Bakan böyle istiyor!

Bakan böyle istiyor!


Çocuk ile ana arasında soybağı doğumla kurulur. Çocuk ile baba arasında soybağı, ana ile evlilik, tanıma veya hakim hükmüyle kurulur. Soybağı ayrıca evlat edinme yoluyla da kurulur.
(Medeni Kanun Tasarısı Madde 282)


       Kültür Bakanı İstemihan Talay, köşe yazarlarını tek tek aradı, mutlaka basın toplantısına gelmelerini istedi. Toplantıda, İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı’nın (İKSV) sorumluluğunda olan İstanbul Kongre ve Kültür Merkezi hakkında dosyalar dağıtıldı, dosya çeşitli belgeler(!) içeriyordu. Aynı belgeler e - mail’lerle, özel kuryeyle de gönderilmişti... Konudan habersiz biri olsanız, sanırdınız ki, korkunç bir durum var ve kimbilir bakan neler açıklayacak?
       Oysa her şey çok şaşırtıcıydı... Koskoca Kültür Bakanı’nın başarılarını inkar edemediği hatta övdüğü kişi ve kurumlara “ben böyle istiyorum, böyle olacak" tavrıyla yaklaşması, belge diye somut bir şey ortaya çıkaramaması, sorduğumuz hiçbir soruya açıkça yanıt verememesi, bu kültür insanları ve kurumlarıyla sanki iki ayrı kamp gibi anlamsız çatışmalara düşmesi ve onları yok etmeye çalışması gerçekten şaşırtıcı ve düşündürücüydü.
       İstemihan Talay, birdenbire, beş yıldır inşaatı sürdürülen kültür merkezi ile ilgilenmeye başlıyor... Aslında Şakir Eczacıbaşı, Bülent Ecevit’den randevu alamadığını, bakanlığın kendileriyle ilgilenmediğini söylemeye başladığında, birden bu merkez önemli hale geliyor. Ve işte bu “korkunç" belgeler basına veriliyor. Üstelik öyle bir dediğim dedik tavır var ki, basın toplantısındaki gazetecilere, “bana sadece bu konu ile ilgili soru sorun" denebiliyor. Oysa Devlet Opera ve Balesi ile Devlet Tiyatrosu’nda olup bitenler de bu konudan uzak değil.
       Talay sözlerine, “kişi ve kurumlar kavga etmek yerine uzlaşarak sonuçlar elde etmeli" diye başlıyor... Oysa, kendisine de söylediğim gibi, yumuşak ses tonuyla konuşmak kavga etmediği anlamına gelmiyor. Bakan bizzat, daha gidip görmediği mekan hakkında anlamsız bir kavgaya giriyor.
       “25 bin metre kare olarak başlatılan inşaat, Kültür Bakanlığı tarafından onaylanmamıştır ve 70 bin metre kareye çıkartılmıştır" diyor. Metrekarenin ne zaman arttığı sorulduğunda “bunu henüz tesbit etmiş değiliz" diyor.
       İkide bir “vakfın bu kurumdan rant elde edeceğini" söylüyor... “İnşaata ticari alanlar kondu" diyor... Nedir bunlar diye sorulduğunda düşünüyor, “otopark, restoran gibi" diyor... Bunlar her kültür merkezinde olur, olmalı, ne var bunda dendiğinde, “bu gibi yerlere rant merkezi" denir diyor.
       En tuhaf açıklaması ise, “daha önce bu konuyla neden ilgilenmediniz" sorusuna, “suyun kaynama noktasına gelmesini bekledim" demesi... “Daha önce girişimde bulunsaydım Kültür Bakanı İKSV’nin faaliyetine karışıyor düşüncesiyle karşılaşabilirdim" oluyor. Oysa bu girişimiyle kurumların özgür hareket etmesine tahammül edemediğini gösteriyor.
       Yani Kültür Bakanı “son derece önemli şeyler yaptığı konusunda tartışma bile yapılamaz" dediği kişi ve kurumları yok etmek ve bugüne dek yaratılmış başarıları kendisine mal etmek istiyor. Bunu kendisine sorduğumda yanıtlamıyor. Klasik bir politikacı gibi, konuşuyor ama cevaplamıyor. Özetlersek sevgili İstanbullular...
       Çok iyi işler yapan bir sivil toplum örgütü daha, kısır hırslar ve tartışmalar sonucu, dediğim dedik bir bakana (belki de başbakana) kurban gidiyor...

Gittik gezdik Mükemmel

       Bu anlamsız tartışmalara neden olan Ayazağa’daki İstanbul Kültür ve Kongre Merkezi’ni (İKKM) gezdik... Gerçekten İstanbul’un en büyük eksikliğini giderecek mükemmel bir yer. Merkezin yapılış öyküsü ise şöyle:
     
  • Arazi 3. Kolordu’nun. Nejat Eczacıbaşı, Kenan Evren’le konuşuyor ve konu çözülüyor. Araziyi, Hazine, Kültür Bakanlığı’na, bakanlık da vakfa devrediyor. İnşaatın yapımı ve 49 yıllık kullanma hakkı vakfın oluyor. Nejat Bey “öyle bir şey istiyorum ki daha iyisi olmasın" deyince bir yarışma yapılıyor.
  • Halen bu merkez için, sahne ve ses mühendisliği, iç mimar, çevre düzeni, işletme uzmanları, proje yönetimi konusunda altı yabancı kuruluş çalışıyor.
  • Kültür Bakanı’nın alan büyütüldü dediği durum şu: Üst üste inşa edilen iki salon, İngiliz danışman firmanın raporu üzerine 1000 kişilik çok amaçlı salon haline dönüştürülüyor. Önceden hazırlanan plana göre yedi bin metrekarelik bir büyüme sağlanmış.
  • Rant getirecek alanın toplamı ise bin200 metrekare. Vakfa bir gelir kalması söz konusu değil.
  • Merkez, beş bin 700 kişiye aynı anda hizmet verebilecek kapasitede.
  • Proje maliyeti 80 bin dolar artı KDV, son iki yıldır parasal destek durduğu için sadece İMKB’nin sponsorluğunda tarihi eserlerin restorasyonları sürüyor.
  • Kültür Bakanı metrekare fiyatının 500 dolar olmasını istiyor, oysa dünya standardı 2000- 3000 dolar, bu merkezin metrekare fiyatı ise bin 200 dolar.
  • İKSV, kültür ve sanat alanında bir uzman, dünyanın her yerinde bağlantıları var, şimdiden bazı önemli anlaşmalar yapılmış... Tabii bitirilebilirse...
  • Bu merkezin 60 milyon dolara daha ihtiyacı var. Eğer bu para zamanında bulunursa İstanbullular, daha doğrusu dileyen herkes bu muhteşem yerden 2002 yılında yararlanmaya başlayacak.

         Cumhurbaşkanı’nın ilgisi
           Şakir Eczacıbaşı’nın Bülent Ecevit’i eleştirmesinden sonra Kültür Bakanı’nın devreye girip bakanlık üzerine almak istediği İKKM ile Cumhurbaşkanımızın ilgilenmesi ise çok hoş bir olay. Cumhurbaşkanı burayı gezdikten sonra İKSV’yi kutluyor ve vakıftan Cumhurbaşkanlığı’na bağlı Devlet Denetleme Kurulu’nun buradaki gelişmelere el koyup incelemesi önerisini alıyor.
           Şakir Eczacıbaşı şunları söylüyor: “220 ayrı kültürün yaşadığı, en büyük zenginliğin kültür olduğu Türkiye’de en az pay kültüre ayrılıyor... Londra’nın güvenlikten sonra gelen ikinci büyük gideri kültürdür. Avrupa’da kültür komplekslerini devlet ve yerel yönetimler sağlar ancak sonra işlerine karışmaz. Her şeyi özelleştirmeye çalışırken burası devleştirilmeye çalışılıyor. Kültür Bakanı kendi bindiği dalı kesmek istiyor. Oysa buranın başarısı onun da başarısı."
           Kültür Bakanı İstemihan Talay, Zeugma konusunda uyudu, Paris’deki kültür adamımız Vecdi Sayar’a sinirlenip onu Hakkari’ye tayin etti, Devlet Tiyatroları’nın başına getirilen Rahmi Dilligil hakkında iki soruşturma açıldığı halde aldırmadı, İstanbul Operası’nı ihya eden Yekta Kara’yı haksız kazançla suçladı ama Lirik Tarih’i kopyalayan Güzel Sanatlar Genel Müdürü Mehmet Özel’in bu işten ne kadar telif aldığını açıklamadı, şimdi de İstanbul’un gözdesi İKSV’nın peşine düştü... Neden?
           Bu soruların cevabı yok, ancak şu tavır çok açık: “Çünkü öyle istiyorum."
           İstanbullular bu kültür ve kongre merkezine sahip çıkalım. Bakanlara, başbakanlara rağmen.

    Güzel şeyler de var

           Essen Üniversitesi’nde Türkçe Profesörü Zehra İpşiroğlu, asistanı dramaturg öğretmeni Emre Erdem taa oralardan kalkıyorlar, Alman öğrencilerle birlikte yazlık tatillerini iptal edip, deprem bölgesinde tiyatro yapıyorlar... Bu konunun en güzel tarafı bu... Oralarda pek çok kişi ve sivil toplum örgütü hâlâ canla başla çalışıyor evini barkını unutup... Evet işin en can alıcı yanı bu ve onlar iyi ki varlar.
           Kavurucu yaz sıcağında Ayça Atikoğlu ile birlikte Yalova ve Değirmendere’ye gittik. Emre ve arkadaşları kocaman bir kamyonu gezici tiyatro sahnesine dönüştürmüşlerdi... Çadırkent çocuklarından bir tiyatro topluluğu kurmuşlar ve bunu öteki çadır kentlere taşıyorlardı...
           Grips Tiyatrosu’ndan Stefan Fischer Fels, Dresden Tiyatrosu’ndan Kerstin Hess, Yunanlı Katerina ve hepsi, o çocuklar o kamyonun üzerindeyken nasıl heyecanlanıyorlar, nasıl alkışlıyorlar, sanki dünyanın en önemli bir tiyatro festivalindesiniz.
           Zehra İpşiroğlu ve projenin sahibi Emre Erdem’e göre, “Çocukları bu şekilde doğaçlama tiyatroya katmak, yaratıcı eğitimin bir parçası". Hem öğretmenler hem öğenciler aynı proje içinde yer alınca hiyerarşi aşılıyor ve özgürleşerek daha yaratıcı olmayı öğreniyorlar. İyi şeyler de var... Neyse.

    Üç okunası kitap

         Bizden üç kitaptan söz edeceğim bugün... Hem keyifle okuyacağınız, hem pek çok şey öğreneceğiniz üç kitap...

           Eski Paris Büyükelçisi Tanşuğ Bleda’nın, meslek anılarını yazdığı Maskeli Balo’yu okuyup bitirdiğinizde üzülüyorsunuz... Kitap bitti diye... Çok akıcı bir dille yazılan kitabı yer yer gülümseyerek hatta kahkahalar atarak zevkle okuyorsunuz. (Doğan Kitap)
           Meslektaşım Zehra Güngör’ün Yasak Ülke -Dalai Lama ile Tibet’te kitabını ise özellikle mistik dünyaya ilgisi olanlara hararetle tavsiye edebilirim. Zehra, Dalai Lama ile Hindistan’da buluştu, ailesinden, geçmişinden, bugününe kadar uzun uzun konuştu.
           Dalai Lama Zehra ile uçakta yanyana oturuyordu, Zehra’nın elini tutuyordu, Zehra, “Dalai Lama’nın tek bildiği, kırk yıldır giremediği Tibet’e yeniden gireceğiydi. Katır sırtında bırakıp gittiği Tibet’e Boeing 747 tipi uçakla geri dönüyordu" diye yazıyor. Ayça Atikoğlu bu kitap için şunları söylüyor: “Bu kitapta huzuru bulabilmeniz için neleri almanız değil, neleri atmanız gerektiğini öğreneceksiniz." (Altın Kitaplar)
           Üçüncü kitap bir başka meslektaşım, Betül Uncular’ın “Uçurumun Kıyısındaösı. Sevgi Özel, şöyle diyor: “Betül bir süredir kanserle savaşıyor. Yıllar önce başını ezdiği kanseri yine yenecek. İnancım, onun savaşım gücünden kaynaklanıyor. Bu hastalıkla boğuşurken anı yazması başka nasıl açıklanabilir?" Betül Uncular bu kitabında gazetecilik anılarını, kendi yaşamını, hastalığını gazeteciliğin getirdiği o sade dille anlatmış... Çok ama çok keyif alacaksınız. (Broy)


    Yazara E-Posta: dasena@milliyet.com.tr

  • Şahan Gökbakar: Ne oldum değil, ne olacağım diyeceksin!Şahan Gökbakar, sosyal medya hesabından paylaştığı video ile son dönemde kendisine gelen eleştirilere ilginç bir gönderme yaptı.

    İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

    Sıradaki Haber