Birliği Vakfı ile beIN Sports temsicileri, henüz bir anlaşma zemini bulabilmiş değiller. İki taraf da kendi görüşünde ısrar ediyor. Türkiye Futbol Federasyonu ise ailenin büyükbabası konumunda. Her iki tarafın “haklı” görüşlerini dikkate alırken, 100 yıla yakın bir geçerliliği olan ekonomik mesajı tekrarlıyor: “The Show Must Go On!”… “Gösteri devam etmeli!”
Tamam, naklen maç yayınları dediğimiz büyük gösteri devam etmeli de… Nasıl olacak?

Yazının devamı...

MHK ve Alp: Doğru gemi, eğri sefer

10 Temmuz 2019

TFF Başkanı Nihat Özdemir’in MHK konusundaki tavrı, 1 Haziran’daki seçimden hemen sonra değişti. O güne kadar Sabri Çelik başkanlığındaki MHK’dan memnun olduğunu söyleyen ve yeni dönemde de kendileriyle çalışacaklarını sık sık dile getiren Özdemir, seçimin üzerinden 1-2 hafta geçince Zekeriya Alp’le çalışmak istediğini belirterek, kurul üyelerinin motivasyonunu bozdu. Tam da yeni sezon hazırlıklarının ortasında adeta şoka uğradılar.
Beklendiği gibi, Zekeriya Alp, 5 yıllık bir aradan sonra yeniden MHK Başkanlığı’na getirildi.
Neresinden başlamalı? Öncelikle şunu belirtmekte yarar var: Spor yönetiminde federasyonların ve kurulların işbaşına getirilmesi süreci, genel kurullarda önceden kabul gören adaylıklarla başlıyor. Hemen hemen her federasyonda tek adaylı seçimlerle başkanın belirlenmesi o kadar zor değil. Asıl zorluk, yönetim kurulunun oluşturulmasında... Daha da büyük zorluklar ise kurulların belirlenmesinde ortaya çıkıyor.
Güce ortak olmak, iktidarı paylaşmak, sadece siyasetin değil, sporun da doğasında yer alan önemli bir gelenek. Bu geleneğin ne kadar yararlı, ne kadar zararlı olduğunu yıllardan beri tartışıyoruz. Ama bir sonuca vardığımız da söylenemez! O nedenle TFF Başkanı Özdemir’in MHK konusundaki kararı bana pek sürpriz gibi gelmiyor. Başkan, kurullarını belirlerken, en çok şikayete neden olan hakemler konusunda da mutlaka çeşitli çevrelerin baskısı altında kalmış olabilir.
Zekeriya Alp’le ilgili olarak söyleyeceğim en önemli şey biraz değiştirip “Doğru gemi, eğri sefer” deyişidir. Evet, yeni MHK Başkanı ile ilgili olumsuz tek sözcük bile söyleyemeyiz. Beş yıl önce bıraktığı ilk çalışma döneminde de yanlışları olmuştur, yeni dönemde de olacaktır. Bunlar Zekeriya Alp’in temiz kişiliğini ve ideallerini hiçbir zaman etkilemez. Eleştiri görevimizi yapar, geçeriz.
Sabri Çelik-Mustafa Çulcu ikilisi, geçen dönem MHK’da çok önemli kararlar aldılar. Süper Lig’in 25 hakemiyle A klasman hakemlerini birleştirerek 43 kişilik yeni bir liste oluşturdular. Hepsi de VAR sistemi için zorunlu eğitimlerden geçti. Aralarında çok başarılı sinyaller veren gençlerin de önünü açtılar. Daha da devam edeceklerdi. Ama beklemedikleri “değişim” kararı şok yarattı. O ekipten biri, “Bu işleri düzeltmek için biz düzenimizi bozduk. Hayatımızı yeniden programladık, çok emek verdik, çaba sarfettik” dedi, “Yapılan bu değişiklik haksız bir karara dayanıyor. Artık Federasyon’a hakkımı helal etmiyorum!”
Helalleşme kültüründe bu sözlerin ne kadar önemseneceğini bilmiyorum. Şunu da söylemeli ki, Zekeriya Alp’in bu kulislerle en küçük ilgisi yok. Beş yıl önce nerede bıraktıysa, orada duruyor: “Bu işe başlarken üç hedefim var: 1. Adil ve dürüst olmak, 2. İlkeli işler yapmak, 3. Hatır gönül işlerinden uzak durmak!”

Yazının devamı...

Emre’nin dönüşü: İyi proje

3 Temmuz 2019

Emre Belözoğlu sosyal medyadan sarı-lacivertli formayla sesleniyor: Yuvama döndüm!

Seslenen adam 38 yaşında. Eylül’de 39’a girecek. Bu yaşta futbol oynamak o kadar kolay değil. Her zaman özel çalışmalar yapmak, kalp akciğer kapasitesini en yüksek düzeyde tutmak, fiziksel, zihinsel ve ruhsal bakımdan güçlü olmak gerek. Emre Belözoğlu, Başakşehir performansıyla takım arkadaşlarından pek de geride kalmadığını gösterdi. Dahası, Başakşehir, Emre Belözoğlu ile daha çok top kazanan ve kullanan bir takıma dönüştü. Bazıları, yaşı ve düşen temposuyla oyunu ağırlaştırdığını öne sürse de Belözoğlu, sahada topla her buluşmasında oyuna pozitif katkılar sağladı.

Emre Belözoğlu, Fenerbahçe’den iki kez ayrıldı. Hatırlayalım, ilki 2012-13 sezonunda Aykut Kocaman’la düştüğü anlaşmazlık sonucu Atletico Madrid’e gitmesiydi. Oradan, aynı sezon içinde geri döndü. İkinci ayrılığı (2015-16) ise tam anlamıyla bir travmaydı. Dönemin başkanı Aziz Yıldırım’ın oğlu ya da gözdesi olarak bilinen Kaptan, yeni sezonda düşünülmediğini internetten öğrendi. Sportif Direktör Terraneo ile görüşmesinde de hayal kırıklığı yaşadı: “ Yönetim seni istemiyor.”

Bu travmanın Emre Belözoğlu’nda yıkıma yol açması, tükenişe neden olması beklenebilirdi. Öyle olmadı. Başakşehir Başkanı Göksel Gümüşdağ ile dönemin teknik direktörü Abdullah Avcı, birlikte sahiplendiler, desteklediler. Takımda ona ihtiyaç olduğunu gösterdiler. Aklı, tecrübesi, heyecanı ve futbol bilgisiyle beklenenlerin tümünü başarıyla karşıladı. Travmayı çabuk atlattı. Kendini yeniledi. Rakip oyuncular ve hakemlerle ilişkilerini çatışmadan uzlaşmaya dönüştürdü. Medyada daha olumlu, dingin ve saygın bir yer edinmeye çalıştı. Salt bu nedenle sadece genç futbolculara değil, tüm gençlere örnek başarı öyküsü sundu.
Aziz Yıldırım’ın Ali Koç’la yarıştığı son kongreden önce “Futbolu bıraksaydı, Emre Belözoğlu’nu yönetime almak isterdim” dediğini hatırlıyoruz.

Emre Belözoğlu Fenerbahçe’ye sadece kramponuyla değil, kravatıyla da hizmet edebileceğini herkese gösterdi. Dünkü anlaşma kulübe mal olmuş kişiliğiyle hak ettiği bir ödüldür.

Emre Belözoğlu’nun Fenerbahçe’ye dönüşü, geçen yıl faul yapmayı bile beceremeyen (!), oynadığı kötü futbolu değiştiremeyen, geriye düştüğünde teslim olup susan takıma, özlenen ruhun iadesidir. Fenerbahçe kavgacı, oyunbozan, geçimsiz ve edepsiz bir takım olmayacaktır ama, Emre ile isyan etmeyi bilecektir. Sus pus teslimiyetine düşmeden, reaksiyon gösterecektir. Dileyenler, Emre Belözoğlu’nun yılda kaç maç oynayacağını tartışadursun, kendi adıma tüm sezon boyunca çok değerli katkılarda bulunacağına inanıyorum. Kamplarda, yolculuklarda, takım içi sosyal ilişkilerde, antrenmanlarda ve maçlarda bu katkının ne kadar önemli ve değerli olduğunu hep birlikte göreceğiz.

Belözoğlu, futbolu bıraktıktan sonrası için de kendini hazırlıyordu. Katıldığı kursa ve seminerleri biliyorum. İnter, New Castle, Atletico Madrid deneyimleri, orada kazandığı dostluklar ve uluslararası ilişkilerde tanınan biri olması, en az iki yabancı dil bilmesi gelecek adına iyi bir şans göstergesidir. Fenerbahçe’nin futbolunda sportif direktör, menacer ya da herhangi bir unvanla görev alması kimseyi şaşırtmamalıdır.

Yazının devamı...

Şimdi karar zamanı

26 Haziran 2019

Yarın… Ya da en geç Cuma günü TFF’nin yeni Kulüp Lisans Talimatı, Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girecek.
Transfer rüzgarlarının yönünü değiştiren UEFA’nın “Önce sat, sonra al” dayatmasıyla zor durumda kalan kulüplerin tek çıkar yolu: Yapılanma.
Yapılanmanın ön koşulu bilançoların tamamlanmasıydı. O iş bitti. Kulüp Lisans Talimatı ise akçalı konuları disipline eden, ihlal halinde lige katılmayı engelleyebilecek yaptırımlarla dolu . Talimatın yayınlanmasıyla Türkiye’nin UEFA statüsüyle uyumlu yapısal değişiklik süreci de tamamlanmış olacak.
Çok hızlı bir trafik söz konusu. Bürokrasideki tıkanıklıklara, zamanı aşındıran uygulamalara alışmış bir kültürün yadırgayacağı tablolar bunlar.
O hızlı trafiğin içinde “Yapılandırma”nın iki aktörü TBB Başkanı ve TC Ziraat Bankası Genel Müdürü Hüseyin Aydın ile Denizbank Genel Müdürü Hakan Ateş’in dün birlikte TFF Başkanı Nihat Özdemir’i ziyaretleri de vardı. Bu buluşmada karşılıklı anlayış ve empatiyle bazı konularda uzlaşmaya varılabildiğini düşünüyorum. Ayrıntıları kısa zamanda öğreniriz. Şu kadarını söylemeliyim ki “Yapılandırma”nın merkezindeki TC Ziraat Bankası ile yıllardan beri kulüplere finansal destek sağlayan Denizbank’ın çözüm için attıkları adımlar çok etkili. Bu adımların en önemli sonucu Fenerbahçe ile Trabzonspor’un UEFA Avrupa Ligi’ne katılabilmesi olacak. UEFA koşullarının yapılandırma ile yerine getirilmesi için artık günler değil, saatler var. Son gün 30 Haziran 2019… Ya bitecek ya bitecek.
Gençlik ve Spor Bakanı M.Muharrem Kasapoğlu ile TFF Başkanı Nihat Özdemir Pazartesi günü Nyon’da UEFA Başkanı Alexander Ceferin’i ziyaret ediyorlar. Toplantıda UEFA İcra Kurulu üyesi ve TFF Başkan Vekili Servet Yardımcı ile Genel Sekreter Kadir Kardaş da var. Sadece bir nezaket ziyareti değil bu. Her iki tarafın hukukçuları da görüşmede yer alıyor. Fenerbahçe ile Trabzonspor’un UEFA Avrupa Ligi’ndeki kaderini belirleyecek. Bu karar, UEFA İcra Kurulu’ndan önce “denetleme” konusunda 9 üyeli yargıçlar kurulu FCBC’nin olumlu görüş vermesine bağlı.
Ayrıntılar arasında pas geçmememiz gereken iki gerçek var:

Yazının devamı...

Ya özel fon, ya acı son

19 Haziran 2019

Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) ile Türkiye Bankalar Birliği (TBB) tarafından oluşturulan “yapılandırma” projesi, ağır aksak da olsa uygulama aşamasına geçmiş durumda. Beşiktaş, Fenerbahçe ve Trabzonspor kulüpleri, masada alacakları kredi için faiz oranları, ödemesiz süreler ve vade konusunda anlaşmaya çalışıyorlar.
Yapılandırma aşamasında TC Ziraat Bankası’nın önerdiği krediler için normal piyasa faizi (20-25) isteniyor. Vade 10 yıl... Üç yılı ödemesiz. Gelir gider dengesizliğiyle borç sarmalına yakalanan kulüpler şimdi inanılmaz bir kıskacın ağzına gelmiş durumda.
TFF Yönetim Kurulu tarafından onaylanan Kulüp Lisans Talimatı’nın 30 Haziran’a kadar yayınlanması ve yürürlüğe girmesi gerekiyor.
Gecikme söz konusu bile edilemez. İki kulüp, Fenerbahçe ve Trabzonspor, bilançolarını açıklayarak UEFA ile yaptıkları “Finansal Fair Play” görüşmelerinde 30 Haziran’a kadar borçlarını yapılandırma sözü verdiler. UEFA, TFF’ye gönderdiği yazıda da sözler yerine getirilmezse, Fenerbahçe ve Trabzonspor’u kendi organizasyonlarına (Şampiyonlar Ligi/Avrupa Ligi) almayacağını bildirdi.
Vakit ve nakit böylesine daraldığında spor medyasında yer alan bazı transfer manşetleri de “ayran ve tahtırevan” örneği ironik yorumlara yol açıyor.
Yeniden “yapılandırma”ya dönersek... Beklendiği kadar rahatlama sağlanıp sağlanamayacağı tartışma konusu. Üç yıllık ödemesizlik olanağı “kendi dönemini kurtarmak” kaygısındaki başkanlar için tam anlamıyla nefes alma fırsatı sunuyor. Peki sonrası? Ödemeli son yedi yıl için yorumlar farklı. En önemlisi, yıllık 600 milyon TL geliri olan herhangi bir kulübün, yüzde 90 borç ödemesi, sadece yüzde 10’luk (60 milyon TL) harcama yapması öngörülüyor.
Bu bilgilerin ışığı altında TBB Başkanı ve TC Ziraat Bankası Genel Müdürü Sayın Hüseyin Aydın’ı aradım. Henüz ulaşamadım. Sayın Başkan bizi bilgilendirirse, seviniriz.

Yazının devamı...