Prag rüzgarları

Prag rüzgarları


Prag rüzgarları Geçen hafta Slavia Prag - Beşiktaş maçından önce Avrupa’nın kuşkusuz en güzel kentlerinden biri olan Prag’ta görsel ve zihinsel turlar attım. İlk durağımız, ünlü saat kulesinin bulunduğu meydandı. Kuledeki saat, benzerini Viyana’da gördüğümüz gerçek bir sanat eseriydi. Her saat başı kral ve kraliçe heykelleri saray penceresinden halkı selamlıyor, bu arada bir iskelet de çanı çalıyordu. Bazı arkadaşlar, bunun Türk barbarlığını temsil ettiğini söylediler. Ben başka türlü yorumladım; Her saat başı ölüme biraz daha yaklaştığımızı düşündüm.
Kulenin tam karşısında ünlü Milena Kafe.. Çeklerin öldükten sonra ünlenen yazarı Franz Kafka ‘nın sevgilisi Milena ‘ya ithaf edilen romantik bir mekan. Duvarlarda Kafka ‘nın yazılarından, şiirlerinden kopyalar. Kafka döneminden tablolar. Çek futbolu şimdilerde eski gücünde değil. Ama Çek yazarları her zaman başımın üzerindedir benim için.

O kadar kıymetliyse...
Şu günlerde savaşı konuşuyoruz ya, Bohumil Hrabal ‘ın "Çok Sıkı Kontrol Edilen Trenler" ini anımsadım durup dururken. Alman işgalcileriyle çatışırlar romanın bir yerinde. Yaralı Alman askeri, acıyla haykırmaktadır; "Ah anacığım!. Kıçım yanıyor kıçım!" Genç direnişçi, ona unutamayacağı şeyler söyler, bunun üzerine; "O kadar kıymetliyse, burada işin ne? Otursaydın ya kendi ülkende kıçının üstüne!"
Prag’ta futbol nedeniyle turluyoruz ya. İşte size Çek edebiyatının ölümsüzlerinden Jaroslav Hasek ‘in "Aslan Asker Şvayk" bitmemiş romanından bir pasaj; "Polis ve müfettiş baskısından hepimiz yılmıştık. O nedenle bizim birahaneye ne zaman polis ya da müfettiş girse, tanıdık - tanımadık herkes, hararetli bir futbol tartışmasına tutuşuyor, böylece hepimiz takibattan kurtuluyorduk!" . Bizim 68 kuşağı, ilk gençlik yıllarımızda çok haksızlık etmişiz futbola. Toplumu afyonluyor, diyerek. Oysa Hasek’in öyküsündeki gibi futbol bazen de baskıcı rejimleri uyutabilir.

Güzelim Vera
Futboldan spora. Benim spor dünyasındaki en büyük kraliçem Vera Caslavska idi. Mexico 68’in 7 altın madalyalı dünyalar güzeli cimnastikçisi Caslavska . Olimpiyat oyunları sırasında Çek atlet Odlozil ‘le Meksika’da evlenmişlerdi. Bir oğulları oldu. Vera , siyasete atılıp spor bakanlığına kadar yükseldi. Çek Olimpiyat Komitesi Başkanlığı’na seçildi, ama kaderi kararıverdi birden. 1992’de oğul Odlozil babasını öldürdü, hapishaneye düştü. Bir süre sonra Cumhurbaşkanı Havel tarafından affedilerek serbest bırakıldı. Güzelim Vera hayattan koptu. Çek meslektaşlarım, şimdi psikolojik destekle hayatta tutulmaya çalışıldığını anlattılar bana. Üzüldüm.. Vera Caslavska ‘yı anılarımda, o en güzel ve mutlu haliyle cimnastik parandeleri atarken yaşatmaya karar verdim !
Sahi..Biz oraya futbol için gitmiştik değil mi? Evet gittik ve Beşiktaş’ın 28 maç unuttuğu yenilgiyi Prag’ta yeniden keşfettik. Tıpkı yaşamın renkleri gibi. Beyazdan siyaha, siyahdan beyaza hepimizin renk renk öyküleri var. Prag’dan derlediklerim, şimdilik bu kadar!.

Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü’nde beklenen görev değişikliği nihayet gerçekleşti. Teşkilatın içinden yetişip zor dönemlerden başarıyla çıkan, sporu desteklemek için önce kendi bürokratları ve sonra da siyasetçilerle savaşan Kemal Mutlu , yüzünün akıyla görevinden ayrıldı. Öncekiler gibi yargıya başvurma gereğini duymadı, boynunu bükmeden, eğilip kıvrılmadan adam gibi devir teslimle.
Mehmet Atalay’ın göreve getirilişine bazı meslektaşlarım erken tepkiler gösterdi. Bu atamanın siyasi öncelikler taşıdığını öne sürdüler. Elbette siyasal iradeyle oraya geldi ama, sapına kadar spor adamıydı. Spor yazarlığını dürüstçe yaptı. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ndeki Spor A.Ş Genel Müdürlüğü sırasında işine siyaset karıştırmadı. Atalay’ın spor teşkilatına etkinlik ve dinamizm kazandıracağını düşünüyorum. Eski meslektaşımızın yüzümüzü karartmayacağına inanıyorum..

Hafta sonundan beri kara habere abone olduk. Tamer Kaptan ‘ın ölümünü duyduk önce. Türk futbolunun çağdaşlaşması için az emek sarfetmedi. Galatasaray’dan Gençlerbirliği’ne kadar hemen her kademede antrenörlük yaptı. Arada değişen bütün oyun formasyonlarına inat, Tamer Kaptan 4 - 4 - 2’den asla vazgeçmeyen bir futbol adamıydı.
Galatasaray - Malatyaspor maçının başlama vuruşundan önce saygı duruşu yapılmasını bekliyordum. TV’de göremedim, üzüldüm. Sadece o maçta değil, maçların tümünde onun için ayağa kalkıp susmalıydık. (Saygı duruşu kültürümüz de o kadar sağlam değildir ya, neyse!)
Erkan Yanardağ, 60’lı, 70’li yılların profesyonellik örneklerinden biriydi. Beşiktaş ve Trabzonspor formalarını giydi. Tekirdağ’da aylardır sürdürdüğü yaşam savaşını kaybetti.
... Ve Güven Önüt. Beşiktaş tarihinin ilk gol kralı. Milimetrik çalımların, artistik gollerin efendisi. Rahmetli Metin Oktay , 38 golün tacıyla Palermo’ya giderken tahtını Güven Önüt ‘e bırakmış. "Attığımın yarısıyla bile kral olur!" demişti. 38 / 2 = 19. Evet, Güven Önüt 19 golle gol kralı olmuştu. Üçüne’de Tanrı’dan rahmet dilerim. Sonsuzluk evreninde Baba Gündüz ‘e (Kılıç), Baba Hakkı ‘ya (Yeten) neler anlatıyorlardır, kimbilir!

Karakış iliklerimizi mi donduruyor, canınız evden çıkmak istemiyor mu? Kalkın, evden dışarı çıkın. İnönü Stadı’na koşun, yaşama hız ve enerji katan futbol ateşinden payınıza düşeni alın.
UEFA Kupası’nda final hedefleyen Beşiktaş, geçen hafta Slavia Prag’a 1 - 0 yenildi, biliyorsunuz. Lucescu’nun evdeki hesabı çarşıya uymadı. Ahmet Yıldırım’ın sakatlanmasıyla taktik şablonu bozuldu. Oyuna erken giren Sergen beklenen etkinliği yaratmadı. Kontraatağa yakalanıp, Cordoba’nın da hatasıyla Dosek’in golüne teslim oldular.

Kılıç kalkan
Yarın rövanş günü. Beşiktaş’ın işi hiç de kolay değil. Savunmada Zago yok, forvette İlhan var. Keşke ikisi de sahada olsaydı. Dostların "Beraberlik Uzmanı - Korku Profesörü" diye adlandırdığı Lucescu, bu maçı 2 farkla kazanabilmek için hem kontrol hem de cesaret üzerine ustalığını sergilemek zorunda. Tam anlamıyla kılıç kalkan oyunu. Soğuktan kanımız dondu, alıştık. Peki heyecan ve coşkuyla buharlaşmaya hazır mısınız? Haydi İnönü’ye!