GÜNDEMDEKİ SERGİLER

13 Temmuz 2019

Yaz aylarını yurt dışı seyahatleriyle renklendiren sanatseverler için öneriler ve İstanbul’da kapılarını yeni açan sergileri derledim bu hafta...
Kendine has malzeme kullanımı ve tekniğiyle yerini sağlamlaştırmış Azade Köker ve düşündürücü enstalasyonlara imza atan Eşref Yıldırım, Almanya’nın Solingen kentinde oldukça ilgi çekici bir grup sergisinde yapıtlarını gösteriyor. The Center for Persecuted Arts’ta ziyarete açılan ‘Spirit of the Poet’ başlıklı sergi; eziyet, zorunlu göç ve türlü travmatik olayların bıraktığı kişisel iz ve deneyimlere odaklanıyor.
Mülteci krizinin ve özgürlükten mahrum bırakılmış kitlelerin, küresel ölçekteki mağduriyetine dikkat çekmeyi hedefleyen yedi çağdaş sanatçı; kaotik bir dünyada direnmenin yollarını kendi üsluplarınca yorumluyor. Nazi zulmünden kaçmayı başarmış Yahudi asıllı Alman sanatçı Else Lasker-Schüler’e ithaf edilen seçkide, Köker’in minyatür sanatına gönderme yaptığı ‘Devshirmeh’ isimli çalışmasına, savaş mağduru Halep kentine de değinen eserleri eşlik ediyor. Yıldırım’ın, Ermeni bir şairin anısına ürettiği işi de yine serginin öne çıkanlarından... Iraklı sanatçılar Hayv Kahraman ve Hanaa Malallah ise yurtlarından ayrılmanın travmasını çalışmalarında göz önüne seriyor. Bir şekilde savaş ve şiddete tanıklık etmiş olan Orta Doğu ve Balkan coğrafyasından dokunaklı yapıtların yer aldığı bu sergiyi, 25 Ağustos’a dek görebilirsiniz.
Yolu düşenler için...
Bir diğer sergi haberi ise Polonya’dan... Azade Köker ile birlikte başarılı sanatçılarımızdan Guido Casaretto, Elmas Deniz ve Nilbar Güreş’in de yer aldığı ‘Nature in Art’, Museum of Contemporary Art in Krakow’da (MOCAK) sanatseverleri bekliyor. Doğa, ekoloji, güzellik, yüzleşme, madde ve sembol alt başlıkları altında 70’ten fazla sanatçının eserine yer veren seçki; resimden fotoğrafa, videodan yerleştirmeye kadar birçok farklı tekniği, aynı çatı altında birleştiriyor. Julius von Bismarck, Maurizio Cattelan, Wim Delvoye, Jan Fabre, Julian Opie ve Sarah Lucas gibi yıldız isimler de içeriği zenginleştiriyor. Yolu düşenler, 29 Eylül’e dek mutlaka ziyaret etmeli.
‘Devam Etmek Gerek’
İstanbul’da ise Zilberman Gallery’nin bu yıl 10’uncu edisyonu düzenlenen, artık geleneksel hale gelmiş ‘Genç Yeni Farklı’ seçkisi kapılarını açıyor. Bu kez konsepti güncelleyerek daha önceki yıllarda GYF sergilerine katılmaya hak kazanan isimleri bir araya getiren galeri, sanat ortamına atıldıktan sonra dönüşen kariyerlerinin mevcut durumuna dair bir bakış sunuyor. Bu süreci vurgulamak amacıyla ‘Devam Etmek Gerek’ başlığı verilen sergide; Eda Aslan, Özgür Atlagan, Alpin Arda Bağcık, Zeynep Beler, Sevinç Çalhanoğlu, Nazlı Erdemirel, Gizem Karakaş, Zeynep Kayan, Gülşah Mursaloğlu, Ali Şentürk, Ezgi Tok ve Hasan Özgür Top’un yapıtları görülebilir. 17 Ağustos’a dek izleyebilirsiniz.

Yazının devamı...

İSTANBUL’DAN BODRUM’A...

6 Temmuz 2019

Bu hafta hem yaz günlerini İstanbul’da geçiren hem de şehir dışına tatile giden sanatseverler için, alternatif bir sergi rehberi derledim. İstanbul’dan Bodrum’a uzanan etkinlikleri takibe almanızı öneririm.
SALT Beyoğlu, oldukça ilginç bir konuya odaklanan ‘Uygun Adım Marş!’ sergisine ev sahipliği yapıyor. Yedi yıldır ortak bir araştırma sürecinde olan Maria Andersson ve Nancy Atakan’ın geçtiğimiz sene Göteborg’da gerçekleştirdiği sergiden seçili işleriyle birlikte, yeni üretimleri olan video ve kumaş çalışmaları izleyiciye sunuluyor. Türkiye’nin modernleşme sürecindeki sportif faaliyetlere dair politikaları çerçevesinde spesifik bir alana odaklanan sanatçılar, ulusal beden eğitimi sistemini merceğe alıyor.
Türkiye’deki kültür fizik anlayışına temel teşkil eden İsveç jimnastiği ve yerel uyarlamaların birlikteliği etrafında şekillenen sergi, deyim yerindeyse gerçek bir nostalji şöleni. Türkiye’nin olimpizm ve beden eğitimi alanındaki öncü ismi Selim Sırrı Tarcan özelinde katmanlanan hikaye, Tarcan’ın İsveç’teki Kraliyet Jimnastik Merkez Enstitüsü’ne gönderilmesiyle başlıyor.

Doğallık ön planda
Estetik, tıbbi, askeri ve eğitsel niteliklere sahip Ling jimnastik ekolüne yoğunlaşan Tarcan’ın izinden giden kızlarının ilham verici öyküsü, çok yönlü bir görsellikle aktarılıyor. Genç kuşaklara kazandırmayı hedeflediği sağlam jimnastik felsefesinin temsilcileri olan kızları Selma Mimaroğlu ve Azade Kent’i bu sergi sayesinde öğrenmiş olmaktan mutluyum.
Modern dans alanında çalışan Selma ile terapötik jimnastikçi Azade’nin merkezinde olduğu üretimler, Türkiye’de beden eğitiminin kurulmasının kadınların özgürleşmesi yolundaki etkilerine de vurgu yapıyor. Selma’nın Antik Yunan estetiğine dayanan dans felsefesiyle ABD’li dansçı Isadora Duncan’ın yalınlık ve doğallığı ön planda tuttuğu hareketlerini birlikte okuyan Andersson, bedenin toplumsal algıdaki ‘ideal’ini masaya yatırıyor. Nancy Atakan ise Azade’ye dair işlerinde, 1970’lerde özel ders aldığı jimnastikçinin kendine has metotlarına ve bunları nesilden nesile aktarımına ışık tutuyor. Çizim, video ve tığ çalışmalarıyla gerçekle kurgu arasındaki anlamlı bir köprü kuran Atakan ile video, fotoğraf ve metinleriyle kişisel öyküleri katmanlandıran Andersson’un yapıtları, başarılı bir birliktelik sunuyor bana göre... 20’nci yüzyıl başlarında modernleşen Türkiye’nin spor eğitimi konusundaki rol modellerine dair keyifli bir keşif için sergiyi mutlaka ziyaret edin derim, 30 Ağustos’a kadar devam ediyor.

Çok yönlü sergi

Yazının devamı...

GENÇLERE YOL AÇIN!

29 Haziran 2019

Yaz aylarına hareketlilik getiren grup sergilerinde, yeni yetenekleri keşfetmek için harika bir hafta. Gençlerin hakimiyetindeki seçkilerden bir derleme hazırladım sizler için...
EKAV/Eğitim, Kültür ve Araştırma Vakfı, Güzel Sanatlar bölümlerinde okuyan ve farklı disiplinlerde başarı gösteren öğrencilere verdiği burslarla, Türkiye’deki sanat ortamına katkı sağlamaya devam ediyor. Bu yıl beşincisini düzenledikleri ‘EKAV-Artist New Generation 5’ sergisi, genç isimleri takibe almak için kaçırılmayacak bir fırsat.
Küratörlüğünü Ilgın Akın’ın üstlendiği seçkide yer alan sanatçıların her biri, geleceğin kayda değer isimleri olmaya aday diyebilirim. İnci Aksoy’un sosyal sorumluluk projelerine verdiği değerin bir yansıması niteliğindeki bu sergi dizisinin beşinci yılını doldurmuş olması da sevindirici. Gençlerin önünü açacak bu tür etkinliklerin önemini sık sık vurguluyorum. Biz sanatseverlere de bu projeleri takip etmek ve ziyaretlerimizle serginin görünürlüğünü arttırmak düşüyor. EKAV galeriyi 29 Haziran’a dek mutlaka görün derim.
Keyifli bir sergi
Gelenekselleşmiş bir diğer etkinlik ise, Akbank 37. Günümüz Sanatçıları Ödülü Sergisi... Çağdaş üretimleri desteklemek ve gençlerin sanat ortamına kazandırılmasına katkı sağlamak amacıyla, uzun yıllardır düzenlenen yarışma ve sergi dizisinin bu yılki teması ‘Ortak Stratejilerin Gösterisi’ olarak belirlenmiş.
Küratörlüğünü Melih Görgün’ün üstlendiği sergi; çatışma ve krizlerin doruğa ulaştığı böylesine bir döneme ayak uydurabilmek, üretebilmek ve hayatta kalabilmek adına alternatif önerileri odağına alıyor. “Gündelik yaşamın doğal dinamiği haline gelen toplumsal dönüşümler, yer değişimleri, tüketim eğilimleri, kültürel ve kentsel politikalar bizlere ne kadar alan tanıyor?” gibi soruların peşinden giden sanatçılar, bu yeni durumların içinde varolunacak ortak stratejileri araştırıyor. Çeşitlilik, eşitlik ve farklılık gibi kavramlar üzerine kurgulanmış bir dilin yanıltıcı yönlerini ele alarak, medya eliyle bizlere sunulan içeriği yeniden yorumluyorlar.
Dereceye giren 20 sanatçının farklı disiplinlerden işleri; çağdaş sanat ve kültürel dinamizmin çağımızın olumsuzluklarıyla baş etmeye yardımcı niteliğini öne çıkartıyor. Hem yeni üretimleri keşfetmek hem de güncel bir temayı farklı bakış açılarından incelemek adına keyifli bir sergi. 31 Temmuz’a dek Akbank Sanat’ta devam ediyor.

Yazının devamı...

DİJİTALDEN METALE

22 Haziran 2019

Dijitalleşmenin güncel sanat pratiğine derinlemesine etki ettiği günümüzde, bu alandaki proje ve çalışmaların her disiplinden sanatçının takibinde olması gerektiğine inanıyorum. Yeni medya olarak özetlediğimiz ancak aslında ayrı bir akım olmaktansa, tüm üretim mecralarında işlev bulabilen dijital sanat adına heyecan verici bir etkinlik düzenleniyor.
İnovasyon danışmanlığı alanında hizmet veren ve sanatı, iş ile teknoloji dünyasıyla bir araya getirmeyi hedefleyen ArtBizTech ekibi; bu yıl üçüncüsünü hayata geçirdikleri bang. Prix 2019’un programına seçilen eserlerden derlenen dijital sanatlar sergisini Studio-X Istanbul’da izleyiciyle buluşturuyor. Bu edisyonda ‘digital beast’ temasıyla sunulan sergi; biyo sanat, veri sanatı, yeni medya ve kinetik sanat kategorilerini kapsayan 11 projeden oluşuyor. Tasarımdan teknolojiye, felsefeden sosyolojiye çok yönlü bir temelden beslenen çalışmalar, dijital odaklı olmalarının ötesinde, günümüz perspektifinden yaratıcı bakış açıları ortaya koyuyor.
Küratörlüğünü Esra Özkan’ın üstlendiği bang. Prix 2019 sergisi, deneysel yaklaşımıyla da ilgiyi hak ediyor. Bilinmez bir evren kurgusunda kendisine yer bulan işler, dijital sanat adına yenilikçi duruşlarıyla benim beğenimi kazandı. Sanattan ilham alan inovasyon projelerinin önünü açmak ve gençlerin teknolojik ile bilimsel unsurlar içeren sanatsal üretimlerini desteklemek hedefiyle yola çıkan ArtBizTech’in bu verimli projesini izlemek için son gün 29 Haziran.

Görülmeye değer
Versus Art Project’te kapılarını açan sergi ise fotoğrafseverler için güzel bir seçenek... Metehan Özcan’ın üçüncü solo sergisi ‘Dekor’, sanatçının; son dönem üretimlerinin yanı sıra, Venedik Bienali 14. Uluslararası Mimarlık Sergisi Türkiye Pavyonu’nda sergilenen ‘Tarifler No 24’ adlı çalışması gibi işlerini de içeriyor. Fotoğraf düzenlemelerinde; insan, hayvan ve bitki formundaki kentlileri alternatif bir sınıflandırmayla bünyesinde taşıyan toplumsal yapıları irdeleyen sanatçı, mimari-şehir-birey ekseninde yakın geçmişten günümüze gerçeküstü bir bakış sunuyor. Özgün fotoğrafik yorumlarına ek olarak kamusal ve özel arşivlerden edindiği malzemelerle serginin içeriğini zenginleştiren Özcan’ın gündelik yaşama ilişkin bireyden topluma uzanan sistem yorumlamaları görülmeye değer. Sergi, 20 Temmuz’a dek devam ediyor.

Dördüncü edisyon
Karaköy sanat rotasının yenilikçi durağı Mixer, artık gelenekselleşmiş olan açık çağrı serisine, bir yenisini daha ekledi. Bu sene dördüncü edisyonu düzenlenen ‘Mixer Sessions’, genç ve kariyerinin başındaki sanatçıların üretimlerini izleyiciyle buluşturmaya devam ediyor. Yapıt çeşitliliği; tuval, video, özgün baskı ve daha pek çok farklı malzemeyle mecrayı kapsayan sergi, gençlerin eğilimlerini incelemek ve yakın gelecekte karşılaşacağımız çalışmaları önceden takip etmek açısından birebir. 4 Ağustos’a kadar devam edecek olan seçkiyi kaçırmayın derim.

Sınırları zorluyor

Yazının devamı...

HAFTANIN SERGİLERİ

15 Haziran 2019

Tatil dönüşü sendromuna ilaç gibi gelecek haftalık sergi rehberi sunuyorum bugün sizlere... Kentin dört köşesinde her beklentiye uygun dolu dolu bir gündem var.
n Evliyagil Dolapdere, yine başarılı bir grup sergisiyle karşımızda. Küratörlüğünü Beral Madra’nın üstlendiği ve çağdaş üretimin öncü isimlerini bir araya getiren ‘Nesnelerin Gizli Yaşamı’, 20 yıl boyunca üretilmiş itici nesneleri mercek altına alıyor. Türkiye’nin hızla dönüşen sosyo-kültürel profilini gözlemci ve araştırmacı bir yaklaşımla ele alan sanatçılar, tekinsizlik algısını yeniden kullanımına açıyor. Ekin Saçlıoğlu, Erdal Duman, Esin Turan, Mehtap Baydu, Memed Erdener (Extramücadele) Şakir Gökçebağ, SENA, Sena Başöz ve Serkan Demir gibi merakla takip ettiğim sanatçıların işlerini böyle bir tema altında görmek, güzel bir deneyimdi. Sergiyi, 14 Temmuz’a dek izleyebilirsiniz.
Arkeoloji, fotoğraf ve mimari
Galata Rum Okulu ise bir kişisel sergi bir de grup projesiyle yazı karşıladı. Sevim Sancaktar’ın arkeoloji, fotoğraf ve mimari temelli çalışmalarını bir araya getiren ‘Göz kapakları, iki dost iki düşman’ başlıklı sergi; kimlik, hafıza, tarih yazımı, tanıklık ve kayıp gibi kavramlara odaklanıyor. Fotoğraflara ve buluntu nesnelere eşlik eden mekana özgü yerleştirmesiyle sanatçı, arşiv tanımından dışarı taşanları ve arşivin gizlediklerini konu ediniyor. Anlam, bellek ve zaman üzerine sorgulamalarını paylaşan Sancaktar’ın sergisini ziyaret etmek için 15 Haziran son gün.
Okulun dördüncü katında yer alan Açık Okul Projesi’ndeki ‘Pandora’nın Kara Kutusu’nu da görmeden geçmeyin derim. Mekanı bir kara kutu gibi düşünerek, herkesin kendi kutusundan çıkanları aktarabileceği, kolektif bir paylaşım alanı olarak tasarlanan proje; sergileme, sunum ya da okuma etkinlikleri gibi alternatif biçimlerde sanatseverlerle buluşuyor. İzleyicinin de katılımıyla şekillenmesi beklenen süreç, Galata Rum Okulu’nun geçmişteki eğitim merkezi kimliğine de vurgu yapıyor. Nancy Atakan’dan Kerem Ozan Bayraktar’a, Deniz Gül’den Gülsün Karamustafa’ya, Hale Tenger’den Ezgi Tok’a kadar, pek çok başarılı sanatçının birlikteliğinde hayat bulan proje için son gün 15 Haziran.
Geçmiş ve gelecekle ilişki
Pg Art Gallery, kendine has naif ifade diliyle tanıdığımız Ayşe Wilson’ın kişisel sergisine ev sahipliği yapıyor. Çocukluk deneyimlerine, nostaljiye ve gençlik ile yetişkinlik arasındaki sancılı sürece odaklanan Wilson, masumiyetle tecrübenin sınırlarını ve kesişim noktalarını konu ediniyor. Yaşamdaki her dönemin kendine özgü karakterini ve zihinsel eğilimlerini araştıran sanatçı, insanın gelişimini şekillendiren keşif ve dönüşüm sürecini işlerine yansıtıyor. ‘Quiet Afternoon’, 22 Haziran tarinine dek izlenebilir.

Yazının devamı...

HAZİRANDA ÖNE ÇIKANLAR

8 Haziran 2019

Yaz sergileri bir bir kapılarını açıyor. Bu hafta haziran ayı içinde sanat rotanıza almanızı önerdiğim bir liste hazırladım.
Merdiven Art Space, çizgi dışı programına Mısır asıllı Alman sanatçı Susan Hefuna ile devam ediyor. Hefuna, geçtiğimiz yıl tanışma ve röportaj yapma fırsatı bulduğum çok önemli bir çağdaş sanatçı. Çizim, fotoğrafçılık, heykel, yerleştirme, video ve performans gibi pek çok medyumda iş üreten sanatçı, pratiğinde kültürler arasındaki deneyim ve kodlara odaklanıyor. ‘Screens’ başlıklı bu kişisel sergisinde de kendi deyimiyle ‘pasaport taşımayan’ çalışmalarından özel bir seçki hazırlamış. Yaşamı boyunca iki farklı kıta arasında gidip gelerek pek çok yaşanmışlık biriktiren sanatçı, yabancı tanımını da sorgulamış. Bil(in)mediği bir toprağın dışında bırakılmışlık baskısıyla, paralel bir bağlamda yabancılığı ele alan Hefuna; ulaşılabilir görülen fikirsel, coğrafi ya da ekonomik her imkânın, aslında paravanlarla engellenmiş olduğu gerçeğini bizlere hatırlatıyor.
Hefuna’nın betimlediği bu düzende sınırlar belirginleşiyor, mekanlar ise mecazi olarak daha da daralıyor. Bizler de bu yeni düzende ekran, perde ya da sahnenin arkasındakileri sorgulamadan yaşama devam ediyoruz. Sergi, bu alt metin üzerine kurgulanmış ve benim Susan’ın üretimleri arasında en çok beğendiğim Mashrabiya serisiyle maskeleri bir araya getirmiş. Her biri geleneksel ahşap oymacılığının büyüleyici örnekleri olan Mashrabiyalar ve maskeler, kavramsal açıdan perdeleme işleviyle öne çıkıyor. Hefuna için bu iki nesnenin yeri oldukça ayrıcalıklı.

Sınırları sorguluyor
Çocukluğunun geçtiği Mısır’daki Kahire şehrinin manzarasını gözlemlerken, hafızasına kazınan dış cephe unsuruna atıfta bulunduğu Mashrabiyalar; gizlenme, korunma ve mahremiyet arayışlarına kucak açan müşrefiye mimarisiyle, minimalist çağdaş ifadeciliğin dengeli diyaloğundan besleniyor. Soyut deyişler ve kelimelerle bu paravanların hem ışığı filtreleyen hem de meditatif niteliğine vurgu yapan Hefuna, kamusal ile özel alan, dışarıya ve içeriye ait olan arasındaki sınırları sorguluyor.
Muazzam bir zanaat örneği olan maskeler ise Susan’ın Avrupalı kökeninden ilhamla ürettiği bir seri. Almanya’nın güneyinde, kış sonu düzenlenen karnavalın geleneği olarak her köyde yaratılan farklı karakterleri temsil eden bu çalışmalar, her ailenin nesilden nesilde aktardığı kültürel kimliğinin dışavurumunu yansıtıyor. Susan Hefuna’nın eserlerini besleyen unsur kuşkusuz milliyet ve cinsiyetten arındırılmış olmaları... Küreselleşmenin son hızla yayıldığı bu dönemde bile Doğu-Batı semboliğini kalıp yargılarla çerçevelendiren bir ortamda sanatçı; dönem, mekan, kültürel kodlarla dil arasındaki bağları ve kopuşları başarıyla ele alıyor. ‘Screens’i 20 Temmuz tarihine kadar mutlaka izleyin.

Desenlerle tanışın

Yazının devamı...

VENEDİK BİENALİ İZLENİMLERİ

1 Haziran 2019

Türkiye sanat ortamını yakından ilgilendiren ve Avrupa’nın prestijli sanat etkinliği Venedik Bienali, kapılarını açtı. Geçtiğimiz hafta ziyaret etme fırsatı bulduğum bienalin sanatçıları arasında, Halil Altındere’nin yer alması ve ulusal pavyonu İnci Eviner’in temsil etmesi hepimizi gururlandırdı.
Küratörlüğünü Londra’nın en önemli kurumlarından Hayward Gallery’nin yöneticisi Ralph Rugoff’un üstlendiği 58. Uluslararası Venedik Bienali, kariyerini uluslararası düzeye taşımış 79 sanatçının işlerini bir araya getiriyor. Kültürler ve disiplinler üzeri yapısıyla göz dolduran bu geniş seçkinin yanı sıra ulusal pavyonları da başarılı buldum. Eviner’in ‘Biz, Başka Yerde’ başlıklı sunumu, mimari altyapıyla bütünleşerek, mekanı adeta bir sahneye dönüştürmüş.
Küratörlüğünü Zeynep Öz’ün üstlendiği pavyonda, Eviner’in performans ve yeni medyayı kendine özgü üslubuyla harmanladığı video enstalasyonları, Arsenale’nin büyüleyici atmosferini daha da güçlendirmiş. Türkiye güncel sanat sahnesinin öncü figürlerinden Halil Altındere ise, ‘Space Refugee’ ve ‘Neverland’ yerleştirmeleriyle ses getirdi. Bienalin 100 yılı aşan tarihindeki ulus temsili meselesini tartışmaya açan Altındere; adeta yurtsuzlar, sınırları reddedenler ve mülteciler adına sembolik bir pavyon kurguluyor. İsmindeki ironiyle vurgulanan bu ‘varolmayan topraklar’, sanatçının hicivli ifade dilini, küresel bir düzen eleştirisiyle kaynaştırdığı muazzam bir çalışma diyebilirim. Bienal ekibinin de ‘May You Live in Interesting Times’ başlığı altında derinleştirdiği kavramsal çerçevede vurguladıkları şekilde; içinden geçtiğimiz kritik döneme ve gündeme dair söyleyecek çarpıcı sözü olan, alternatif bakış açıları öneren isimler arasında Halil Altındere kesinlikle öne çıkıyor.
‘İncelikten yoksun’
Bienalde ilgimi çeken diğer ülke pavyonları arasında Rusya, İskandinavya, Fransa ve İngiltere’yi sayabilirim. Shilpa Gupta sunumuyla bienale katılan Hindistan pavyonu da sınır, kapı, coğrafya, tahribat ve yıkım gibi kavramlar etrafında şekillenen hareketli enstalasyonuyla, favorilerim arasına girdi. Gana ve Güney Kore temsilleri ise mekânla kurduğu diyalog bakımından, öne çıkanlardan diyebilirim. İddialı boyutuyla kendinden söz ettiren ancak estetik niteliği ne yazık ki izleyicilerden geçer not alamamış Lorenzo Quinn imzalı devasa el heykelleri için benim yorumum da pek parlak değil. Temsil ettiği temalar önemli olsa da mekana özgü bir yerleştirmenin bu denli incelik ve kavramsallıktan yoksun olması, Venedik gibi bir sanat şehri adına şaşırtıcı diyebilirim.
Görmeden geçmeyin
Bienal kapsamında görülebilecek özel seçkilerin sayısı da, sanatseverler açısından oldukça doyurucu. Arte Povera’nın ustalarından Jannis Kounellis’in sergisi, Renata Morales ile Marina Abramovic’in kolektif projesi ve Alman sanatçı Baselitz’in Gallery dell’Accademia’daki major retrospektifi, görmeden geçilmemesi gerekenler arasında... Venedik’in yakınındaki küçük kara parçalarından San Clemente adası ise ziyaretçi akınına uğrayan bir diğer lokasyon. Yerel nüfusun azlığına karşın, her yıl turist sayısıyla binleri ağırlayan ada, adeta bir açık hava müzesi niteliğinde... Tony Cragg’den Vasconcelos’a uzanan geniş heykel seçkisi, ziyaretçilere keyifli anlar vadediyor.

Yazının devamı...

MAYISTA ÖNE ÇIKANLAR

25 Mayıs 2019

İstanbul sanat ortamı bahar günlerinin sonunu yaşarken, yaza merhaba diyen sergileri derledim bu hafta sizler için... Nispeten sakin geçecek bu aylarda, sanatseverlerin beklentisine uygun seçkiler de var elbette...
SALT Beyoğlu, çağdaş sanatın değerli isimlerini aynı çatı altında toplayan, deneysel bir koleksiyon seçkisine imza atıyor. Bir eserin üretiminden, koleksiyona dahil olup, onun özgün ruhuyla yeniden işlev ve form bulduğu ana kadar geçen süreyi mercek altına alıyor. İki özel koleksiyondan seçilen 15 yapıtın, yaratılış aşamasıyla günümüz arasındaki kavramsal evrimin ortaklığını konu edinen ‘Aslına Sadık Kalınmıştır’, heykelden fotoğrafa, resimden enstalasyona uzanan çeşitliliğiyle göz dolduruyor.
Çağdaş sanatın önemli destekçilerinden Ayşe Umur ve Tansa Mermerci Ekşioğlu’nun koleksiyonlarından özenle bir araya getirilmiş çalışmalar, arkeoloji ve tarih ekseninde açımlanarak, kent ile toplum belleğine dair etkileyici yorumları barındırıyor. Türkiye’nin çok katmanlı kültürel mirasına dair, sıra dışı bağlantılara hayat veren Handan Börüteçene’nin Bizans ruhundan izler taşıyan sunumuna, Mark Dion’un Osmanlı temelli araştırmasının meyveleri eşlik ediyor. Nancy Atakan’ın ahşap buluntu malzemelerle bu toprakların manevi koruyuculuk sembolünü yeniden tanımladığı işleri, serginin en beğendiğim parçaları arasında...
Çoğu referansın tarihsel ya da coğrafi açıdan birbirine eklemlendiği işleri seyrederken, mutlaka keşfedecek yeni anlamlar bulunuyor. Farklı ülkelerin sanatçıları eliyle yaratılmış olsalar da işaret ettikleri fenomenler, toplumun her katmanı için ayrı sebeplerle ikonikleşmiş durumda. Maşallah yazısından minyatür estetiğine, Galata Kulesi’den Ayastefanos Abidesi’ne kadar pek çok tanıdık imge arasında kurulan köprü, eminim sizin de zihninizi meşgul edecek. Aslı Çavuşoğlu, Dilek Winchester ve Kader Attia gibi isimlerin imzasını taşıyan işlerin, özel koleksiyondan kamusal bir alana transfer olduğu sergi, 18 Ağustos’a dek devam edecek. Mutlaka görmenizi tavsiye ederim.

İlham kavramı...
Galeri Nev İstanbul, temsiliyetindeki sanatçıların fikirden somutlaştırmaya uzanan üretim süreçleri çerçevesinde kurguladığı ‘Pre -’ başlıklı sergiyi, izleyiciyle buluşturuyor. İlham kavramına tarih boyunca yüklenmiş olan anlam ve sorumluluğun ötesinde bir yaratıma ışık tutan sanatçılar, atölyelerinde geçirdikleri zamanı, zihinsel bir laboratuvar mesaisi olarak değerlendiriyor.
Alev Ebüzziya, Aslı Çavuşoğlu, Ahmet Doğu İpek, Ali Kazma, Mübin Orhon ve Tiraje’yi bir araya getiren sergi, teknik açıdan geleneksel ya da yeni medya zincirine eklenmiş olmaktan bağımsız bir eserin kuluçka dönemini, gözler önüne seriyor. Başlangıçtan sona giden uzun ve engebeli yolun, her sanatçı için ayrı yöntem ve motivasyonlarla şekillendiğine dair oldukça ilginç bir sergi diyebilirim. 29 Haziran’a kadar ziyaret edebilirsiniz.

Tarihsel bellek

Yazının devamı...