Bu fikstür yanlış!

Uğursuzluk nerede?


     Türkiye Ligi'nin artık gevşeyen "şampiyonluk düğümü", hafta sonunda İnönü'deki derbi ile çözülecek. Belki de son haftaya sarkacak.
     Beşiktaş'la Galatasaray arasındaki soluk soluğa yarış, fikstürün de katkısıyla derbiyi "final" havasına soktu. Gerçi aradaki beş puanlık fark, düğümü gevşetti, gerilimi azalttı ve finali fırtına şiddetinden meltem esintisine dönüştürdü ama, yine de her şey bitmiş değil... Yine de her şey olabilir!
     Sırası gelmişken, şu fikstüre dikkat çekmek istiyorum. Herşeyden önce, Beşiktaş'la Galatasaray'ı 17. ve 33. haftalarda buluşturmak büyük bir hatadır.
     Düşünün, lig sadece derbilerden oluşan üçlü ya da dörtlü turnuva değil... Adı üzerinde lig, takımlar birliği yani... Tüm takımların birbiriyle mücadelesinden oluşan en büyük futbol organizasyonu... Siz her iki yarıda, sondan bir önceki haftaya böylesine bir derbi koydunuz mu, yıllanmış istatistikleri de göz önüne alırsak, koca sezonun emeklerini, ümitlerini, başarılarını, bir maça düğümleyip ligi kupa haline getirmiş olabilirsiniz. Bu, her iki takıma karşı yapılmış peşin bir haksızlıktır.
     
     Adaletsizlik !
     Biliyorum, fikstürü hazırlayan deneyimli dostlar, Şampiyonlar Ligi, UEFA Kupası, milli maç takvimini de dikkate alarak, önceden belirlenmiş numaralarla büyük takımları, aynı kentin takımlarını, özel olarak seçtikleri haftalarda buluşturuyorlar. Bunun yararlı sonuçları da görülüyor. Ama Beşiktaş - Galatasaray maçı, öylesine telafisi imkansız bir haftaya yerleştiriliyor ki, iki takım adına da adaletsizlik ! Hadi bu yıl kördüğüm oluşmadı, Beşiktaş büyük bir avantajla maça başlayacak. Peki ya kördüğüm olsaydı, kaybedecek olanın yerine koyun kendinizi, yazık değil mi! Daha erken ve daha uygun bir haftaya yerleştirilseydi şu derbi, kaybedecek olanın puan açığını giderme şansı olurdu en azından...
     Önümüzdeki yıl, sadece derbileri değil, Avrupa kupalarında ülkemizi temsil edecek zirve takımlarının tümünü, dikkatli bir fikstürle uygun haftalara yerleştirmek gerekir. Bu yıl yaşadığımız deneyimin geleceğe dönük en önemli dersi budur...
     Pazar günü İnönü Stadı'ndaki buluşmanın, skor tabelası ötesinde benim açımdan en önemli yanı, asırlık dostların sportif bir gelişmişlik sergileyip sergileyemeyeceğidir. Ev sahibi Beşiktaş Jimnastik Kulübü, tüm heyecanına rağmen Galatasaray'ı dostça karşılamalı, bir avuç seyircisine, yöneticilerine ve futbolcularına hak ettikleri sevgi ve saygıyı göstermelidir.
     Skorlar her zaman değişir. Kazanan - kaybeden her zaman olacaktır.
     Şampiyonluklar her yıl yenilenir, kısa ömürlüdür.
     Dostluklar ama... Ölümsüzdür!
     
     Bu taze öyküyü basketbolcu dostlar anlattı, ben de aktarıyorum...
     Fenerbahçe - Galatasaray arasındaki play off serisini hatırlayacaksınız...
     Durum 2 - 1 Galatasaray lehine ve taraflar seriye devam ediyorlar... Başkan Aziz Yıldırım ile Asbaşkan Mahmut Uslu, üçüncü maç için Abdi İpekçi Spor Salonu'na gidiyorlar. Tam kapıdan içeri girecekleri sırada Başkan, Asbaşkan'a dönüp, "Yahu Mahmut, diyor, şimdi içeri gireriz, takım yenilir, herkes bizim uğursuzluğumuza yorar... Ben vazgeçiyorum!... Hadi dönelim!"
     Dönüp televizyondan izlerler maçı... Fenerbahçe, ezeli rakibini yenip 2 - 2'lik eşitliği sağlayınca Aziz Yıldırım, Mahmut Uslu'ya döner "Bak, gördün mü!.. Nasıl da kazandılar... Demek ki uğursuzluk bizdeymiş kardeşim... iyi ki kapıdan dönmüşüz!"
     
     Gerçek öykü
     Yüzde yüz Aziz Yıldırım anlatan gerçek bir öykü size... Hiçbir şey başkanın duygusallığını ve Fenerbahçe sevgisini bu kadar sıcak anlatamaz...
     Düşünün, Fenerbahçe için milyonlarca doları harcayan insan, bir yandan da ayağının uğurunu test ediyor... Haksızlık bu!
     Asıl uğursuzluk, kapıda bekliyor oysa... Basketbolu TRT aracılığıyla yaşama döndüren devlet desteğinin, önümüzdeki yıl kesileceğini duydum...
     Bekleyip görelim.
     
     Mircea Lucescu ile Fatih Terim'in adları yine yanyana konup terazi kefelerine yerleştiriliyor... Ligin ilk yarısında olduğu gibi, son derbi öncesinde de iki teknik adamın tartıları yapılıyor.
     Sanki halter barının altında, aynı kiloları kaldırmaya çalışan iki halterci... Ya da her şeyi ile eşit koşullar altında 100 metre finalinde start alacak iki sprinter gibi görülüyorlar...
     Olayları magazinleştirmek, istatistik haline dönüştürmek ya da grafiklerle anlatmak her zaman gerçeği yansıtır mı ? Hiç sanmıyorum...
     Fatih Terim de, Mircea Lucescu da antrenörlük mesleğinin iki başarılı örneğidir. İkisinin çalışma koşulları, kadroları birbirinden farklıdır. İkisi de başarıyı farklı üsluplarla, farklı taktiklerle ararlar. Aradıklarını da bulmuşlardır bugüne kadar. Vizyon geliştirmişler, derinlik kazandırmışlardır futbola...
     
     Alçakgönüllülük
     İkisi de başarılıdır.... İkisi de takımlarını, UEFA Şampiyonlar Ligi'ne sokmakla, kendilerinden bekleneni gerçekleştirmiş olacaklardır.
     Biri şampiyon oldu, öteki de kaybetti diye - artık her kim olacaksa - başarılı - başarısız ayrımı yapamayız, yapmamalıyız!
     Terim'in kendisini başarısız ilan etmesi, olsa olsa alçakgönüllülük, özveri ya da - Adanalılık kültürüne dayalı - bir delikanlılık ifadesidir. Yıl içinde yaptığı onca yanlışa, yap boza çevirdiği takım kurma organizasyonuna rağmen, Galatasaray hâlâ şampiyonluğun ortağı ya da Şampiyonlar Ligi takımıysa, bunun adı başarısızlık olabilir mi ?
     
     Nihat Kahveci, Recreativo Huelva'ya attığı şık golle Real Sociedad'ı İspanya Ligi'nde zirveye çıkarırken, gol sayısını da 20'ye yükseltti... Bugüne kadar dönem dönem Avrupa liglerinde forma giyen Türk futbolcularının içinde - en azından istatistik anlamında - en başarılısı elbette Nihat Kahveci!
     Bu başarının dikkatli değerlendirilmesinde yarar var:
     Öncelikle Nihat, Beşiktaş'tan transfer edilirken santrfor kimliği taşımıyordu. Onun bu özelliğini biz keşfedemedik. Genç Fransız antrenör Denouix, hücuma dönük kanat ya da orta alan oyuncusundan Avrupa'nın en iyi liginde en iyi golcülerden birini buldu.
     
     Üç Türk
     Real Sociedad'da üç Türk futbolcu forma giydi bugüne kadar... Tayfun Korkut, Arif Erdem ve Nihat Kahveci...
     Tayfun Korkut, Avrupa kültürüne, yerel yaşam biçimine tam anlamıyla uydu, iyi ve kötü günlerinde profesyonelliğine toz kondurmadan görevine devam etti.
     Arif Erdem, bunalıma girdi... El üstünde tutularak geldiği San Sebastian'dan İstanbul'a dönmek için adeta yalvardı... Yeni kulübüne uyum sağlamak için yeterince gayret göstermedi...
     En gençleri Nihat'tı... Önce gitmemek için direndi. Sonra kendine güvendi, Tayfun'un rehberliğinden yararlandı, aklını kullandı ve zirveye tırmandı...
     Nihat Kahveci, Hasan Şaş ve Rüştü Reçber dahil, Avrupa'ya valiz hazırlayan Türk futbolcuları için çok sağlam bir örnektir... Anlamakta yarar var!
     
     
     


SPOR


DAUM İPLERİ KOPARDI
At yarışları
Avrupa Ligleri
SON SÖZ ÜLKER'İN: 92-91
2. LİG puan durumu
DENGELER ALT ÜST
Kızlar zirvede: 3-1
ELLERİNDE ÇİÇEKLER
HERKES HOROZ
Ve fatura Vardar'a!
TRANSFERDE TOP SÜMER'DE
BEN ÖZGÜRÜM
Start 8 Ağustos'ta
Çalımbay, Katar yolunda
Elber'den yeşil ışık
Final gecesi
Haber turu...
Bu fikstür yanlış!