Ya Benimsin Ya Toprağın!!!

5 Eylül 2018

Sevgi Bahanesi Altında Öfkesi Burnunda Erkekler;

Sevgisine yanıt alamadığında ellerindeki silahı kadına yöneltir. Bu silah bazen aşk şiiri, bazen intihar ederim tehdidi, bazen fiziksel şiddet, bazen duygusal taciz, aşağılamadır. Onların üzüntüsü sevdiği kadını kaybetmek değil, üzüntüsü narsist yaralanmalarıdır. Kazanamamış olduğu için, avını kaçırmış olduğu için, öyle kızgın ve öfkelidir ki ortamı yakıp yıkarlar.

Acıdan kıvranırken, silahlarıyla delik deşik ederler. Kazanamamıştır, tıpkı karşı takımın oyuncularının O’nun kalesine gol atıp, galibiyet elde etmesi gibi görür, kaybettiği kadını. Nihayetinde oynadıklarının bir oyun olduğunu unutur, ortalığı yakıp yıkan magandalardır onlar.

Herkesin istediği teklifi yapma özgürlüğü varsa, karşıdakinin de istediği teklife evet - hayır deme özgürlüğü olduğunu unutur.

Tehdit ya da şantaj kokusu sinmişse üstüne bu kokuyu alan kadının kapıyı kapatacağını unutur ya da algılayamaz hala niye kaybettiğini. Kafası karışıktır, bazen de çok sevdiğini haykırır, O olmadan nefes almadığını, O yoksa kendinin de olmayacağını.

“Ben yoksam sen de olmamalısın” düşüncesi onun kontrolünü iyice zorlaştırır.

Bu kişilerin davranış ve düşünce biçimleri incelendiğinde yetiştirilme biçimlerinde abartılı kazanç, kaybetmeye tahammülünün olmaması, problem çözme becerisinde yetersizlik, sosyal destek sistemlerinde azlık bazen de yalnızlık gibi ortak özellikler görülmüştür.

Her insan sevdiğini kaybettiğinde, Kayıp duygusu içindedir. Önce akıntıya kapılıp giden bir sandal gibidir. Yalnız, çaresiz, bitkin. Bu duyguya tahammül zordur. Ancak toplumumuzdaki ritüeller acı- kayıp karşısında örnek olabilecek özelliklere sahiptir. Dayanışma, yalnız bırakmama gibi sosyal destekler, sürecin ağırlığını hafifletir.

Yazının devamı...

Sevgi ile Kalın

5 Eylül 2018

Sevgi duygusu hepimizin yoğun bir şekilde ulaşmak istediği, ilerdeki hedef olarak ortaya koyduğu ama ulaşmakta zorlandığı bir duygu haline geldi.

Kişinin hayali, sevgi dolu bir eşinin olması, sevgi dolu bir çocuğunun olması, sevgiyle ona yaklaşan iş arkadaşlarının olması. Ben sevgimi versem de vermesem de onlar sevgilerini hep göstersinler beklentisi.

Sevgiyi bulma hayalleri kurarken, bir yandan da aman güvenme, tedbirli ol gibi korku ve kaygı mesajları veriyoruz. Bu durumda verilen mesajlarda, öğrenilen baskın duygu korku ve kaygıdır. Aslında böyle bir beklenti içinde olmak bile kaygının bir görüntüsüdür. Yani böyle bir korku ile sevgiden uzaklaşırız.

Bazen de çok sevip onu sevgiye boğarız. Boğarız dedim, görüldüğü gibi sevgiye boğmak da sevgiyi yok eden ve onu kaçıran bir anlayış. Sevgide, diğerinin varoluşunu kabul eden, sınırını gören bir kabul var. Gelişen ve geliştiren ve bunu yaptıkça güçlenen.

O zaman sevgide biraz da ayrılık var. Ayrılık olumsuz bir kelime. Yine içimize bir şüphe düştü değil mi?

Seven ayrılır mı diye düşünürüz. Ayrılık o kişi ile bir mesafe koyup sevginin mayalanmasıdır. Özlemesidir. Ona yönelik içsel hareketin başladığı an budur. Onun azıcık uçup gitmesine müsaade ettiğimizde , bu sözü duymaz mıyız? Çok özledim veya seni çok seviyorum. Yanımızda iken duyamadığımız bu sözler, biraz uzaklaştığında kendiliğinden çıkıveriyor

sevgi “an”ın içindedir. Şimdi, burada, yarında değil. O an, size yaptığı espiride, kurmaya çalıştığı yakınlıkta, bakışlarında. Yanıbaşımızda.

Birçok konuda koruyucu sağlık hizmetleri içinde, eğitim hizmetlerinde, ailede, işyerlerindeki eğitimlerde

Yazının devamı...